Kardeş Payı

Kardeş Payı
Kitabın Yazarı:Orhan Kemal Kitap Türü:Öykü/Hikaye Yayınevi:Everest Yayınları Yayınlandığı Yıl:1957 Sayfa Sayısı:113 ISBN:9789752897823 Kitap Puanı:8.4 / 10 | Yorum: 2

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:7,80 TL KitapYurdu:9,00 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.4
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Kardeş Payı - Orhan Kemal

Kitap Türü:Öykü/Hikaye

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Kardeş Payı Özeti

Kardeş Payı’, Orhan Kemal’in ilk ödüllü kitabıdır. Yazarın, 1958 yılında ‘Sait Faik Hikâye Ödülü’ kazandığı bu eser, hayatla mücadele etmek zorunda kalan, yoksullukla savaşan birtakım karakterlerin öykülerinden oluşmaktadır.

Karakterler, hayatla savaşında bazen galip gelmekte bazense yenilmektedir. Bazen hoyratça savaşmakta bazen baş eğmektedir.

Hikâyelerin tümünde anlatılanlar şüphesiz ki gerçekle yakından ilişkilidir. Orhan Kemal içinde bulunulan dönemin insan yapısını eserlerine başarıyla yansıtmıştır. Kitabın dili ise oldukça akıcıdır.

Kardeş Payı

Hamalbaşı, kahve de otururken haber geldi, el sıkıştıkları depo sahibi anlaşmayı bozmuş hamallık işi için başkalarını ayarlamıştı. Hamalbaşı haberi alır almaz soluğu demircinin deposunda aldı. Depocu hazırlıklıydı hamalbaşına sesini kessin ve hamalları yatıştırsın diye pay verdi. Hamalbaşı da payı kabul edip kendi yoluna gitti. Hamallar hamalbaşını dört gözle bir vakit beklediler hamalbaşı gelmeyince başına bir iş geldi her hal deyip deponun yolunu tuttular. Karşısında hamalları gören depo sahibi önce çekinse de istifini bozmadı. Hamallara ustalarıyla anlaştıklarını onlarla işinin kalmadığını söyledi. Başlarından kaynar sular dökülen hamallar depodan beli bükük ayrıldılar.

Hamallardan biri hamalbaşını meyhanede içerken gördü ve diğer hamallara yetiştirdi. Adam bıçaklamaktan 10 yıl yatmış Siverekli meyhanenin yolunu tuttu. Karşısında Siverekli’yi gören hamalbaşı alkolünde etkisiyle Siverekli ’ye diklendi. Siverekli hamalbaşını bir güzel benzettikten sonra arkadaşlarını da alarak; “kazancımızı kardeş payı yapalım, böyle adamlarla da çalışmayalım” dedi.

Yeni Şoför

Kamyonun şoförü, patronuna pek bir kızmıştı. “Şoförün ihtiyacı var mı? Yok mu?” diye hiç düşünmezdi. Bozkırın ortasından bu koca kamyonu kullanacak ondan başka kimseyi bulamayacaklardı sonuçta. Patronla girdiği bir takım ağız dalaşından sonra kamyonu kenara çekti ve gözden kayboldu. Muavin onun az ilerde durduğunu biliyordu. Yanına gitti patron senin istediğin her şeyi kabul ediyor geri dön dedi. Şoför bu işten kazançlı çıkmanın sevinciyle kamyonu İstanbul’a sürdü. Patron iner inmez şoförü işten çıkarttı.

Patron, meyhanede otururken muavin haber getirdi; şoförün niyeti kötüymüş, meyhaneye geliyormuş. Patron ilk olarak umursamamaya çalıştı fakat oğlanın elinin kanlı olduğunu biliyordu. Şoförün içeriye girdiğini gördü ve hemen yerinden kalktı, oğlanı karşıladı. Rezillik çıkacağını anlamıştı. Anahtarı şoförün eline tutuşturdu. Onu yeniden işe aldığını söyledi. Masasına döndüğünde masadaki kadın onun kim olduğunu sordu. Patron sinirli, “hiç” dedi. “Bizim yeni şoför.”

Kuduz

Eve gelip 5 yaşındaki oğlunun yanağındaki tentürdiyot lekesini görünce aklı gitti. Oğlanın yüzüne “ne olduğunu” sordu. Oğlandan yaka silken annesi: “Yaramazlık yaparsa olacağı buydu. Uğraşma diyorum kediyle, bir gün gözü çıkacak görecek gününü” dedi. Adam, kadına çok içerledi. “Ne biçim anaydı bu kadın oğlu için bir kediyi evden attırmamıştı. Ne analar vardı çocukları için derilerini yüzdürüyorlardı. Çocuk ya kuduz olsaydı.”

Adamla kadın kavga etti. Adam içinden geçenleri kadına da söyledi. Kadın pek bir içerledi. Oğlunu aldı uyumaya gitti.

Saatler geçti adam oğlunun merakından uyuyamıyordu. İçeri gitse kadın onun içinden gittiğini düşünecekti ki daha fazla dayanamadı. Odaya girdi bir de ne görsün odada kimse yok. Kadın oğlunu ve kediyi kapıp atlamıştı taksiye, varmıştı doktora. Doktor; korkulacak bir şey olmadığını söyleyince derin bir nefes aldı.

Çocuk

İstiklal caddesinde sırtını bir duvara yaslamıştı. Ortaokulda okuyordu. Babası, o küçük yaştayken vefat etmişti. Zavallı anacığıyla kalmıştı. Anası okumasını istemiyordu, çok yorulduğunu söylüyor ve oğlunun da yardım etmesini istiyordu. Ama çocuğun okumaktan başka bir şey yoktu aklında, hele Haluk’unki gibi bir de pergel takımı olsa daha mutlu olacaktı fakat elindeki bütün kartpostalları satsa yine de sahip olamıyordu o pergel takımına. Kimse de yanaşmıyordu kartpostal almaya.

Derken bir adam geldi çocuğun gözlerinin içine baktı. Çocuğa aldığı kartpostaldan fazla para verdi. Çocuk bunu kabul edemezdi, haramdı bunun adı. Adam, tekrar geri geldi. Çocuğa daha fazla para verdi. Çocuk “Ne için bu kadar parayı bana verdiniz?” diye sordu. Adam, “Çok güzelsin de onun için!” dedi. Çocuk, bütün parayı adamın suratına fırlatıp; oradan hemen uzaklaştı.

Eczanedeki Kız

Aslan Tomson

Ayağında babasına ait kocaman postalları ve önünde işportasıyla köşe başında dikiliyordu her zaman ki gibi. Okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Babası açığa alınmış annesi ameliyat olmuştu. Sınıfındakiler ara sıra önünden geçerken dalga geçerdi onunla. Okulu bırakmak ister miydi hiç, istemezdi tabi ki. Doktor olmak istiyordu ama nerde…

Yanına sınıftan arkadaşı Cumhur geldi. O diğerleri gibi değildi. Sinemaya gitmişti, vizyonda “Demir Maskelinin İntikamı” vardı. Cumhur, filmi bir güzel anlattı, biraz sohbet ettikten sonra da gitti. Cumhur gitti ama çocuğun aklından film bir türlü gitmedi. Derken yaşlı bir adam iğne sordu. Çocuk, “Yok.” dedi. İhtiyar, “Sen utanmıyor musun benimle böyle konuşmaya?” dedi. Tepesi attı. İhtiyarın yakasına sarılarak, “sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben patron Mix’in muavini Aslan Tomson!” dedi.

Çirkin

O da her genç kızın rutini gibi sabah uyanır elini yüzünü yıkar saçlarını tarardı. İpekten elbiselerini giyer, takıp takıştırır sürüp sürüştürürdü ama nafile. Kimse ona bakmazdı bile. Ne çirkin adamlar bir kere süzmemişti onu bir kere alıcı gözle bakmamıştı. Annesi de kızına çok üzülüyordu. Komşular sürekli annesiyle dalga geçiyor zavallı kadıncağızı üzüyorlardı. Bir gün kız yine sürüp sürüştürüp sokağa çıkmıştı. Eve dönüş yolunda bir tane kızın peşine takılmış yakışıklı bir adam gördü. Gitti adama çarptı. Adam, “Pardon” dedi.

Kız, “Pardon mu? Ne pardonu? Deminden beri laf atıyorsun. Gelip çarptınız nihayet.” Dedi. Adam, şaşkınlık içinde “Ben mi?” diye sordu. Kız “Siz evet, siz!” dedi. Kalabalık toplandı, kız olayı herkese anlattı ve sevinç içinde adeta uçarak eve gitti. Annesine sevinçle olayı anlattı. Annesi de kızına, “Aferin!” dedi. Kız hayatında ilk defa o gece neşeli bir şarkı söyledi.

Kadın Parmağı

Ev sahibi eve yorgun argın geldi. Kafasında yemeğini yiyip, şekerleme yaptıktan sonra uyumak vardı. Karısı onu süslü püslü karşılayınca şaşırdı. Karısı, “Kiracılar haber gönderdi, akşam oturmaya geleceklermiş.” dedi. Ev sahibinin gözleri karardı. Nereden çıkmıştı bu ziyaret. O, meymenetsiz, bilmiş adamı mı çekecekti yorgunluktan ölürken. Karısının kesin bir parmağı vardı bu işte yoksa durup dururken niye gelsinlerdi.

Aynı şey kiracının evinde de yaşanmaktaydı. Kiracı, karısına; “Ne işimiz var o cahil adamın evinde?” diyordu.

Ziyaret vakti geldi, misafirler eve buyur edildi. İki adamda gözlerini saate dikti misafirliğin bitmesine en az kocaman 3 saat vardı.

İzin Günü

Yine bardak kırmıştı mutfakta. Meymenetsiz patron düşecekti nasıl olsa maaşından dert etmedi. Canı pek sıkılıyordu bu garsonluk işine ona yakışacak iş miydi hiç. Hevesle tatil gününü bekliyordu. Fırıncı arkadaşıydı zengin adamdı da. Bütün masrafları karşılayacaktı, garsona da iki kadın bulmak düşmüştü. İzin günü geldi çattı. Kadın, adamı evden çıkarken yakaladı. Adam, biricik karıcığı için para kazanmaya gittiğini söyledi, kadını ikna etti. Oduncuyla buluşup eğlenecekleri mekâna gittiler, iki de kadın ayarlamıştı. Kendilerini müteahhit olarak tanıttılar. Kadınlarda, mekânın garsonları ve hatta sahibi bile adama müteahhit olduğu için çok itimat ediyordu.

Büyükbaba

Gecenin ilerleyen saatlerinde büyükbaba yataktan kalktı ve gizlice mutfağa gitti. Yiyecekleri ondan saklıyorlardı. Tam yiyecekleri önüne koymuş yemeye niyetlenmişti ki gelini, oğlu, torunu ve kızı tarafından basıldı. Suçlu suçlu odasına gitti, karısına dert yandı.

Oğlu öbür gün kahvehanede bir lakırdı duydu. Şeker hastası bir tanıdık varmış. Doktor perhizi bırak dedikten sonra ölmüş.

Babasının kontrol günü gelmiş çatmış. Oğlu almış babacığını doktora götürmüş. Doktor, “Perhizi bıraksın istediğini yesin.” demiş. Oğlu gözleri yaşlı eve dönerken, büyükbaba çok sevinçliymiş.

Kırmızı Mantolu Kadın

Necati, Şinasi ile takıldığı gecelerden birinde bir şarapçıya gitmişler. Şarapçı, bunlara kumar borcu yüzünden karısını sattığını anlatmış. Şinasi, zaten böyle bir adammış. Necati, onun böyle bir adamla arkadaşlık etmesine şaşırmamış.

Bir gün Şinasi, Necati’ye çok güzel bir kadın ayarladığını onun da mutlaka gelmesi gerektiğini söylemiş. Necati, kırmızı paltosu yerlere kadar uzanan kadını görünce çok etkilenmiş. Şinasi, kadına gevşek gevşek davrandıkça kadının rahatsız olduğu her halinden belli oluyormuş. Necati, kadınla baş başa kalmış ve kadının gergin göğsüne dokunmuş. Kadın acı ile fırlamış ve göğüsleri süt dolu olduğu için acıdığını söylemiş. Şinasi, bebeği daha süt emen bir anneye dokunmayı uygun görmemiş. Kadına ücretini verip onu göndermiş. Şinasi ise bir kadını ondan kıskandığını düşündüğü için Necati’ye bozulmuş.

Korku

İşsiz bir baba olmanın acısını tatmış Muammer, masasının başında büyük bir mutlulukla oturuyormuş. İçeriye bir adam girmiş ve başlamış konuşmaya. Muammer’e bir ay boyunca ona gıda vermesini söylemiş yoksa evine gıda kaçırdığını herkese anlatacağını söylemiş. Muammer, gıda kaçırmadığından emin bu teklifi reddetmiş fakat içine bir korku da düşmemiş değil. Adamın peşinden koşsa da adamı bulamamış. Öbür gün işe geldiğinde baş amir çok sinirliymiş. Muammer dün odasına gelen yabancının ona attığı iftirayı baş amire anlattığını düşünmüş korkmuş. Olayı çalışma arkadaşına anlatmış. Kapıcının da şahit olduğunu eve götürürken özellikle ellerinin boş olduğunu görmesi için onunla konuştuğunu anlatmış. İş arkadaşı inanmamış. Kapıcı ise beni bu işe karıştırma demiş. İkisi beraber baş amire dedikoduları anlatmışlar. Baş amir, Muammer’i dinlemeden işten çıkarmış.

İstidacı

İstifacıya küçük çocuklu bir karı koca gelmiş. Adamın elinin ezildiğini ve tazminat vermediğini anlatmışlar. İstidacı hem garibanların haline çok üzülmüş hem de çok sinirlenmiş ve bir hırsla dilekçeyi hazırlamış. Zaten fakir olan aile istidacıya “çok paraları olmadığını” söylemiş. İstidacı, “Paraları yanınıza alın, gideceğiniz yerde kayıt için size lazım olur.” Demiş.

Kenar mahalle

Bakkalın karısı, kese kâğıt toplayıcının karısı ve sebze komisyoncusunun karısı toplanmışlar kendi aralarında kakara kikiri eğleniyorlardı. Bir araya geldiler mi ne ayıp ne günah kalıyordu. Yoldan geçmekte olan genç ve yakışıklı yoğurtçuyu izliyorlardı. Derken şoförün karısı Fatma geçiyordu sokaktan üstünde kıpkırmızı bir sabahlık vardı. Sabahlık, öyle göz alıcıydı ki kadınlar çok kıskandı. Kendi aralarında kesin ucuz kumaştan ucuz terzilere diktirmiştir diye konuştular.

Kese kâğıt toplayıcının karısı ile komisyoncunun karısı konuşurlarken, komisyoncunun karısı; bakkalın karısına taşınalım bu pis mahalleden bir apartman dairesine dediğini, söylemiş. Kese kâğıtçının, karısının başından aşağı kaynar sular dökülmüş. Kendisi o kadar gitmek istiyormuş ki bu mahalleden, kocası bir türlü izin vermiyormuş. Kıskançlıktan soluğu direk şoförün karısının yanında almış. Hakkında söylediklerini bir bir anlatmış bir de mahalleye pis dediklerini anlatmış Şoförün karısı da hırsından bu dedikoduyu bütün mahalleye yaymış. Herkes marketten alış veriş yapmayı bırakmış. Herkes onlara tavır almış. Marketçi bu duruma anlam verememiş ve daha iyi anlamak için kahvehaneye gitmiş. Kimse bakkala selam vermemiş. Derken içeriye şoför girmiş ve bakkala; “Sen bu mahalleye pis diyemezsin!” demiş. Bakkal ve şoför kavgaya tutuşmuş.

Editör: Ceren Kozalıoğlu

Kardeş Payı Yorumları

özet çok güzel olmuş eline sağlık

06-03-2018 17:24

kitaptaki hikayelerin ana fikirlerini yazabilir misiniz

04-11-2018 17:04