Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Kitabın Yazarı:Victor Hugo Kitap Türü:Yabancı Romanlar Yayınevi:Can Yayınları Yayınlandığı Yıl:1829 Sayfa Sayısı:132 ISBN:9789755104097 Kitap Puanı:8.6 / 10 | Yorum: 6

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:8,43 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.6
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Harika
Giriş Yap Üye Ol

Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo

Kitap Türü:Yabancı Romanlar Orjinal Adı:Le Dernier jour d'un condamnéÇeviren:Erhan Büyükakıncı

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Bir İdam Mahkumunun Son Günü Özeti

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu gibi eserlerin yanında biraz arka planda kalmış olsa da Hugo tarafından yazılmış, Fransız romantizmini gözler önüne seren önemli bir kitaptır. Eser, Hugo tarafından 26 yaşında yazılmış ve yazarın gençlik dönemi eserleri arasında önemli bir yer edinmiştir. Eserde romantizm akımının özelliklerinin baskın olduğu gözlemlenmekle birlikte, Hugo bu eserini toplumu ve hukuk düzenini eleştirmek üzere kaleme almıştır. Kitabın ön sözünde Hugo amacını belli etmekte ve idam cezasının insani bir tarafı olmadığını uzun uzadıya anlatmaktadır. Çünkü Hugo’ya göre idam bireysel bir olgu değildir. İdam geniş çerçevede düşünüldüğünde öldürülen kişinin kendisiyle birlikte ailesini ve dolaylı olarak toplumun tümünü etkileyen bir olaydır. Ön sözde Hugo son derece başarılı bir hukukçu edası ile idam karşıtlığı tezini savunmakta ve işin rasyonel yanından ziyade duygusal boyutuna temas ederek maddeci zihniyeti sert bir şekilde eleştirmektedir. Bir İdam Mahkûmun Son Günü isimli eser yaşanmış bir olaydan hareketle kaleme alınmıştır. Bir zamanlar idam suçlularının giyotinle infaz edildiği Grev Meydanı diye kötü şöhretli bir meydan vardı Fransa’da. Bir gün Victor Hugo bu meydanın yakınından geçerken genç bir adamın idam edildiğini görür ve bu olaydan son derece etkilenir. Olayın uzunca bir süre etkisinde kalan Hugo vicdanların da sesini duyurmak maksadı ile eserini kaleme alır.

Eser, bir insanı öldürmüş bir mahkûmun duruşması ile başlar. Duruşmaya çıkarken kürek cezasına son derece adi bir ceza olarak yaklaşan mahkûm, ölüm cezasına çarptırılır. Buna göre beş hafta sonra idam gerçekleştirilecektir. O anda kürek çekme, mahkûm için son derece cazip bir ceza olarak görünmeye başlar ama ne yazık ki her şey için çok geçtir artık. Ölüm korkusu mahkûmu zehirli bir sarmaşık edasıyla sarmaya başlamıştır. O anda bir muhasebe başlar ve mahkûm arkada bırakacağı şeyleri, yaşamın güzellikleri ve gençliğini düşünmeye başlar ve bunların kıymetini anlamaya başlar. Mahkûmun ailesini düşünerek yaptığı iç konuşma adeta Hugo’nun vicdanının topluma yönelik yaptığı bir konuşmadır. Genç adam önce annesini düşünür sonra onun zaten yaşlı olduğunu söyleyip karısını düşünmeye başlar. Karısının hastalığından dolayı onun da kısa bir süre sonra öleceği yargısına varan mahkûm bebek yaştaki kız çocuğunu düşünmeye başlar. İşte orada “benim zavallı yavrucuğum! Onun ne suçu var ki” minvalindeki serzenişi idamın bireysel bir vaka olmadığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Mahkûm kendi hücresinde artık bir ölüm senaryosu yazmaya başlamıştır bile. Daha önce bu hücrede bulunan kim bilir kaç kişi giyotin denilen ölüm makinesine teslim edilmişti. Onlardan geriye neredeyse hiçbir iz kalmamıştı. Ne büyük bir hüzündü insandan geriye hiçbir şey kalmaması...

Olaylar mahkûmun hücresinde devam eder. Kendinden önce aynı odada kalan insanların idamın caniliği üzerine duvarlara yazdıkları yazılar ve çizdikleri şekiller mahkûmu daha çok tedirgin etmeye başlar. Ara sıra papazlar onu ziyarete gelirler günahlarını çıkartmak ve bağışlanmasını dilemek için. Bir gün ise küçük kız çocuğunu getirirler onu görmesi için. Üç yaşında olan çocuk onu tanımaz ve babasının öldüğünü annesinden öğrendiğini söyler. Mahkûm o anda ölümden beter bir acı yaşar. İdam günü gelip çattığında mahkûm bir at arabası ile idam edileceği yere götürülür. O anda yaşlı şoför ile genç mahkûm arasında ilginç bir diyalog meydana gelir. Yaşlı şoför mahkûma genç olduğunu söylediğinde genç adam kızar ve ondan yaşlı olduğunu söyler. Çünkü idamı beklerken geçen her dakika bir ömre bedeldi. Yolculuk biter ve mahkum halkın çığlıkları arasında bir süre sonra giyotine doğru götürülür....

Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eseri yazıldığı dönem ve sonrasında Fransa’da ve dünyanın geri kalanında idam cezasının revize edilmesinde büyük rol oynamış baştan sona keyifle okunabilecek bir dünya klasiğidir.

Editör: Şahin Yıldız

Bir İdam Mahkumunun Son Günü Konusu

Ateşli bir Cumhuriyet ve demokrasi yanlısı yazar Victor Hugo, 1802 yılında Fransa’da doğmuştur. Önceleri kral yanlısı olsa da sonraları Cumhuriyet’in büyük destekçilerinden olan ünlü yazar romantik akıma mensuptur. İlk olarak şiirleri ile meşhur olsa da, şuan özellikle Sefiller ve Notre Dame’in Kamburu romanları ile tanınır. Fransa’nın edebiyat tarihinde en büyük en ve önemli yazarları arasındadır.

Victor Hugo, politik ve toplumsal sorunlarla çok yakından ilgilenen bir yazardır. O yüzden daha 26 yaşında iken Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı kısa romanını yayınlamıştır. Toplumda insana bahşedilen en önemli hakkın yaşam hakkı olduğunu savunan yazar, idam cezasının kalkması için bu yapıtı yazmış ve kamu vicdanını etkilemeye çalışmıştır. Şuan birçok dünya ülkesinde daha yeni yeni ölüm cezası kalkmış olsa da yaklaşık 200 yıl önce bir yazarın bu konuya değinmesi azımsanmayacak bir başarı kabul edilmelidir.

Çevirmenin önsözüne göre, Bir İdam Mahkumunun Son Günü yazarın en az tanınan eserlerindendir. 1829 yılında henüz 26 yaşındayken yazdığı bu kitabı, kendi adını açıklamadan yayınlamıştır. Nitekim bu davranışının gerekçesini, sonradan açıklamıştır. Kitabın yayınlanması belirli çevrelerde olumlu karşılanmıştır. Ancak Fransız Devrimi’nin üzerinden kırk yıl geçmiş olmasına karşın hala devrim coşkusunu yaşayan çevrelerden gelen olumsuz tepkiler dikkat çekicidir. Kitabın metni kadar 1829 yılında yazarın kendi adını vermeden kaleme aldığı önsöz de oldukça düşündürücü ve kitabın amacını açıklamaktadır:

“Bu kitabın ortaya çıkış nedenini anlayabilmemiz için önümüzde iki seçenek var: Ya gerçekten sefil bir adamın son düşüncelerini yazmış olduğu sararmış; düzensiz bir kağıt tomarı söz konusudur ya da bu adam; bir insana, sanatın yararına doğayı inceleyen bir hayalpereste, bir filozofa, bir şaire rastlamıştır, kim bilir? Belki de kendisine egemen olan ya da daha doğrusu kendisini teslim ettiği ve ancak bu kitaba aktararak kurtulabildiği bir düşlemdi onun bu düşüncesi. Okur, bu iki açıklamadan istediğini seçebilir, istediği gibi yorumlayabilir.” Victor Hugo

““İdam Mahkumu” Beş haftadan beri bu düşünceyle baş başayım, onunla yaşıyorum; ürkütüyor varlığı beni, ağırlığı altında eziliyorum.” diye başlıyor roman. Adam öldürmek suçundan hüküm giymiş ve idam cezasına mahkum olmuş bir adamın ağzından başlıyor roman. Kahramanımızın adını hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Yazara göre aslında onun makus talihi bu: Ölüm... Hiçbir şekilde kurtulma şansı yok. Başlarda karakterin kurtulma umudu olsa da, ya da bir mucize bekliyor olsa da gardiyanların onu almaya ve o malum günün geldiğini anladığı an bütün ümidi yok olup gider. İşte o zaman geride bıraktığı üç kadını düşünür. Biri annesi, karısı ve en çok üzüldüğü üç yaşındaki minik kızıdır. En çok onun için üzülür. Çünkü kızını son kez görmesi için getirdiklerinde, küçük kız babasını tanımaz. Babası nerede diye sorulduğunda ise, “Bilmiyor musunuz bayım? Babam öldü.” der. İşte idam mahkumunu ölüm korkusundan daha çok bu durum üzer. Son olarak giyotine çıkarılan mahkum şu sözlerle romanı bitirir: “Ah! Sırtlan çığlıkları atan halk. Ondan kaçamayacağımı, kurtulmayacağımı, bağışlanmayacağımı kim biliyor? Beni bağışlamamaları olanaksız! Ah! Sefiller! Merdiveni çıkıyorlar galiba...”

Romanda anlatıcı mahkumdur. Beş hafta önce idam cezasına çarptırıldığını öğrenir ve bu beş hafta içinde ölümü kabullenmeyi, bununla başa çıkmaya uğraşır. Aslında okuyucu kitabı okudukça kendini mahkumun yerine koyar ve yaşadığı her duyguyu kendi yaşıyormuşçasına hisseder. Bu da Victor Hugo’nun kaleminin gücüdür. Kitapta, Hugo’nun eleştirdiği ki mahkumun da sonunda “Ah! Sırtlan çığlıkları atan halk!” diyerek belirttiği şey, o zamanki insanların bu idam olaylarını bir panayır olayına çevirmeleri ve bundan zevk almalarıdır. Ki zaten yazar da romanda bahsi geçen Grene Meydanı’nda böyle bir olaya tanık olduktan sonra bu eseri yazmaya karar vermiştir.

Victor Hugo, idam gerçeğini daha yirmi altı yaşındayken kavramıştır. Giyotini ise, devrimlerin yok edemediği kaide olarak nitelendirmiştir. 1981 yılında Sosyalist Parti iktidarında ancak idamın kaldırıldığını göze alırsak 152 yıl öncesinden bir yazarın bu soruna kafa yorduğu gerçeği, Hugo’nun edebiyat dünyasında sağlam bir yerinin olduğunun göstergesidir.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü Yorumları

okurken tüylerim diken diken oldu çok gerçekçi bir anlatımı var

28-09-2015 19:15

guzzel bir kitap

18-11-2015 13:46

victor hugonun kolaylıkla okunabilecek bir kitabı hayat felsefesi çok farklı bakış açısını genişletiyor hayata olan bakışınız değişiyor

30-12-2015 22:14

daha iyi anlatılamazdı.. insanı alıp götüren bi kitap..

04-01-2017 21:39

çooooookkkkkk güzel bir kitap

28-03-2017 14:04

çok özel bir kitap, anlatım dili harika

11-08-2018 10:50