Duvarların Ötesi

Duvarların Ötesi
Kitabın Yazarı:Turgut Özakman Kitap Türü:Tiyatro & Oyun Yayınevi:Mitos Boyut Yayınları Yayınlandığı Yıl:2009 Sayfa Sayısı:215 ISBN:9789758106639 Kitap Puanı:7.5 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:18,60 TL e-kitap,pdf,epub: *

7.5
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Duvarların Ötesi - Turgut Özakman

Kitap Türü:Tiyatro & Oyun

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Duvarların Ötesi Özet

Bir ilkbahar öğleden sonrası, pazartesi. Üçü hakkında idam kararı verilmiş dört mahkûm, on günlük kaçak hayatından sonra yakalanacaklarını anlayınca yoldan geçen genç bir öğretmeni kaçırarak boş bir zeytin deposuna sığınırlar. Olaya şahit olan küçük bir oğlan çocuğu durumu anlatınca deponun etrafı kısa zamanda sarılır. Sokak kapısına inen tekmelerin artması, siren sesleri ve havaya atılan ateş sonucunda Reis adını verdikleri birinci mahkûm, pencereyi açarak ellerini ve ağzını çözdükleri rehineyi aşağıdakilere gösterir ve “Teslim ol” çağrısına uymayacaklarını, eğer kızın yaşamasını istiyorlarsa uzak durmalarını söyler. Ardından odada yer alan masanın etrafında toplanarak plan yapmaya girişirler. Babasını ve ağabeyini öldürenlerden intikam almak için büyütülmüş, kan davasının bir neferi olarak iki kişiyi öldürmüş 26 yaşındaki üçüncü mahkûm, yaşanan strese dayanamaz ve ağlamaya başlar. Birinci mahkûma göre orada yaşananları tüm dünya öğreneceğinden, kıza bir şey olmaması için ne isterlerse razı olacaklar, ecelleriyle ölene kadar onlara dokunmayacaklardır. Babası muhabbet tellalı olduğundan dayısı tarafından büyütülmüş, dört senedir hapiste, tek kollu ikinci mahkûm, kaybedecek bir şeyi olmadığını düşündüğünden Reisin her söylediğine uymayı kabul eder. Kısa bir sessizliğin ardından nöbetleşe uyumaya karar verirler. İlk uyuma sırasını, bir kavgada başına inen darbe neticesinde konuşma merkezi tahrip olduğundan dilsiz kalmış, 17 yıldır hapiste olan, müebbet yemiş ihtiyar dördüncü mahkûma veren Reis, adamın sabahki kargaşada diz kapağından vurulmuş olduğunu fark eder. Yaşlı adamın dayanacağından emin olunca aşağıdakilere ekmek, peynir, zeytin, bol etli kuru fasulye, zeytinyağlı dolma, kuşkonmaz, meyve, salata, balık, sigara, şarap, rakı, likör, tıraş takımı, ayna, ilaç, sargı bezi, beyaz gömlek, yelek, pantolon, şapka ve dört takım elbiseden oluşan ihtiyaç listesinin 15 dakika içinde ellerine ulaşmasını söyler. Bekleyiş esnasında 20- 22 yaşlarındaki genç kıza sarkıntılık etmek isteyen ikinci mahkûm, ihtiyarın tokadıyla alnı yarılmış şekilde kabuğuna çekilir. Ortalığın sakinleşmesini isteyen Reis, üçüncü mahkûmdan mızıkasıyla canlı bir parça çalmasını ister ve genç kızla konuşmaya girişir. 21 oğlan, 16 kız çocuğundan oluşan 10 yaşındaki 37 öğrencinin öğretmeni olan genç kız, yaşına göre oldukça olgun, şefkatli, anlayışlı, azimli, dehşete kapılmayacak kadar soğukkanlıdır. Merhamet etmeyenin merhamet beklemesinin anlamsızlığına dem vurunca birinci mahkûm; ailesini aç bırakıp oyuna giden kumarbaz babası, ev sahibinin oğluyla kırıştıran bir annesi olan, çocukken yanına çırak olarak girdiği kunduracı tarafından her gün dövülmüş, karısını kürtaj masasında kaybetmiş, hiç kimse tarafından iş verilmeyen bir kişinin adam öldürmek dışında başka bir seçeneği olup olmadığını sorar. Ardından da mahkûmları öğrencilerine benzeten ve onlardan korkmayan genç kıza, tek yakını olan annesine iyi olduğunu, merak etmemesini söyleyen bir pusula yazmasını söyler. İsteklerini camdan sarkıttıkları sepetle alan mahkûmlar, yemeğe oturmadan üstlerini değiştirmek isterler. İhtiyar bu fikre katılmaz ve diğerleri giyinirken kızın başında bekler. İki dirhem bir çekirdek giyinmiş ancak ayaklarında eski ayakkabılar olduğundan biraz mahcup yemeğe oturan mahkûmlar, uzun süren açlığın etkisiyle yemeklere saldırırlar.

Saat sabahın üçünü gösterdiği halde mahkûmları uyku tutmaz. Karanlıktan korkan ikinci mahkûmun istediği üzerine yakılan ışığın altında Reis hayallerinden bahseder. Yüksek, taştan duvarla çevrili, bahçesinde kireçli bir kuyusu, önünde iki büyük kavak ve altı tane zerdali ağacının olduğu bir ev ve kavak ağacının arasında salıncak kurup sallanan güzel bir kadındır istediği. İkinci mahkûm ise son model bir araba ve güzel bir kadın hülyasındadır ancak bu yaşadıklarının sonunun olmadığını farkındadır. Birinci mahkûm bu tespite kızar. Ona göre hiçbiri hayatlarında daha önce olmadığı kadar rahattırlar, ekmek elden su gölden yaşamaktadırlar. Üstelik an itibariyle onları rahat bırakmışlardır. Bunu söylerken pencereye yaklaştığında aniden yanan projektörle gözleri kamaşır ve sendeler. İkinci mahkûm çaldıkları silahla havaya ateş edince projektör söner. Telaşa kapılan mahkûmlar, uyuyan kızı getirirler. Yorgun, uykusuz, hasta gibi görünen kız, üçüncü mahkûmu teslim olmaya ikna etmeye çalışır. Bunu duyan Reis, kıza tokat atarak yeniden uyumaya gönderir.

Sabah sekize doğru yorgun, uykulu, sabırsız, tedirgin, iştahını yitirmiş mahkûmlar, buruşuk elbiseleriyle Reis’in istettiği gazetelere göz gezdirirler. Haklarında yazılanları, çıkan fotoğraflarını gururla birbirlerine gösterirken üçüncü mahkûm pencereden annesinin dışarıda, taş kesilmiş şekilde bulundukları yere baktığını görerek büyük bir heyecana kapılır. İhtiyar ise çıkan haberleri eşiyle kızının da gördüğünü düşündüğünden hışımla gazeteyi parçalara ayırıp yere atarak odadan ayrılır. Yüzünü yıkamak için odadan ayrılan kızı burnundan kan gelmiş bir şekilde baygın bulan mahkûmlar ne yapacaklarını şaşırırlar. Kardeşini bu şekilde kaybetmiş olan üçüncü mahkûmun ısrarıyla doktor çağrılır. Yaşlı, gözlüklü, geveze ve unutkan bir adam olan doktor, ciğerlerinden rahatsız olan kızı on senedir tedavi etmektedir. Uzun bir konuşma sonrası mahkûmları hastasını serbest bırakmaları konusunda ikna etse de kız onları bırakmak istemez ve teklifi reddeder.

Saat 16:00’ı gösterdiğinde sinirleri iyice gerilen mahkûmlar, kızı yeniden kontrol etmek ve ilaçlarını getirmek için gelen doktoru yaşlı mahkûmun bacağını göstermek için üst kata çıkarırlar. Kızla baş başa kalan üçüncü mahkûm, genç öğretmene bütün bunlar olmasaydı onunla evlenmeyi kabul edip etmeyeceğini sorar. Kız cevap vermez. Valinin, kaçaklara üç gün mühlet verdiği, teslim olmazlarsa kız dahil hepsini öldürteceği haberi üzerine aralarında yaptıkları münakaşa sonrası kararlarını verirler: Teslim olacaklardır. Gelen yeni elbiseleri giyen dördüncü mahkûm uğur zincirini kıza hediye ederek onunla vedalaşır. Üçüncü mahkûm ise daha önce sorduğu sorunun cevabını alır. Genç kız “Evet” demiştir. Ufak da olsa yeniden yargılanma umudu taşıyan mahkûmlar dışarı çıktıkları an açılan yaylım ateşi altında can verirler. Geride kalan genç kızın elinden isyan ederek ağlamaktan başka bir şey gelmez.

Turgut Özakman’ın suçluları iyileştirmek yerine cezalandırarak kendiyle yüzleşmekten kaçan toplumun eleştirisini benzetmeci biçemde ele aldığı, oyun yazarlığının ilk dönem eserlerinden biri olan Duvarların Ötesi’nin sahnelenmesi 1957 yılında Muhsin Ertuğrul’un başta olduğu Devlet Tiyatrolarının Edebi Kurulunca “kulis faaliyetleri”nin etkisiyle oy çokluğuyla reddedilmiştir. 1958’de Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü değişikliğine gidilmiş ve yönetim Cüneyt Gökçer’e verilmiştir. Bu değişiklik sayesinde oyun ilk kez 25 Kasım 1958’de Ankara Küçük Tiyatro’da Ziya Demirel yönetiminde sahnelenmiştir. Yazar, ilk ödülünü 1958’de Sinema ve Tiyatro Derneği’nin verdiği “Yılın En İyi Türk Oyun Yazarı” unvanıyla bu oyun sayesinde almıştır.

Duvarların Ötesi aynı adla 1964 yılında Turgut Özakman, Vedat Türkali, Orhan Elmas ortaklığında senaryolaştırılarak Orhan Elmas yönetmenliğiyle beyazperdeye uyarlanmıştır. Filmdeki Babaç rolüyle Erol Taş, 1965 Antalya Altın Portakal Film Festivalinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görülmüştür.

Editör: Pınar Tufanlı

Duvarların Ötesi Yorumları

tiyatroda bu oyunu sergilemiştik güzeldi kitap olarak burada görmek şaşırttı kitaptaki diğer oyunları bilmiyordum merak ettim

02-11-2021 21:26