Uluç Reis

Uluç Reis
Kitabın Yazarı:Halikarnas Balıkçısı Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:Bilgi Yayınevi Yayınlandığı Yıl:2004 Sayfa Sayısı:480 ISBN:9789754940126 Kitap Puanı:7.7 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:26,91 TL D&R:28,47 TL e-kitap,pdf,epub: *

7.7
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Uluç Reis - Halikarnas Balıkçısı

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Uluç Reis Özet

Uluç Reis, 16. yüzyılda yaşamış bir Türk korsanın gerçek hayat hikayesinden esinlenerek yazılmış, tarihsel olaylara uyumlu olma iddiasında olan bir romandır. Akdeniz’e ve Anadolu’ya karşı tutkusuyla bilinen yazar Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), bu kitabında da coşkulu, heyecanlı ve keyifli üslubunu sürdürmektedir. Kitapta kullanılan denizci kavramları ve bazı deyimler, bu romanın büyük bir çaba sonucunda yazıldığını göstermektedir.

Roman, Uluç Ali’nin annesinin doğumuyla başlar. Çok küçük yaşlarında öksüz kalan anne Perçim, günün birinde Avrupalı korsanlara esir düşüp Anadolu’dan kaçırılır, İtalya’ya götürülür. Kostaççiyo adlı birisine köle olarak satılır. Burada bedeninden faydalanmaya çalışan köle sahibiyle büyük bir mücadeleye girişen Perçim, günün birinde bir mağarada, yaralı bir Türk denizcisiyle karşılaşır. Bir deniz savaşı sırasında yaralanan ve buraya sığınan Ali adındaki bu adam Perçim’e âşık olur. Perçim de Ali’ye karşı kayıtsız değildir. Nihayetinde evlenirler ve bu evliliği gizli tutarlar. Ne yazık ki bir gün Ali bulunur, İtalyanlar tarafından kafası kesilir ve şehirde gezdirilir. Bu manzaraya şahit olan Perçim çok üzülür.

Perçim, şehit olan Türk denizcisinden hamile kalmıştır. Şehirdeki insanlar Perçim’in çocuğunu Kostaççiyo’dan bilseler de hakikat öyle değildir. Gururunun kırılmaması için Kostaççiyo gerçeği açığa vurmaz ve Perçim’in oğlundan köle olarak faydalanmayı düşünür. Ne var ki babasının adını taşıyan bu çocuk, annesinin ölümünden kısa bir süre sonra bir sandalla denize açılarak özgürlüğe doğru yola çıkar.

Küçük Ali’nin sandalı meşhur Türk korsanı Kara Yusuf’un gemisine rast gelir. Onu gemiye alan korsanlar, çocuğun Türk olduğunu ve bir Türk denizcisinin oğlu olduğunu öğrenirler ve Ali’ye adeta bir baba şefkatiyle yaklaşıp onu korurlar. Gemiye kabul edilen Ali, gemide bazı küçük görevler yapar. Tayfa, sünnet olmadığını keşfettikleri Ali’ye en kısa zamanda bir sünnet düğünü tertip ederler. Her ne kadar Kara Yusuf, Ali’yi Cezayir’deki bir dul kadına evlatlık olarak bırakmayı düşünse de Ali gemide kalmayı ve bir korsan olmayı ister. Yine de bir süreliğine, Cezayir’deki dul kadına bırakılır ve buradaki denizci okuluna devam etmesi sağlanır. Ali, bir gün gizlice Kara Yusuf’un gemisine biner ve tekrar denize açılmayı başarır. Korsanlar arasında kalmayı ve bir korsan olmayı isteyen Ali, çok kısa bir zamanda büyük bir korsan olmayı başarır.

Uluç Ali, Kara Yusuf’un gemisinin, sisli bir havada İspanyol donanması arasına girip savaşmak zorunda kalmasından ve bu savaşta yenilmesinden sonra, köle olarak İspanya’ya götürülür. Burada bir müddet çiftçi olarak çalışan Uluç Ali, orada bulunan iki Türk kölesiyle kaçma planları yapar; ancak tek başına kurtulmayı başarır. Bu arada, Uluç Ali’nin kaçmasına yardım eden bir çingene kız vardır ki bu kız Uluç Ali’nin ilk göz ağrısıdır. Ne var ki kaçış esnasında öldürülür.

Uluç Ali, Cezayir’e ulaşmayı başarıp Barbaros Hayreddin Paşa’nın himayesine girer ve Akdeniz’de tüm Avrupa korsanlarına kan kusturur. Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis gibi usta denizcilerden iyi bir eğitim alan Uluç Ali, oldukça başarılı bir denizci olmuştur artık.

Barbaros Hayreddin, bir korsan ülkesi haline gelen ve gittikçe büyüyen Kuzey Afrika’yı artık korsan yasalarına göre yönetemeyip profesyonel bir yönetime ihtiyaç duyar ve böylece Osmanlı Devleti’nin himayesine girer. Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin’e kaptanı deryalık ünvanını verir. böylece korsanlar, birer Osmanlı bahriyelisi haline gelir.

Türk korsanlarının Akdeniz’deki hakimiyetinden rahatsız olan Avrupalılar bir Haçlı donanması oluşturup Osmanlı’nın zerine gönderir. Andreia Doria yönetimindeki bu Haçlı donanması, Barbaros Hayreddin Paşa yönetimindeki Osmanlı donanmasıyla Preveze’de karşılaşır. Çıkan savaşta Osmanlı donanması, Haçlı donanmasının neredeyse tamamını ortadan kaldırır. Bu ağır yenilgiden sonra Avrupalılar, Türk denizcilerine karşı bir süre hiçbir karşılık veremezler.

Barbaros Hayreddin’in vefat etmesinden sonra onun yerine Turgut Reis’in kaptan-ı derya seçileceği düşünülse de Osmanlı Devleti’ndeki makam-mevki kavgası hiç de masum değildir ve Turgut Reis çok geç bir dönemde kaptan-ı deryalığa kavuşur. Bu arada Osmanlı, İnebahtı Deniz Savaşı’nda ağır bir yenilgi almıştır. Turgut Reis’in kaptan-ı derya olmasıyla donanma kendi haline gelir. Bir süre sonra da Uluç Ali, Kılıç Ali Paşa adıyla kaptan-ı derya olur. Böylece Kılıç Ali Paşa, kölelikten denizciliğin en yüksek makamına yükselmeyi başarır.

Romanın ilk yarısı coşkun dili ve heyecanlı anlatımıyla sürükleyici bir niteliğe sahip olsa da ikinci yarısı tarihi gerçekleri aktarma görevini üstlenmesiyle sıkıcı bir anlatı halini almıştır. Yazar, adeta bir makale yazar gibi yerli ve yabancı kaynaklardan alıntılar yapmış, en çok da Katip Çelebi’nin metinlerini kullanmıştır. Katip Çelebi’den alınan kısımlar günümüz Türkçesine çevrilmeyip orijinal halinde bırakılmıştır. Yazar, romandaki olayların ihtilaflı olması halinde, bir tarihçi edasıyla bunu dile getirmiş, ayrıca, roman kurgusu açısından hangi rivayeti seçtiğini söylemiştir. Böylece, roman tarihi olaylara daha uyumlu hale gelirken kurgusal açıdan zayıflamıştır. Yine de, tam bir Akdeniz tutkunu ve Osmanlı denizciliği meraklısı olan Halikarnas Balıkçısı’nın bu romanı, okunmaya değer bir kitaptır.

Editör: Murat ASLAN

Uluç Reis Yorumları

efsane kitaplardan biri halikarnas balıkçısını bilen herkes okumuştur zaten

04-02-2020 12:33