Adı Aylin

Adı Aylin
Kitabın Yazarı:Ayşe Kulin Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:Everest Yayınları Yayınlandığı Yıl:1997 Sayfa Sayısı:380 ISBN:9789752890435 Kitap Puanı:7.8 / 10 | Yorum: 4

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:22,43 TL e-kitap,pdf,epub: *

7.8
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Adı Aylin - Ayşe Kulin

Kitap Türü:Yerli Romanlar, Macera, Gizem

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Adı Aylin Özeti

Gerçek hayattan aktarılmış bir yaşam. Aylin Radomisli Cates'in ablasının, yeğeninin ve daha bir çok kişinin yardımlarıyla yazılmış bir kitap.

Aylin'in soyu Girit'te Vahabi ayaklanmasını bastıran ve burada valilik yapan Giritli Deli Mustafa Naili Paşa'ya dayanıyor. Büyük büyük dedelerinin hayatlarından da anlatılıyor parça parça. Ve annesinin nasıl yollardan geçtiğinden de bahsediliyor. Aslında Aylin'in bu cesaretinin, özgüveninin, aklına koyduğunu yapmasının nereye dayandığını, genlerinde olduğunun kanıtı olarak sunulmuş her şey..

Aylin, çok güzel, eğlenceli bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdi. Çok zeki fakat derslere pek kafa yormayan haşarı bir öğrenci oldu. Ablası Nilüfer, Aylin için çocukluğunda kahraman gibi her söylediğini emir saydığı birisiydi. Nilüfer evlenip Londra'ya gittiğinde Aylin Amerikan kolejine gidiyordu. Ve artık ablasının himayesi altında değildi. Lise bittikten sonra Aylin, ablasının yanında kaldı bir süre. Bu arada Aylin üniversiteye girememişti ve İngiltere'de mankenlik okuluna gitti. Uzun, zayıf, çilli ve bakımsız Aylin gitmiş bambaşka bir genç kız haline gelmişti; saçı, bakışı, makyajı, duruşu, yürüyüşü konuşması, her şey değişmişti. Bu sırada anneleri Leyla hanıma kanser teşhisi konmuştu. Gün geçtikçe anneleri eriyordu, Nilüfer de üzülüyordu fakat Aylin çok uzun süre annesiyle yaşamıştı, Nilüfer yurt dışına okumaya gittiğinde o hep annesi ile birlikteydi. Annesinin son günlerinde Aylin ağlayarak ablasına "Eğer birimiz doktor olsaydık, anneme yardım edebilirdik." dedi. Annesi öldükten sonra Paris'e dönen Aylin bu halde başladı üniversiteye ama devam ettiremedi ve bıraktı. Ablası böyle yapmaması konusunda artık hayatını düzene sokması için ikna etmeye çalıştı, Aylin sadece tıp okuyabileceğini söylüyordu. Bu sırada bir Arap kralının yeğeniyle tanıştı ve aşık olduğunu söyledi, ailesi ne kadar karşı çıksa da Aylin kafasına koyduğunu yaptı ve tanımadan etmeden evlendi. Aylin, evlendikten sonra aşık olmadığını fark etti ama artık çok geçti, o da kendini mutlu etmek için parayı kullandı. Bir süre sonra Libya Kralının aslında ülkesinde arandığı ve sıkıntılı durumları olduğu ortaya çıktı. Artık eş hayatı yaşamıyorlardı ve mutlu değillerdi, Aylin boşanmak istiyor fakat kocası kabul etmiyordu. Aylin, prenses sıfatıyla anılıyordu bundan da mutluydu ama aşık değildi. Yaz tatiline İstanbul'a gittiğinde aşkı Polat'la tanıştı ve birkaç hafta onunla çok mutlu zamanlar yaşadı. Paris'e döndükten sonra Polat'ta Paris üniversitesinde okuyordu ve artık sürekli buluşuyorlardı. Kral kocası, takip ettirmişti ve öğrenince Aylin'i odaya kilitledi ve Aylin çok sıkıntılı zamanlar yaşadı. Ablasının ve eniştesinin yardımıyla Paris'ten kaçtı ve İstanbul'da dayısının da yardımıyla boşanma davası açıldı. Aylin hamileydi sevgilisi Polat'tan. Nilüfer bir akşam kanlar içinde buldu kardeşini, Aylin düşük yapmıştı. Sevgilisi Polat ondan uzaklaşmıştı ve Aylin kalbinde çok büyük bir acı çekti ama güçlü durdu ve kendini tamamen bırakmadı. Aylin, tıp fakültesine girmek için çok uğraştı ve sonunda onca zaman kaybetmesine rağmen yirmi altı yaşında Cenevre'de Neuchatel Üniversitesi'nde tıp tahsiline başladı. Çok çalışkan, azimli ve istekli bir öğrenci oldu. Fizik asistanı Jean-Pierre, Aylin'e ders çalıştırıyordu ve çok iyi anlaşıyorlardı, Jean bir süre sonra Aylin' evlenmek istediğini söyledi, Aylin'de kabul etti ve evlendiler. Bir süre sonra Aylin okulu bitirdi ve New York'ta hastanede asistanlık yapmaya başladı, Jean ise Nükleer Araştırma Merkezi'nden aldığı teklifle LosAlamos'a gitti. Boşanmadılar fakat bambaşka şehirler de ilişki daha fazla yürümedi ve Aylin arkadaşının verdiği davette Birleşmiş Milletler'in Afganistan sefiri Paswak ile tanıştı ve o anda vuruldu, aşık oldu, Paswak evliydi fakat o da Aylin'e aşık olmuştu. Aylin girdiği her ortamda dikkat çekerdi, ona bakmayacak, onunla eğlenmeyecek, onun zekasından etkilenmeyecek bir adam yoktu. İşlerinin yoğunluklarından dolayı bir süre sonra daha az görüşmeye başlamışlardı. Farklı ülkelerde olduklarından Aylin aşk acısı çekiyor ve çok özlüyordu, hastanede işi bırakıp, gidip Paswak'ın yanında, Hindistan'da çalışmayı bile düşündü fakat arkadaşı buna izin vermedi. Aylin bir psikiyatr hatta alanında en iyi psikiyatrlar arasında sayılıyordu, kendine özgü yöntemleri vardı. Türkiye'den gelme bir psikolog olan Mişel Radomisli ile tanıştı, bu adam kendi yaşlarına yakındı ve çok iyi anlaşıyorlardı. Paswak'ı özlüyordu fakat artık yorulduğunun o da farkındaydı. Mişel ile evlendiler, altı-yedi kez çocuk yapmaya çalıştılar fakat hep düşükle sonuçlandı ve Aylin ölümün eşiğinden dönmüştü. Mişel'in önceki evliliğinden iki çocuğu vardı ve onlarda Aylin'i çok seviyorlardı. Bir süre sonra Nilüfer, kızı Tayibe'yi Aylin'in yanına New York'a yolladı eğitim alması için ve belki de kardeşinin evlat hasretini biraz olsun dindirmek için. Tayibe teyzesi Aylin'e bayılıyordu ve onunla çok mutluydu, çok akıllı ve zeki bir kızdı. Birlikte çok büyük ve güzel bir aile olmuşlardı, Mişel çok düzenli, programlı ve bu konularda takıntılıydı. Aylin ise çok eğlenceli, gezmeyi seven, değişiklikleri seven birisiydi. Seviyorlardı birbirlerini fakat bazen böyle konularda anlaşamıyorlardı. Aylin, çok ünlü bir psikiyatrdı ve çözülemeyen en beter hastalar Aylin'e gönderilirdi. Aylin, hastalarıyla dışarıda da ilişki kurardı ve kurallara uymazdı ama ne yapıp eder ve iyileştirirdi. Kendisinden nefret eden meslektaşları vardı bu yüzden. Hastalarından iyileştirip arkadaşlıklarını, dostluklarını kazandığı insanlar vardı.

Bir süre sonra Aylin sıkıldı ve kocası Mişel'e başkalarıyla gezmesini eğlenmesini söyledi, "Birbirimize zaman bırakalım, ayrı vakitler geçirelim" dedi. Mişel bunu istemediyse de bir süre sonra Aylin'in soğukluğundan dolayı o da ayak uydurdu ve başkalarıyla görüşmeye başladı. Aylin İstanbul'a gittiği sırada Mişel birisiyle birlikte eve çıktı, Aylin döndüğünde öğrenip yıkıldı saatlerce ağladı, istediği bu değildi kocasını seviyordu ama yapacak bir şey yoktu. O sırada yine bir davette yaşlı bir adamın dikkatini çekti ve bu zeki ve varlıklı adamla tatillere çıktı. Mişel ile boşandılar fakat Mişel hayat boyu görüştüğü dostu olarak kaldı. Mişel'den sonra yaşıtı olan veya kendinden çok büyük dedesi yaşında birçok adamla görüştü, gezdi, kültür alışverişinde bulundu. Çünkü Aylin böyleydi, ona göre bir kadın ve erkek arkadaş olabilirdi ve birçok şeyi paylaşabilirlerdi.

Aylin, genç bir kız olan Alex isimli hastasını iyileştirmek için çok fazla uğraştı, dışarıda da görüştü ve ona çok iyi geldi. Alex'in babası Joseph Cates, Aylin'e hayran oldu; böylesine güzel, kültürlü, akıllı, bilgili, kariyer sahibi olması ve New York'ta çok tanınmış bir ruh doktoru olması ayrıca ilgisini çekmişti. Joseph ünlü bir iş adamıydı, dört çocuğu vardı ve durumu oldukça iyiydi. Aylin'le evlendiler. İki büyük kızı çok fazla uğraşsalar da, Aylin pek oralı olmadı başlarda. Ama tabi ki yıllar içerisinde yoruldu ve son zamanlarda artık tahammül bile edemiyordu. Hastalarıyla kendi derdi gibi ilgilenen harika bir doktordu. Sosyal hayatta da hastalarıyla buluşup, vakit geçirir ve onlara hep çok iyi gelirdi. Ama evinin içinde böyle takıntılı insanlarla uğraşmak onu fazlaca yoruyordu.

Son zamanlarda artık yorulduğu için eşine çiftlikten ev almak ve oraya yerleşmek istediğini söyledi, Joe ise şehir hayatına fazla alışkın olduğu için ve çok yoğun bir iş temposu olduğundan şehirden uzak dağlık bir yerde yaşamak istemiyordu. Neyse ki Aylin'in ısrarlarına dayanamadı ve Bedford'da böyle bir ev alıp, yerleştiler. Kızları karşı çıktı ve Aylin'i çok fazla huzursuz ettiler. Aralarındaki bu sorunlar fazla olunca bir aile terapistine gittiler, orada herkes Aylin'in üstüne gelince Aylin kendini savunmadı bile. Ve çok kırılmıştı eşi onu korumadığı için. Ve bazı araştırmalar sonunda savaş sınırında olan askeriye hastanelerinde ruhsal sıkıntıların fazla olduğunu onların bu yardıma ihtiyaçları olduğunu fark edince, gitmeye karar verdi ve başvurularını yaptı, dilekçeler yazdı defalarca sorunlar çıkmasına rağmen pes etmedi ve başardı, askeriyeye kabul edildi. Eşi Joe, bu durumdan rahatsız oldu, gitmesini istemedi, Aylin aslında sevilmediğini fark ettiği için gitmek istiyordu, uzaklaşmak. İki yıllık bir süreçti zaten ve Joe'ya iyi geleceğini söyleyerek gitti. Ve çok kısa zamanda öyle başarılar elde etti, ödüller aldı ki tüm dünyaya kendinden söz ettirdi, uyguladığı tedavilerle, aldığı derecelerle. Askerlik genlerinde vardı sanki ve bunu herkes fark edebiliyordu ki gerçekten de büyük ataları asker ve komutandılar. Joe bu uzaklık sırasında Aylin'i aldattı ve boşanma dilekçesini yolladı. Aylin yıkılmıştı fakat kocasını bırakmaya niyeti yoktu kolay kolay. Çok uğraştı, isteklerini kabul ettirdi. İki yıllık süreç dolduğu için eve döndü fakat eşine hiçbir şekilde ulaşamadı, en sonunda kabul etti boşanmayı isteklerini aldıktan sonra fakat mahkeme günü vazgeçti ve gitmedi bile. Birkaç kez evine telefon geldi, tanımadığı bir ses ona sürekli kendine dikkat etmesini söylüyordu fakat Aylin aldırış etmedi, bu tür o kadar çok hastası vardı ki normaldi onun için. Son günlerde aşırı gergindi; çok fazla borcu vardı ve bir ton sıkıntısı. En son arkadaşıyla her zaman yaptıkları gibi operaya gittiler ve dönüşte, arkadaşı onu ofisine bıraktı ve Aylin ofisinden çıkıp dağın başındaki evinin yolunu tuttu. Sonraki gün haber alınamadı ve 19 Ocak 1995'te evinin bahçesinde kendi arabasının altında, 17 Ocak akşamı giydiği abiyesiyle ölü bulundu. 24 Ocak 1995'te Amerikan Ordusu'na mensup subayların kabristanına gömüldü. Nilüfer, onu kucağına aldığı ilk güne döndü ve annesinin Aylin'i ona emanet etmesini, onu sana yaptım dediğini hatırladı. Kardeşi, tabutta üniformasının içinde o kadar güzeldi ki Aylin buraya yakışmamıştı. Bütün arkadaşları, flörtleri, eski eşleri, çocukları, şöhret ve bilim dünyasından insanlar, hepsi oradaydı.

Aylin'e göre kötü, ayıp, günah kavramları yoktu. İnsanların başına her şey gelebilirdi bu yüzden ayıplamak, kınamak yanlıştı. Aylin'e göre hayat doyasıya yaşanmalı ve bu dünyadan çekip giderken geride aklın kalmaması önemliydi. İstediği zaman istediği yere gitti, gezdi, eğlendi, dans etti, süslendi, kafasına eseni yaşadı

Aylin bu dünyada çok fazla şey başarmıştı; insan ayırmamıştı, çocuk-genç-yaşlı - Müslüman - Türk- Amerikalı - Musevi - Hıristiyan - Ateist- kadın-erkek herkese hitap edebilmişti, çok fazla dost biriktirmişti, insan sevgisi çok fazlaydı ve insanları iyi etmek için çok çaba sarf etti. Dilediği her şeyi yapmaya çalıştı, kimseye kulak asmadı. Aylin, tek bir ülkeye, tek bir ilkeye sığamayacak kadar güçlü, tek bir eşle, tek bir meslekle ömür tüketemeyecek kadar hızlı yaşadı bu hayatı. Büyük başarılar, büyük yalnızlıklar, büyük aşklar ve büyük acılar yaşadı.

Bence tüm insanların okuması gereken bir kitap, fakat özellikle kadınların okumasını çok isterim. Çok akıcı bir kitap ayrıca. Bir kadının yaşadığı her şeye rağmen ne kadar güçlü olabileceğinin örneği Aylin Radomisli Cates. Hoşgörünün, insan sevgisinin tam bir örneği. Herkese hitap edecek veya herkesin hoşuna gidecek olaylar yok bu kitapta, bazı durumlar çok terste gelebilir. Ama kesinlikle içindeki gücü keşfetmek isteyen veya bir cesaret almak isteyen, birinin hayatından etkilenip bende yapabilirim, deneyeceğim diye örnek alabilen bir insanın okuması gerekli, belki bir konuda destek olur diye düşünüyorum. Tüm insanları yetiştiren ve eğiten öncelikle annelerimiz olduğu için ve aslında kadınların bu dünyaya güzellikler katabileceğine inandığım için tüm kadınların güçlü olduğunu biliyorum. Ve tüm güçlü kadınlar için Aylin gibi umutlarını bir saniye bile yitirmemelerini diliyorum.

Yazan: Ezgi Sürmeli

Adı Aylin Yorumları

sanki kısa hikayeler yazmış ama hiç biri için güzel bir son bulamamış bunun üzerine hepsini bir kadının üzerinde birleştirmiş gibi bir kitap sadece bir kadının bir erkekten diğer erkeğe atlamasını okuyorsunuz ve kitap gizemli bir şekilde bitiyor bence hayal kırıklığı

27-11-2018 18:20

kitabı okudum kadın hakkettiğini bulmuş ondan ona atlamış sonunda da belasını bulmuş işte özet olarak budur

09-01-2019 17:46

kadının düşmanı yine kadındırı yorumlardan görüyoruz bu kitaptan bunu mu çıkardınız allah akıl fikir versin size yazık

09-01-2019 22:09

kitap bence gerçekten kötü, sanki al bu parayı hadi benim hayatımı abarta abarta yaz, gibi olmuş. gerçekten okumaya çalışın dediğimi anlayacaksınız. kadın sürekli anlık hevesleri ile hayatını süslüyor. günü birlik şeylerle yaşıyor. ve bunu biyografi kitabı olarak yazıyorlar. yazık gerçekten çok kötü ve hiç beğenmedim .

Sezen • 21-04-2019 14:42