Ölü Zaman Gezginleri

Ölü Zaman Gezginleri
Kitabın Yazarı:Hasan Ali Toptaş Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:Everest Yayınları Yayınlandığı Yıl:2016 Sayfa Sayısı:140 ISBN:9786051850429 Kitap Puanı:6.7 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al Amazon:13,19 TL D&R:15,40 TL e-kitap,pdf,epub: *

6.7
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte
Giriş Yap Üye Ol

Ölü Zaman Gezginleri - Hasan Ali Toptaş

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Ölü Zaman Gezginleri Özet

Postmodern öykülerden oluşan eser iki bölüm altında on altı öyküyü okuyucuyla buluşturuyor.

1. Bölüm Ölü Zaman Gezginleri

Balkon

Yazar ilk öyküsünü kendi bakış açısı ile dile getirmiştir. Zamanın akıp geçmesi, ve yerine doldurulamayan zamandan bahseder. Farkında olmadığımız ezilmiş yaşanmışlıkları dile getirir. Bir zamanlar balkonda sevgilisinin kucağına uzanmış Kuvayı Milliye törenini izlerken zaman geçtikten sonra o törenin içinde trompet çalan ve sevgilisini balkonda izleyen kişi olur. Zamanın önüne geçilemeyecek kadar görünmez oluşu üzerine ciddi bir eleştiri yapan yazar kendi hayatından kesitle bunu sahici kılmıştır.

Zaman Kimi Zaman

Nurhan iki tarafı birahanelerle çevrili yolda yürüyordur. Arkadaşları Füsun da onlara katılınca hep beraber buluşmuş olurlar. Daha sonra arkadaşları Fuat da onlara katılır. Her biri masada farklı düşüncelere dalmışlardır. Fuat insani olan şeylerin her şeyi kapsadığını konuşur, Nurten ise Freud’un cinsel kimliği üzerine konuşur. Öykünün anlatıcısı olan yazar ise zamanın hep ileri mi aktığını merak etmektedir. Aynı zamanda bu sorulara hep beraber yanıtlar ararlar. Yazar kendisinin bulduğu yanıtları oldukça gülünç bulur. Etrafındaki masaya baktığında ise her masada kendisini görür. Bir masada kendisinin genç hali, diğer masa da yaşlı hali vardır. Zaman olgusunun ayrı süreçleri olduğunu anlar. İnsanların bu olgulardan ibaret olduğunu söyler. Gerçekten de zaman insanın kendisiyle şekillenir ve ilerler. Zaman insanın yaşantılarıyla vücut bulur.

Şarap Lekesi

Yazar diğer öykülerinde olduğu gibi postmodern havayı okuyucuya sezdirmiştir. Öyküde anlatıcı ben merkezli anlatılmakla beraber karısı ve Alyoşa denilen köpek etrafında olaylar gelişir. Anlatıcı zamanın hızının bulanıklığına, hızının akışına kapılmıştır. Sarhoşluğu ile nesneleri anlatma çabası içerisindedir. Karısı İzmir’e gittikten sonra onu terk eder. Karısı gittikten sonra alışkanlıkları onu daha da sarıp sarmalar. Bu alışkanlıklar içinde çürüyen ve yalnızlık çarmıhına gerilmiş insanı anlatır.

Gökyüzü Gri

Öyküde Nurdan adında bir kadın vardır. İlk zamanlarda astsubay kocası ve çocuklarıyla tekdüze bir hayat süren Nurdan, daha sonra alışılmış yaşantısından koparak fahişe olur. Cansel, Alev ve Gülnida kendisi gibi fahişeliği seçen arkadaşlarıdır. Daha sonra kocası Nurdan’ın çalıştığı eve gelir. Onunla beraber olur. Onu öldürmeye kalkan kocasını boğarak öldürür. Nurdan, bedenini ve ruhunu özgür bırakarak hafifler.

Org

Öykü hayal ve gerçeklik arasındadır. Postmodern havayı bu öyküde daha da hissederiz. Zaman kavramı daha da silikleşmiş bir durumdadır. Org seslerinin ortalığa karışan bir mekândan gelip giden müşterileri anlatır. Garson kendi hayal dünyasında masadaki müşterilerin hayatını yorumlar. Bir kadın ve bir erkek masada oturmuş etrafı seyrediyorlardır. İkisinin de bileklerinde pahalı bir saat olmasına rağmen zamanı verimli kullanamazlar. Garson bu kişileri önceden tanıyordur. Hatta bir cinayetten bahseder. Bu cinayeti kendisinin işlediğini söyler. Birey her şeyi zihni ile yönlendirip hayal dünyasında şekillendirebildiğini bu öyküde hissederiz.

Korkuyla Yaralı Dört Keklik

Öyküde ölüm ile yaşamın arasındaki ince çizgiden bahsedilir. Öyküde nesneler soyuttur ve ben merkezli anlatıcı tarafından anlatılır. Bir gezide kara saplanan insanlar ve şef üzerinden olaya girilir. Daha sonra ısınmak için ateş yakarlar. Anlatıcı ve şef ölüme yaklaştıklarını ve ölüme yolculuk ettiklerini söyler. İnsanın ölüme, yaşam ile aynı yakınlıkta olduğunu her sabah bu gerçeğe uyandığımızı anlatır. Aslında insan toprağa karışmadan da ölü bir varlıktır. Ölüme ne kadar yakın olduğumuzu fark edemesek de şunu bilmeliyiz ki yaşam ile ölüm arasında “zaman” bu öyküde merdiven işlevini görür. Bu huzura çıkan merdivenden her insan farkında olmadan da olsa ilerler.

Ölü Zaman Gezginleri

Öyküde düş ile gerçeklik arasındaki perdeyi yazar biraz daha koyulaştırmıştır. Tanrı ve gri sakallı gibi kavramlardan yola çıkarak yazar bir öykü oluşturmuştur. Bu öykü kapalı bir anlatımla ve olay merkezli olmadan anlatılmıştır. Anlatıcı tanrı kavramını sorgulamakta sürekli tanrı olmadığını yinelemektedir. Öyküde gri sakallı bir kahraman da vardır. Ancak kahramanın sadece silueti bellidir. Adeta bir gölge gibi öyküde gezinip duran gri sakallı okurun aklına anlatıcının mı gri sakallı yoksa bağımsız bir kahraman mı olduğunu okuyucunun aklına sokar. Bir mekân da gri sakallı ve anlatıcı bira içmektedir. Garson sürekli müşterilerin isteği için masalara gelip gider. Bireyin zihninin bir bölümünde bilinçaltı gerçeklikleri yatar. Bu genellikle rüya, sayıklama, sarhoşluk, delilik gibi durumlarda ortaya çıkar. Zihnimizin bir de gerçek dünya ile olan bölümü vardır. Bu bölüm temkinli, bilinçli, sosyal toplum kurallarına bağlıdır.

Neredesin Gringo

Öyküde yazar karakterlerin psikolojisini yansıtmıştır. Gringo adında öykü karakteri ile diğer karakterlerin yaşanmışlıkları öyküyü yönetir. Kahramanımız öykünün ilk sayfalarında özlediği biri olduğunu okuyucuya sezdirir. Hana gidip balıkları gördüğünde aklına Gringo gelir. Hatta onun yanında olduğunu sürekli hayal eder. Bu durum öykü boyunca kahramanın gezdiği sokaklar ve yaşadığı evde de devam eder. Gringo’nun gözlerinin maviliğini ve ilk defa handa buluştuklarını kahraman aracılığıyla öğreniyoruz. Kahramanın handa saatler sonra Edgar Allan Poe kitapları okumalarını mekânın gizemli havasıyla bağdaştırır. Öykünün sonunda Gringo’nun yalan olup olmadığını sorgular. Gringo’nun varlığının olduğundan bile şüphelenir.

2. Bölüm Yoklar Fısıltısı

Yabu

Öyküde Yabu’nun on iki yıllık hayatından kesit aktarılır. Yabu’nun Yare adında karısı ve sakin bir yaşamları vardır. Yabu ve karısı Yare Suriye sınırına giderek oradaki çocuklara hediyeler, şekerler götürüp verirler. Bir süre sonra karısı Yare vefat eder. Yabu her gece onun için ağlar. Konuşup dertleşecek birini arar. Anlatıcı ile Enver Yabu’nun ağlayışını duyarlar. Yabu’nun yanına giderek onu dinlerler.

Çift Çizgi

Öyküde İzmir’e yapılan tren yolculuğu anlatılır. Ankara’dan İzmir’e yol alan trene binen şişman adında nitelendirilen kahramanımız rüyaya dalar. Daha sonra trene yaşlı teyze ve kız biner. Kızın babası delirmiş ve annesi de vefat etmiştir. Yaşlı teyze ise kızın üzerinden para kazanan bir kadındır. Birden trende kurşun sesleri duyulur. Kız teyzesini tabanca ile öldürür. Daha sonra anlatıcı olan şişman uyanır.

Karanlık Beyaz

Öyküde anlatıcı yazardır. Anlatıcının hayatına arkadaşlık ettiği kör ve yakışıklı bir adam vardır. Bu adam kör olmadan önce kitap yazıyordur. Gözlerinin olmamasına rağmen tüm sınırları kaldırıp dünyayı hayal ederek gezmiş biridir. Kör olmasına rağmen kitabının devamını yazmayı sürdürür. Bir gün çok kar yağar. Kör ve yakışıklı olan adamın sağlığı bozulmuştur. Öykünün sonu postmodern klasiği olarak belirsizce biter.

Av

Öyküde anlatıcı yazar olmakla beraber anlattıkları okuyucuda gerçek mi yoksa düş mü olduğuna dair kararsızlıklar bırakır. Selim adında pansiyon sahibi bir adam vardır. Adam intikam için Hüseyin Demir’i aramaktadır. Selim ise bu adamla arasında köprüdür. Polis Selimi tutuklamaya gelir. Polisler Selim’e adını sorduğunda adının Hüseyin Demir olduğunu söyler. Öykü burada biter.

Dünyada Bir Gülnida

Anlatıcı bu öyküde daha gizemli bir hal almıştır. Anlatıcı evde bir hayalet gibi dolaşır. Kimi zaman bizim gibi bir insan kimi zaman Gülnida’nın eksik yanı olur. Cihan’ı paylaşamayan bu hayalet anlatıcı sessizlik ve eşyalar gibi kavramlardan çokça bahsetmektedir. Cihan ile Gülnida evli bir çifttir. Zaman onların ilişkisini de yağmalamış ve Cihan ilişkilerini sorgulamaya başlamışlardır. Cihan, anlatıcının deyimi ile cebinde güç pompalayan yani paralı birisidir. Anlatıcı Gülnida’nın bir parçasıdır. Onunla evin içerisinde vakit geçirip kendini sorgulamaktadır. Postmodern bir anlayışla yazılan bu öykünün sonu da belirsiz bir şekilde biter.

Sabah Karanlığı

Üç yıl önce hapishaneden çıkan bir adam vardır. Bir gece yarısı öldüreceği adamın planlarını yapar. Erkenden uyanan bu adam temizlediği silahını alır. Her şeyi titizlikle hazırlayan adam hata çıkmasından korkuyordur. Sabah olunca cinayet işleyeceği evin kapısında bekler. Kapının zilini çalar. Jandarmalar belirir. Adamın koluna kelepçe takılır. Adam suçunu sorduğunda ise dün bu evde cinayet işlediğini söylerler. Öykü beklenmedik bir sonla okuyucuyu şaşırtır. Yorum yapacak olursam işlenen suçlar eyleme geçirildiğinde cezası vardır. Postmodern bir anlayışla yazılan bu öykü okuyucunun zihninde olup bitenden de haberdardır. Dün ile bugün yer değiştirmiştir.

Sümbüller Sen Kokar

Anlatıcı bu öyküde yazardır. Yazarın bitirmesi gereken bir öykü vardır. Öyküyü yarıda bıraktığı için arkadaşları ile buluşmasından erken gelir. Yazdığı öyküsünde sümbül koparan kız eğilmiş ve tembellik içerisinde kalmıştır. Yazar öyküsüne kaldığı yerden devam eder. Öyküde ölüm kavramı olarak kızın sevdiği adam Burhan ölseydi nasıl olur gibisinden düşünür. Aslında yazar bu kısımda farklı bir zamana gitmeyi hedef kılar. Burhan’ın öldüğünü varsayarak olacakları anlatır. Burhan’ın birkaç altın dişi vardır. İmam bu dişlerin sökülmesi gerektiğini söyler. Ölü yıkanır. Yazar bu hayal aleminden çıkarak kızın topladığı sümbülleri sevdiceğine verdiğini tahassür ettirir. Yazar anne ve babasının sümbülü ne kadar çok sevdiğini anımsar. İlk fırsatta çiçekçi bulmak için kendini sokağa atar.

Herkes Gibi Sefa Bey

Safa Bey adında işine çok düşkün nüfus müdürü vardır. Ev ile iş arasında mekik dokuyan Safa Bey çevresindeki insanlara özenir. Safa, maaşını alır almaz hüzünlü şarkılar eşliğinde sarhoş olmak ister. Beklenen gün gelir. Safa Bey içmekten öyle sarhoş olur ki eve gidecek kafayı kendinde bulamaz. Garsonlar onu taksiye bindirir. Safa Bey taksiden inip kendi sokağı hariç tüm sokakları gezeceğini haykırır. Halbuki o gece kendi sokağını geziyordur.

Değerlendirme

Hasan Ali Toptaş’ın “Ölü Zaman Gezginleri” adlı eseri 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin birlikte düzenlediği yarışmada birinci olur. Ardından bu eser 1993 yılında basılır. Hasan Ali Toptaş, postmodern bir anlayışa bağlı olarak yazdığı öykülerinde “zaman” kavramı motif olarak kullanılmıştır. Zamanın sınırlandırılmayacağını, parçalanamaz bütünlüğünü, kimine acı kimine ilaç olduğunu öykülerinde gözlemlememiz mümkündür. “Bin Hüzünlü Haz” adlı romanına göre dili daha akıcıdır. Hasan Ali Toptaş’tan okumaya başlamak için ideal bir eser olduğunu düşünüyorum. Kitapla kalın.

Editör: Begüm Attar

Ölü Zaman Gezginleri Yorumları

hasan ali toptaş ile ''ben bir gürgen dalıyım'' kitabıyla tanışmıştım. kitap güzeldi ve çok bahsedilen bir yazar olması sebebiyle öykülerini de okuyayım dedim ve bu kitabını aldım. birkaç öyküsü dışında özellikle birinci bölüm öykülerini hazmetmekte zorlandım diyebilirim. kolay okunan bir kitap değil. zaman zaman satırların arasında kayboldum. öykülerin tam olarak içine giremedim. öykülerin ortak paydasını keşfettiğimde birkaç öykü geride kalmıştı. yani hasan ali toptaş'ta değil belki kendimde aramalıyım suçu. öykülerin tam tadını alabilmek için yeterli edebi birikimim olmayabilir. ama zülfü livaneli'nin edebiyat mutluluktur kitabında iyi bir yazar olmak için nasıl cümle kurulur tarifinin tam zıttıydı bu kitap. öyküleri kötü demiyorum kesinlikle ve bence çok zekice tasarlanmış öykülerdi. kurgular çok iyiydi. cümle yapısı ise benim seviyemin çok üstündeydi. dolayısıyla hikeyelerin içine yeterince girip giremediğimden emin değilim. son olarak şunu söyleyebilirim. bu kitap gerçekten metroda, otobüste okunabilecek bir kitap değil. kafayı verip cümleleri tane tane okumak gerek. yoksa okuru hallaç pamuğu gibi atıp bırakan bir kitap.

17-04-2020 01:06

Beni Kör Kuyularda Uykuların Doğusu Sonsuzluğa Nokta Kayıp Hayaller Kitabı Ölü Zaman Gezginleri Gölgesizler Ben Bir Gürgen Dalıyım Harfler ve Notalar Bin Hüzünlü Haz Heba Kuşlar Yasına Gider en iyi kitaplar yeni çıkan kitaplar en çok satan kitaplar okunması gereken kitaplar en çok okunan kitaplar 100 temel eser bedava kitap editör ol kitap bağışı Gün Olur Asra Bedel Tutunamayanlar Sofie'nin Dünyası Oz Büyücüsü Antikacı On Dakika Otuz Sekiz Saniye Kalbimin Can Mayası Başka Bir Şey Pia Mater Gelirken Ekmek Al Aşkımız Eski Bir Roman Bir Ömür Nasıl Yaşanır Kendine Hoş Geldin Camdaki Kız Abartma Tozu Seninle Başlamadı Üç Kız Kardeş 1984 Hayvan Çiftliği Kırlangıç Çığlığı Sen On Yedi Yaşımsın Momo Nutuk Huzursuzluk Kraliçeyi Kurtarmak İçimdeki Müzik Olağanüstü Bir Gece Ölüme Fısıldayan Adam Sodom ve Gomore Çalıkuşu Genç Werther'in Acıları Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç Bülbülü Öldürmek Beyaz Zambaklar Ülkesinde Sineklerin Tanrısı Satranç İçimizdeki Şeytan Küçük Ağa Kırmızı Pazartesi Fi Beyaz Gemi Yüzyıllık Yalnızlık Yaban Anayurt Oteli İnsan Ne İle Yaşar Küçük Prens Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Martı Jonathan Livingston Beyaz Diş Fareler ve İnsanlar Sol Ayağım Suç ve Ceza Sefiller Yüreğim Seni Çok Sevdi Serenad Böğürtlen Kışı Senden Önce Ben Simyacı Uçurtma Avcısı Şeker Portakalı Kürk Mantolu Madonna