Dünyaya dair ilk anısı bir yangındı. Henüz on sekiz yaşındaki annesi onu ve kardeşini kucaklayıp evden çıkarmıştı. Ona yardım ettiklerini düşündükleri adamlar ise evdeki eşyaları yağmalıyordu. Yangından kurtarabildikleri ise Kur’an, annesinin çeyizi olan dikiş makinesi ve kardeşinin oturağıydı yalnızca.
Anlamıyor musunuz?
Anne babalar çocukların küçükken yaptığı bazı şeyleri öyle çok anlatırlar ki çocuklar hatırlama imkanı olmayan anıları yaşamış gibi hatırlar. Yazar burada iki örnek olaydan bahsetmiş. Birincisi eve gelen babasının annesini öptüğünü bütün komşulara duyurmasıdır. İkincisi ise misafirliğe gittikleri bir evde ısrarla yemeğin çok güzel olduğunu söylemesi, derdini anlatamayınca da tabağıma biraz daha koyun demek istiyorum demesidir.
Tanrıya Adanan Çocuk
Kız kardeşinin bir hastalığı vardı, raşitizm. Besinsizlikten ve bakımsızlıktan oluşan bir kemik hastalığı. O yıllarda bunu anlamak çok güç elbette. Doktora gitmek de bir lüks. Bütün kocakarı ilaçları denendikten sonra annesine çocuğu mezarlığa bırakıp, arkasından bir başkasının getirmesi gerektiğini söylerler. Annesi bunu her akşam yapar. Zira bu, tanrım yavrumu sana getirdim, hastalığını toprağa göm, onu bana sağlıklı geri ver demekti.
İlk Bayramlık
İlk pantolonu ve ilk ayakkabıyı beş yaşındayken, bir bayram gününde giymişti. Bayramın ilk gününün sabahında entarili bir çocuk onu Bokludere’ye itivermişti. Bayramlık kirlenmiş ve eski alacakara entarisini giymek zorunda kalmıştı.
Çakaleriği ve İğne Yaprakla Tedavi
Babası, düşmanın çekilirken benzin dökerek yaktığı insanlar arasından kurtulmuş, eve varmıştı. Lakin kapıyı açtığında onu tanıyamamıştı. Babası eve geldiği gün yatağa düşmüştü, çok hastaydı. Onu iyileştireceğine inandığı çakaleriğinden istedi. Bir avuç yediği çakaleriği ile kendine geldi. Oysa ki iki okka erik yediğini iddia ediyordu.
İlk Ölüm
Kardeşi ölmüş, evden tabutu çıkıyordu. Ama o bunun bir oyun olduğunu düşünüp gülmüştü. Annesi uyardı onu: Kardeşin öldü, gülünmez! Çok utanmıştı. Onu mizahçı yapan gözyaşları için gelmesiydi.
Baba Tokadı
Babasından yalnızca bir kez dayak yemişti. O da bir tokattı. Babası çok pazarlık eden biriydi. Bir gün yine alışveriş yaparken pazarlığa tutuşmuş, diğer satıcıların daha ucuza verdiği halde satın almadığını söylemişti. Babasının yalanını satıcının önünde ortaya çıkarınca suratına tokadı yemişti. Çok bozulmuştu ama babası ondan daha çok bozulmuştu.
Et
Tencerelerine et girmez, giremezdi. Fakat annesi verem olduğu için doktorlar bol bol et yemesi gerektiğini söylemişlerdi. Bir yerden evlerine parasız et veriliyordu. Belediye ya da Veremle Mücadele Cemiyeti olabilirdi bu. Mühürlü bir kağıtla kasaba gider haftada yarım kilo et alırlardı. Ancak annesi için bu eti yalnız başına yemek bir işkenceydi. Etin pişeceği zamanlar evde olmamaya çalışırdı ki annesi boğazından geçmediği için ona yedirmeye çalışmasın...
Havyar
Annesi Heybeliada Senatoryumu’ndan çıkmış, eve gelmişti. Ancak yataktan hiç çıkamıyordu, iyi değildi. Havyarın annesi kurtaracağını söylemişlerdi. O yoklukta havyar almaya çalışırdı babası. Babasının yaptığı sıkı pazarlıklar ilk defa onu rahatsız etmiyordu. Annesi neredeyse hiçbir şey yiyemiyordu. Havyarı da onunla paylaşmak istiyordu. Kabul etmiyordu çocuk, beğenmemişti tadını. Ama annesi ona daha çok kalsın diye yemediğini sanıyordu.
Aziz Nesin, on altı yaşına kadarki çocukluk anılarını yazmış ve bunları Böyle Gelmiş Böyle Gitmez adlı kitabında toplamıştır. Bu kitap toplamda iki cilttir. Yazar Erdal Öz, bu iki cildin içinden bazı bölümleri seçip ayırmıştır ve o seçilen bölümler de bu güzel eser, Ben de Çocuktum’u ortaya koymuştur. Aziz Nesin eserin önsözünde, bir zamanlar çocuk olduğumu unutmuş olduğum için, kendi çocuklarıma her zaman iyi davranmadım diyor. Bu eserle de iyi bir anne baba olmak için çocuklukta yapılan hataların unutulmaması gerektiğini anlatmak istiyor. Anıların her biri ayrı bir mesaj veriyor. Samimi ve sıcak bir dille yazılmış. Yer yer eklenen çizimler de kitaba çok yakışmış. Keyifle okuyabileceğiniz, sizi yormayacak, duru bir eser.