Çocukluk Çağı Travmaları

Eğer sağlıksız çocuk yetiştirme örüntüsüne sahip bir ailede büyüsüysek şu an bizler de bu örüntüyü sürdürüyor olabiliriz. Muhtemelen farkında olmadığımız birçok şekilde bu örüntüye katkı sağlıyoruz. Evet, korunmasız bir çocukken bize yapılanlardan kesinlikle sorumlu değiliz ama hayatımız için kararlar alabilecek yaşa geldiğimizde geçmişimiz için bir şeyler yapmak yükümlülüğündeyiz.

İlk olarak bu travmaların nitelikleri hakkında bilgi edinerek başlamalıyız. Çocukluk çağı istismarı yalnızca bedenen olmamaktadır. Bakım verenin çocuğu gelişimsel, fiziksel ve psikolojik açıdan olumsuz etkilemesi istismar olarak ifade edilmektedir. Çocuğun ihmal ve istismarı yaşam boyu süren önemli ve bireyi çok boyutlu etkileyen bir sorundur.

Fiziksel istismar, çocuğun sağlığını olumsuz etkileyen ve vücudunda yaralanmalara neden olan her türlü davranış biçimidir. En yaygın görülen fiziksel istismar şekli çocuğun dövülmesidir. Evlerde fiziksel istismara genellikle cezalandırma, öfkeyi boşaltma ve otoriteyi kurma yöntemleri olarak başvurulur. Fiziksel istismar en çok bebeklikte ve okul çağı öncesi dönemde görülmektedir. Bunun apaçık sebebi bu yaş grubundaki çocukların kendilerini ifade edemeyecek durumda olmaları ve savunmasız olmalarıdır. Hatta toplumumuzda yaygın olan bebeğe yönelik şiddetlerden biri de “sarsılmış bebek sendromu” olarak isimlendirilmiştir. Öfkeli ebeveynin bebeği ileri geri olacak şekilde sarsması sonucu beyin kanaması vakaları azımsanmayacak miktardadır. Bu istismar türleri çocuğun fiziksel hasarına ve ölümüne kadar varabilmekle birlikte çocuğun psikolojik sağlığını ve yetişkin yaşamını oldukça olumsuz etkilemektedir. En yakını tarafından zarar gören örselenen çocuk kocaman bir dünyada kendisini nasıl güvende hissedebilir? Diğer insanlara güvenip sevgi bağı kurabilir ya da hiç kuramadığı sevgi bağını nasıl başkalarını aktarabilir?

Yapılan araştırmalara göre ülkemizde fiziksel istismara uğrayan çocukların oranı %65 gibi ciddi oranlar olarak saptanmıştır. Bunun en büyük sebebi ise dayağın bir disiplin yöntemi olarak görülmesidir. Oysa dayak çocuk ve bakım veren arasındaki bağı onarılmayacak şekilde zedeleyen, çocuğun içe kapanmasına, öfkesini dışa yöneltmesine, saldırganlaşmasına ve kendisine zarar vermesine kadar giden zararlı bir yoldur. Çocuklar düşündüğümüzden daha akıllı ve anlaşması kolaydır. Tek istedikleri bizim sevgimizdir, yapmamız gereken tek şey ne istediğimiz, neyin doğru-yanlış olduğu ve yanlış olanın sonuçları hakkında çocukla konuşmak ve sağlıklı bir iletişim geliştirmektir.

Cinsel istismar, çocuğun kendinden büyük yetişkin ya da çocuk tarafından cinsel haz ve doyum amaçlı kullanılmasıdır. Maalesef ki en fazla cinsel istismar vakası çocuğun kan bağının olduğu bireyler tarafından gerçekleştirilmekte ve 3-5 yaş arası çocuklar daha fazla maruz kalmaktadır. Mağdur çocuklar; uykuya dalmakta güçlük çekme, öfke patlamaları, içe kapanma, cinsel içerikli oyunlar ve konuşmalar, olayı anımsatan kişi ve nesneleri aşırı kaygı, yetişkinlere ve temasa yönelik korku vb. tepkiler göstermektedirler.

Yetişkinlik yaşamında ise cinsel yaşamlarında sorunlar, cinsel kimlik bozuklukları, cinsellikten kaçınma ya da sapkın cinsel davranışlar gözlenebilmektedir. Madde bağımlılığı, obsesyonlar, kişilik bozuklukları, bedenselleştirme, depresyon, kendine zarar verme vb. ciddi psikolojik boyutlara ulaşabilmektedir.

Duygusal istismar ise somut bir kanıtı olmamakla birlikte bebek, çocuk ve ergenin benlik saygısını zedeleyici davranımlar, söylemler ve işaretler olarak tanımlanabilir. Duygusal istismar tek başına görüldüğü gibi fiziksel ve cinsel istismar ile de seyretmektedir. Çocuklar sevildiklerini bilmek ve hissetmek isterler. Bebek, çocuk veya ergenin bakımıyla yakından ilgilenmek güvende hissetmesine, sevgi amaçlı dokunmalar, belli bir aile düzeni içinde olması ve sağlıklı bir aile yapısıyla model olunması, çocuğun çevresini de olumlu algılaması, olumlu bağlar kurması için sosyalleşmesini destekleme, verilen geri bildirim ve çocuğa duyulan sevgi ile çocuğun kendini değerli hissetmesini sağlama oldukça büyük önem taşımaktadır.

Çocukken anne-babalar bizim için tanrısal bir önem taşır. Kendimizi güvende hissedebilmek için onların mükemmel olduğuna yönelik inancımızı daima destekleriz. Bu yüzden ebeveynimiz tarafından sevilmiyor, reddediliyor, cezalandırılıyorsak bunun sebebini kendimiz olarak görürüz. Oysa çocuğuna yüzde yüz doğru davranan tek bir ebeveyn bile yoktur. Hatta çoğu ebeveyn oldukça hatalı davranmaktadır fakat çocuklar suçlamaları kendi benliklerine yöneltir. Yetişkinlikte de ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar çevrelerinde ne kadar insan olursa olsun kendilerini değersiz hissederler.

Kimi zaman da bu tanrısal anne-babalar çocuklarıyla rollerini değişmeye kalkarlar. Çocuklarına çocuk olmanın gerektirdiğinden fazla sorumluluk yüklerler. Kardeşin bakımı, evin temizliği, düzeni, yemek yapma ve ebeveynin sırdaşı olma gibi çocuğa ağır sorumluluklar yükleyerek çocuğun çocukluğunu yaşamasına engel olurlar. Bu çocuklar büyüdüklerinde her şeyin sorumluluğunu üzerlerine alıp zaman zaman yetersiz kalıp, bundan suçluluk duyup bir sonraki denemelerinde sorumluluklarını iki katına çıkarırlar. Gittikçe büyüyen başarısızlık hissi oluşturan bu devridaim, insanın yaşam enerjisini yavaş yavaş tüketir.

“Senin iyiliği için” işte bu cümle kontrolcü anne babanın çocuklarına karşı kullandıkları tuzaklardan bir tanesi. Küçükken bizi korumak için ailelerimiz elbette birtakım tedbirler alacaktır. Fakat bizler büyüdükçe ve bir şeyleri kendi başımıza yapabilecek konuma geldikçe kontrolün dozu düşürülmeli yerini güven ve desteğe bırakılmalıdır. Kontrolcü anne babalar ihtiyaç duyulmama korkusu yüzünden çocuklarının acizliğini teşvik ederler. Bu çocuklar yetişkin yaşamlarında kendi hayatlarını idame ettiremeyen, kendi başına kararlar alamayan ve sağlıklı ilişkiler kuramayan ürkek bireylere dönüşürler. Yaşama ve kendilerine karşı duydukları kaygı ve endişe onları bağımlı yani simbiyotik ilişkiye sürükleyebilmektedir. Bu anne baba tipi için çocuklarının evlilikleri de bir tehdittir. Genellikle çocuğun evliliği zarar görür.

Alkolik ebeveynler ise çocukta evde daima hasta birisi olduğu ve kurtarılması gerektiği yönünde bir inanç geliştirir. Çocuklar daima bu ebeveynin iyileşmesini bekler, bunun için çabalar, okulunda başarılı olur, derslerine çok çalışır, dışarıda güçlü olduğu bir yaşam seçer ya da ebeveynin izinden gider. Hastayı iyileştirmemenin yarattığı öfke kendilerine yönelir. Yetişkin yaşamına başarısızlık duygularıyla başlanır ve en çok da çevresindeki insanları kontrol etmeye çalışırlar. Ebeveynin durumu aile için utanılacak bir durumdur. Çocuk bu durumu gizlemek üzerine tembihlenir. Bu yüzden yetişkin yaşamında da kendini açmaktan çekindiği yapay ve sığ ilişkiler kurmaya meyilli olur. Böylesi tanıdık bir ilişki bireyin kendini daha güvende hissetmesine yol açacaktır.

Rekabet eden anne babalar, çocukları büyüyüp geliştikçe kendi başarısızlıklarıyla yüzleşirler. Çocuklarının gençliği, başarısı ve deneyimleriyle rekabet etmeye kalkarlar. Kendi yetersizliğini anca böyle ört bas edeceklerine inanırlar. Bu inanç mükemmeliyetçi tutuma sahip anne babalarda da görülebilmektedir. Mükemmeliyetçi aileler çocukları kusursuz oldukları takdirde ailelerinin çok güzel olacağına inanırlar. Kendi sağlayamadıkları başarıyı çocuktan beklerler. Bu mümkün olmadığı için de günah keçisi olarak çocuğu seçerler. Halbuki çocukların hata yapmaya ve hata yapmanın dünyanın sonu olmadığını görmeye ihtiyaçları vardır. Deneme yanılma yapmak birey için oldukça geliştiricidir fakat bu çocukların böyle bir hakkı yoktur. Yetişkin yaşamında da birey ailesinden gördüğü bu tutumu sürdürmeye çalışır. Ufak bir başarısızlık karşısında yıkılır, belli bir işte çok uzun zaman harcar ya da başarılı olacağını düşünmediği işe girmekten kaçınır. “Böylece yaşamın keyif verici deneyimlerinden mahrum kalır. Bol bol erteler, işi erteler, okulu erteler, evlenmeyi erteler, çocuk sahibi olmayı erteler. Mükemmel olmayacaksa başlamamak en iyisi” diye düşünürler. Başarısızlıkları için kendini suçlar hatta ailesini mükemmelliğiyle taçlandıramadığı için de değersiz hisseder.

Önemli olan ebeveynler olarak çocuklarımızda yeni yaralar açmamak ve sağlıklı yetişkinler olarak yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmaktır. Eğer ruhunda yaralar çoktan açılmış yetişkin çocuklar isek bir an önce yüzleşmemiz gereken bir geçmişimiz var demektir. Bizi etkilemediğini düşünsek bile o yaşantılar bir kere deşilmeye başlandı mı ardından gelecekler bizi şaşırtacaktır. Evet, belki çocukken gücümüz yetmedi belki savunmasızdık ama artık büyüdük. Kendimize yeni bir çocukluk veremesek de yeni bir yetişkinlik verebilecek güçteyiz.

İLGİLİ KİTAPLAR



Zor Bir Ailede Büyümek, Susan Forward-Craig Buck

Yazar, çocuklarına zarar veren aileleri “toksik anne-baba” olarak ifade ediyor. Bu aileler tıpkı kimyasal bir toksin gibi, verdikleri duygusal hasar çocuklarının benliklerine tümüyle yayılmış ve çocuk büyüdükçe yarası da, acısı da büyümüştür. Esas koruyucu olması gereken anne-baba kötü bir davranışta bulunduğunda çocuğun kendini suçlaması varlığına ihtiyacı olduğu o ebeveyni suçlamaktan daha kolay. Bu çocuklar büyüdüklerinde kendilerini yetersiz hissetmeye ve suçlamaya devam ediyorlar. Yazar, “Toksik Anne-Babalar” başlığı altında; kusursuzluk efsanesi,yetersiz anne-babalar, kontrolcüler, duygusal tacizciler, fiziksel tacizciler, cinsel tacizciler olarak farklı aile tiplerini ele alıyor. Bu kısımda kendi aile geçmişinizin nasıl olduğu, ailenizin sizi ne şekilde etkilemiş olabileceği gibi konularda fikir sahibi olabilirsiniz. İkinci kısımda yetişkin yaşamına odaklanıyoruz. Affetmek üzerine konuşuyoruz, kendimizi daha iyi tanımaya çalışıyoruz, yüzleşmelerde bulunarak yaralarımızı iyileştirmeye çalışıyoruz. Döngüyü kurarak geçmişle hesabı kapatıyoruz. Kitabı oldukça başarılı bulduğumu ifade etmeliyim zaten yazımı yazarken de çok fazla yararlandım. Vaka örnekleriyle durumun somutlaştırılması da açıklayıcı olmuş diyebilirim.

Seninle BaşlamadıSeninle Başlamadı, Mark Wolynn

Hayatımı değiştiren, beni bambaşka bir farkındalığa ulaştıran bu harika kitabı da önermek isterim. Ebeveynlerimiz bizim hayata bakışımızı etkileyen önemli kişilerdir, bunu hepimiz biliriz. Peki bu etkinin üç kuşak kadar öncesine dayandığını söylesem, işte bu biraz şaşırtıcı olacaktır. Kitapta okuduğumuz vaka örnekleri durumu daha da açıklığa kavuşturmamıza yardım edecektir. Kendimize, partnerimize ve ebeveynlerimize karşı kullandığımız dilin kendi dilimiz olmayabileceğini söylüyor, Wolynn. Bu dil bize diğer ebeveynimizden ya da ailemizdeki geçmiş travmaların miras kalabilme gücünden kaynaklanabildiğini belirtiyor. Fark etmediklerimize yönelik içgörü kazanmak, karanlık yönlerimize ışık tutmak işlevsel bir yaşam ve sağlıklı ilişkiler için oldukça önemli. Tüm bunlar için de Seninle Başlamadı bir rehber niteliğinde. Aile öykünüzü değerlendirebilecek ve yeni bir yol çizebilecek gücü kendinizde bulacaksınız.

Yetenekli Çocuğun Dramı, Alice Miller

Geçmişimizi değiştirmek olası değil. Olası olan tek şey kendimizi değiştirmek. Geçmişin bilinçsiz kurbanı olmaktansa geçmişini bilen, “onunla da yaşayabilen” bir insana dönüşmek fırsatını kendimize vermeliyiz. Küçükken hırpalanan insanların ani ve yoğun duygusal boşalım yaşamaları pek olası değildir. Sadece anne-babanın mirası olan bir sansürün onayladığı ve geçit verdiği duyguları hissedebilir. Gerçek benlik bilinçsiz ve bundan dolayı da az gelişmiş bir durumdadır. Kişinin içindeki bir hapishanede tutsak kaldığı için iletişim kurma yeteneğinden yoksundur. Gerçek benlik ancak özgür kalınca kendini ifade etmeye ve yaratıcı güçler geliştirmeye başlar. İçimizdeki hapishaneye ve hapishaneden çıkış sürecine ışık tutan bu eser yine kendimizi ve geçmişimizi anlamak için iyi bir kaynak olacaktır.

Senin Suçun Değil, Beyhan Budak

Hayatındaki sorunları düşün; değersizlik duygun, sana zarar veren ilişkilerinden vazgeçemeyişin, başarısızlıkların, aynı hataları tekrar tekrar yapışın, başkalarına şefkatle yaklaşırken kendine acımasız oluşun, içindeki kaybolmayan öfke ve hatta kıskançlıkların…Bunları yaşamayı sen mi seçtin? Ya da belki de geçmişte yaşadıkların bugün böyle hissetmene neden oluyor. Kendini suçlamayı bırak, bu işleri daha kötü hale getirmekten başka bir işe yaramaz. Bu kitapla birlikte geçmişinin karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuğa çıkacağız; içine doğduğun aileden, yaşadığın travmalara kadar, bugün var olan problemlerinin geçmişteki izini süreceğiz. Çocukken alman gereken sevgi, saygı ve güveni alamadığın zaman neler olduğunu, zehirli anne baba davranışlarının nasıl yıkıma yol açtığını görecek; bazen önemsiz sanılan küçük bir travmanın uzun vadeli etkilerinin çok büyük olduğunu fark ettikçe hafifleyeceksin. Bu kitap sana mucizeler vaat etmiyor, hiçbir şey mükemmel olmayacak, ancak şu anki halinden daha iyi hissetmen kesinlikle mümkün. Beraber yürüyeceğimiz yolun amacı bu.

İLGİLİ FİLMLER



Kız Kardeşimin Hikayesi – My Sisters Keeper

Fitzgerald çifti bir gün acı gerçeği öğrenir. Sara ve Brian Fitzgerald'a verilen kederli haber kızları Kate'in lösemi olduğunun bilgisidir. Çocuklarının sadece bir kaç yıl ömrünün kaldığı gerçeği çifti allak bullak etmiştir. Bunun üzerine çift Kate'e donör olması için Anna adında bir bebek sahibi daha olmaya karar verirler. İlk yaptıkları şey Anna'nın göbek bağından alınan kanı kullanmak olur. Yıllar geçtikten sonra artık Anna'dan Kate'e kemik iliği nakli yapılması gerekmektedir. 11 yaşındaysa, Kate'in böbrek nakline de ihtiyacı vardır. Bu olanların üzerine Anna, ailesinin onu bu amaçla kullanmasından dolayı onlara dava açar.

Ben, Tonya- I, Tonya

Annesinin baskıcı tutumları başarılı bir genç kızı nasıl uçuruma sürüklüyor. Küçük yaşlardan beri annesinin takındığı mükemmeliyetçi tavır Tonya’nın kabusu olacaktır.

Köpek Dişi-Kynodontas

Bu ebeveynlerin çocuklarını yetiştirme şekline inanamayacaksınız. Rahatsız edici bir havası olsa da izlemekten kendini ala koyamayacağınız, çarpık ilişkilerin ve hastalıklı bir aile temasının öyküsü.

Giriş Yap Üye Ol

Yorumlar

Ceren Kozalıoğlu
Ceren Kozalıoğlu
Psikolojik Danışman
@cerenkozalioglu
Seninle Başlamadı Stres ve Stres Yönetimi Çocukluk Çağı Travmaları Kayıp ve Yas Resim ve Psikoloji Yeme Bozuklukları Çocuklukta Oyun Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Obsesif Kompulsif Bozukluk Çatışma Psikolojik Sağlamlık Ölüm ve Ölüm Kaygısı Üzerine Gün Olur Asra Bedel Tutunamayanlar Sofie'nin Dünyası Oz Büyücüsü Antikacı On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kalbimin Can Mayası Başka Bir Şey Pia Mater Gelirken Ekmek Al Aşkımız Eski Bir Roman Bir Ömür Nasıl Yaşanır Kendine Hoş Geldin Camdaki Kız Abartma Tozu Seninle Başlamadı Üç Kız Kardeş 1984 Hayvan Çiftliği Kırlangıç Çığlığı Sen On Yedi Yaşımsın Momo Nutuk Huzursuzluk Kraliçeyi Kurtarmak İçimdeki Müzik Olağanüstü Bir Gece Ölüme Fısıldayan Adam Sodom ve Gomore Çalıkuşu Genç Werther'in Acıları Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Bülbülü Öldürmek Beyaz Zambaklar Ülkesinde Sineklerin Tanrısı Satranç İçimizdeki Şeytan Küçük Ağa Kırmızı Pazartesi Fi Beyaz Gemi Yüzyıllık Yalnızlık Yaban Anayurt Oteli İnsan Ne İle Yaşar Küçük Prens Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Martı Jonathan Livingston Beyaz Diş Fareler ve İnsanlar Sol Ayağım Suç ve Ceza Sefiller Yüreğim Seni Çok Sevdi Serenad Böğürtlen Kışı Senden Önce Ben Simyacı Uçurtma Avcısı Şeker Portakalı Kürk Mantolu Madonna Ahmet Ümit Ahmet Batman Ayşe Kulin İskender Pala Canan Tan Dostoyevski Elif Şafak Jojo Moyes Kahraman Tazeoğlu Memduh Şevket Esendal Orhan Kemal Peyami Safa Sabahattin Ali Sarah Jio Tarık Buğra Victor Hugo Zülfü Livaneli Romantik Aşk Kitapları Yabancı Romanlar Erotik Kitaplar Çocuk Kitapları Macera Kitapları Öykü Hikaye Kitapları Gizem Kitapları Yerli Romanlar Psikoloji Kitapları Komik Kitaplar Kişisel Gelişim Kitapları Tarihi Kitaplar Polisiye Kitaplar Fantastik Kitaplar Bilim Kurgu Kitapları Korku Kitapları Gerilim Kitapları Kadın Erkek İlişkisi Biyografi Kitapları Politik Kitaplar Günlük Anı Kitapları Beslenme Diyet Kitapları Din / Tasavvuf Kitapları Şiir Kitapları Deneme Kitapları