Sarnıç

Sarnıç
Kitabın Yazarı:Sait Faik Abasıyanık Kitap Türü:Öykü/Hikaye Yayınevi:İş Bankası Kültür Yayınları Yayınlandığı Yıl:2013 Sayfa Sayısı:124 ISBN:9786053607724 Kitap Puanı:5.9 / 10 | Yorum: 4

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:7,20 TL e-kitap,pdf,epub: *

5.9
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte
Giriş Yap Üye Ol

Sarnıç - Sait Faik Abasıyanık

Kitap Türü:Öykü/Hikaye

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Sarnıç Özet

Sarnıç

Liseden beri olan anılarını çok az bir şekilde anlatılır. Liseden beri hiç ayrılmamış olan 4 arkadaş hala birliktedir. Hepsi evlenmiş, işini kurmuş, aynı mahallede oturmaya devam etmektedir. Kendisi de İstanbullu bir kıza sevdalanır ve kaçarak evlenirler. Ancak karısı babamları görmeye gidiyorum der ve bir daha dönmez. Karısının babası ise boşanması için ona baskı yapmaktadır.

Kalorifer ve Bahar

Çok eski zamanda, her şeyden geri kalmış, şehrin uzağında bir mahalle varmış. Bu mahalledekilere normal isim verilmez, yeteneklerine, konuşmalarına, cüsselerine göre isim koyulurmuş. Kimse kimsenin dinini, mezhebini bilmez bilmediği için ayrım olmazmış. Bahar gelince mahalledekiler şehre gider kış gelince mahalleye yeniden dönermiş.

Şehri merak eden Capon, bir gün şehre gider. Orada kaloriferi, sinemayı, telefonu ve diğer şeyleri görü ve mahalleye döner. Mahalleliye bunları anlattıktan sonra adı kalorifer olur. O bahar geldiğinde Capon şehre giden diğerleriyle beraber gider. Diğerleri kış başlarken mahalleye döner ancak Capon dönmez.

Beyaz Altın

Zamanında köyün en zenginlerinden olan Eskicizade, Kâtip ile çok iyi anlaşır, harp, açlık zamanlarında köylüyü doyurur ama parasının içine haram karıştıran bir adamdır. Son yaptığı iş Kâtip'in canını sıkar. Seksen ton alması gereken buğday çok daha fazlası çıkmış ve bunun haksız olduğu anlaşılmıştır. Önceden Eskicizade ile İstanbul'a birlikte gidip onun dişlerini yaptırmak istekleri vardır ancak Kâtip onu beklemez ve İstanbul'a gider.

Bir zaman sonra Eskicizade de dişlerini yaptırmak üzere İstanbul'a gelir ve Kâtip ile karşılaşırlar. Kâtip'e en başta sitem etse de dişlerini beyaz altından yaptırır, Kâtip'e de orada iş bularak köye döner. Birkaç ay sonra Eskicizade ölü bulunur. Aradan zaman geçer. Mezarlığın boşaltılması gerekir. Eskicizade'nin mezarı boş bulunur. Sonradan anlaşılır ki dişleri için Eskicizade'nin ölüsü, köydeki bir genç tarafından kaçırılmıştır.

Bir Karpuz Sergisi

Yazın kavurucu sıcağında, cami avlusunda tanışmış iki yakın arkadaş vardır. Neredeyse tüm zamanlarını aynı yerde geçirirler ve bir karpuz sergisi açma hayali kurarlar. Bir de küçük çırakları olacaktır. Olan karpuz sergilerine gider, birbirlerine; " Bak bizim sergimiz de böyle olacak." Der ve hayallerine devam ederler. Birlikte vapuru izlemeye gitmeleriyle hikâye sona erer.

Mavnalar

Mavna: yakın kıyılara ya da limanın uzaklarında demirlemiş gemilere yük götürüp getiren, güvertesiz, büyük tekne. Anlamına gelir.

Biri amele diğeri kaptan iki arkadaş vardır hem aynı evde kalırlar hem gece gündüz beraber gezerler ancak pek fazla konuşmaz, birbirlerinin içini okurlar. Susarak anlaşırlar. Bir gün biri işten atılır. Atılma sebebini diğerine anlatınca, " Keşke yapmasaydın." Der. Adam buna alınır ve üç gün aç susuz yaşasa da ondan yardım istemez. Diğer adam ise onun birikmişi olduğunu, onu harcadığını düşünür. Adam başka bir yerde yatılı iş bulur ve oradan ayrılır.

Her daim içi buğday dolu mavnalara içinden atlamak gelen adam, arkadaşı giderken ilk kez içinden mavnalara atlamak gelmez.

Gece İşi

Ömer, herkesin kendi derdini anlattığı bir meyhanede otururken, meyhanenin kadın sanatçısı ile arasında tartışma çıkar. Arkadaşı Mavro onu sakinleştirir.

Biraz orada oturup sakinleştikten sonra Mavro ile beraber sahile iner ve orada sandal da kalan bir başka arkadaşını da Gece işi var diyerek, alarak sabah kahvesine gider. Orada oturup çay ve simit yerler. Sabah kahvesine gelen bir küçük çocuğa yaptığı şaka, çocuğun bunu ciddi algılaması ve Ömer'in bunu çocuğa açıklayıp, çocuğa da çay ve simit ısmarlaması ile hikâye sona erer.

Hancının Karısı

Hiç kimsesi kalmayan adam sarı bir köpek edinerek Karakurt Gölüne gitmeye karar verir. Yol da giderken bir han bulur ve içeriye girer. Hancı ile dost olur. Hancı ona gölün kıyısında bulunan köy de bir yer ayarlayabileceğini söyler. Gece'nin geç saatlerine kadar sohbet ederler. Hancı karısından, doyumsuzluğundan şikayetçidir. Bunları da anlatır adama gece uyku tutmaz adamı sanki bir şey bekliyordur. Çok sonra anlar ki o gece beklediği şey Hancının karısıdır.

Loğusa

Sakarya'nın kenarında Kumköy adlı köy de Hasan Ağa adlı biri yaşarmış. Gençliğinde çalışmış, çabalamış çok zengin olmuş. Üç eşi ölmüş kendisi de yetmiş dokuz yaşına gelmiş.

Kumköy karşısında bir Boşnak köyü bulunurmuş. Bu köyün kızları çok güzel olurmuş. Hasan Ağa yetmiş dokuz yaşında, yirmi beş yaşında olan Boşnak bir güzel almış kendisine dördüncü eş diye. Gel zaman git zaman bu Boşnak kız hamile kalmış, doğum zamanı geldiğinde oğlu Rüstem ile kavga etmeye başlar. Rüstem, hem babasını hem ablasının eşini sopa ile döver. Ablası sopayı Rüstem'in elinden alarak Boşnak kızın hamile karnına vurmaya başlar.

Ormanda Uyku

Genç adam hastalıktan ayağa yeni kalkmıştır. Yaklaşık iki yıldır hiçbir insanla ilişkisi olmamış, bir bağ kurmamıştır. Bir gün sahile iner, ilk defa bir kız görmüş, onun güzelliğine aldanmıştır. Bir arkadaş bulur ve o kız ile kendisini tanıştırmasını ister. Tanışır ancak bir şey olmaz gece evine gider ve orada uyur. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber ormana doğru yola çıkar. Orman da gezer, çocukluk anıları aklına gelir, çocukken okuduğu romanlar aklına gelir, düşünür sürekli en sonunda ormanda uyuyakalır ve bu uyku onu yalnızlıktan kurtararak yeni bir hayata başlamasına yol açar.

Kim Kime

Bir ev vardır. Boğaza karşı üç yanı orman, bir yanı yol ile çevrili. İçeride kimin oturduğunu, ne olduğunu mahalleden hiç kimse bilmez. Evin babası arada çıkar, ev alışverişini yapar, halk da iki dakika dedikodusunu yapar ve onlar yine unutulurdu.

Günlerden bir gün evin babası öldü, evin hanımı ölüyü taşıtmak için yol aramaya başladı. Cebinde parası yoktu. İlk olarak gemilere bakan memura gitti, memur bakamam diyerek, onu hamal kahyâsına yönlendirir. Hamal kahyâsı ise para almadan hamal bulamayacaklarını söyler. Kadın İstanbul'a iner, doktora söyler ancak doktor "bana bir eşek ayarlamazsan gelemem de ölüye taşıtma izni çıkaramam da" der. Kadın çaresiz evine döner ve ölüyü yarı taşıyarak yarı sürüyerek mezarlığa götürmeyi başarır.

Bundan bir süre sonra ise Üsküdar gemisine biner ve intihar eder.

Park

Bir adam her gün düzenli olarak parka gider ve orada dertli insanlarla tanışır, insanları gözlemler, romanlar okur. Bir gün Ali isminde biri Dilber diye bir kadınla konuşur. Ali, Mızıka-i Hümayun da çalışır ancak bir suç işlemiştir. Canına kıyacağını söyler Dilber'e, Dilber onu vazgeçirir ve hapishane konusunda tecrübeli olan arkadaşları Sedat'a gider.

Sedat, Ali'den para koparmaya çalışır ancak Ali bunu yapmaz. Sedat bu planlarını Dilber'e anlatır. Amacı Ali'yi hapishaneye girmekten kurtarmak, Dilber ile Ali'yi evlendirerek kendi bakımını Ali'nin üzerine yıkmak fikrindedir. Zamanla bu ikisini de başarır. Ancak kendi bakımını Ali'ye yıkamaz. Ali bir süre sonra Sedat'ı evine almamaya başlar.

Gaz Sobası

Bir köyde Recep adında bir kahveci yaşar. Bu kahveci ne zaman Bursa'ya inse bir yenilik getirir ancak getirdiği, yeni teknoloji aletleri on, on beş gün içinde bozulur. Bir gün gaz sobası getirir. Onun ışığı ve sıcağı tüm köyü etkisi altına alır. Herkesi hayallere daldırır. Yaz gelince artık insanlar bu gaz lambasının bir dine tapmak gibi bir şey olduğunu söyler. Recep, Allah'ın varlığına inanır ancak cennet ve cehenneme inanmaz.

Bu olaydan sonra daha sık düşünmeye başlar. Kahve de canı sıkılırken, Bursa'ya iner ve bir ay ışığı alır ancak o da on gün içinde bozulur.

Plaj İnsanları

Plaj da iki kız iki erkek dört kişi dikkatini çeker adamın. Erkeklerden biri telefonla ilgili bir iş yapmaktadır. Kıyafetlerini, piposunu, ayakkabısını Fransa'dan getirmiş, herkesi kendisine özendirmeyi bilmiştir.

Erkeklerden diğeri, üç, dört dil bilir ancak Türk olmasına rağmen Türkçeyi doğru düzgün konuşamamaktadır. Bir Alman gibi gezer ortada.

Kızlardan biri Fransız'dır. Türkiye'ye babasının işi sebebiyle gelmiştir. Rum asıllıdır.

Kızlardan diğeri ise Türk kızıdır. Biraz erkek gibi takılmaktadır. Dördü gezerken telefoncu olan erkek bir çocuğun denize düşmesine sebebiyet verir. Ancak kıyafetleri bozulmasın diye suya atlamaz, iki denizci suya atlar ve çocuğu kurtarır. Telefoncu çocuk adamlara para verir, ancak Türk olan denizci bu parayı kabul etmez. Bu olaydan sonra Fransız olan kız, Türklerle takılmaya başlar.

Davut'un Anası

Ali, zamanında terk ettiği köyüne bir öğretmen olarak geri döner. Davut isimli küçük bir çocuk ile aynı odayı paylaşır. Davut'un annesi, güzel ve genç bir kadındır. Ali, onunla evlendiğinin hayalini kurar. Davut'u oğlu gibi seviyordur. Yine bir gün Davut'un annesi ile evlendiği hayalini kurarken, Davut'a; "kalk dışarı çıkalım." Der ve birlikte sokakta yürürler.

Grenoble' da İtalyan Mahallesi

Bir İtalyan mahallesini, İtalyan Mahallesi’ndeki insanları, işsiz, öğrenci delikanlıları, genç kızları, kandırılmaları, geceleri nasıl tehlikeli olduğunu ve yabancıların çok nadir girebildiğini bir kaç İtalyanca şarkı ve iki sayfa ile anlatmıştır yazarımız.

Marsilya Limanı

Cezayirli bir genç, Marsilya'da yaşamaktadır. Bir gün işten atılınca yirmi bin Frank karşılığında, bir cinayet işleterek Paris'e kaçar. Gemiye binerken bir çocuk ona öpücük yollar. Bu öpücük onu uzun düşüncelere götürür.

Değerlendirme:

Sait Faik Abasıyanık, durum hikayelerinin üstadı, bir olay örgüsü olmadan okuyucuyu içine çekebilen nadir eserlerden, içinde her insanın, her dönem de kendisini bulabileceği satırlarla yazılmış harika bir eser. Bu eseri okuduktan sonra Sait Faik'in hiçbir zaman kaybolmayacak bir yazar olduğu bir kez daha anlamış oluyoruz.

Editör: Senanur KARAKUZULU

Sarnıç Konusu

Sarnıç kitabında on altı hikâye bulunuyor. Her hikâye farklı konulara dikkat çekiyor. Bu konular arasında arkadaşlık, yalnızlık, hilekârlık, çaresizlik, vicdansızlık, ahlak dışı ilişkiler, harp, kıtlık gibi pek çok konu bulunuyor. Hikâyeler kısa diyaloglar ve bir kısım sıradan olaylardan oluşsa da derinlerde pek çok anlam barındırıyor. Sait Faik’in sade dili ve sıradan şeyleri bile etkileyici kılan anlatımı güzel olsa da bazı hikâyeler içerik bakımından herkese hitap edecek nitelik taşımıyor.

Sarnıç

Yapayalnız kalmış bir adam ve anıları… Yazar bu hikâyeyle okurlara eşi tarafından terk edilmiş bir adamın duygularını yansıtıyor. Geçmişe dalıp giden adamla birlikte okurlar da pek çok hisse kapılıyor.

Kalorifer ve Bahar

Capon, Hödük, kalorifer, elektrik, telefon, sinema… Kenar mahallede yaşamın gerçekleri ve bu mahallede yaşayan herhangi bir çocuğun hikâyesi. Bir gün Capon, sinemanın ne olduğunu arkadaşlarına soruyor. Hiçbiri sinemaya gitmemiş olan çocukların her biri farklı farklı şeyler söylüyor. Daha sonra Capon, kendisi de hiç sinemaya gitmemiş olmasına rağmen arkadaşlarını kandırmak için sinemanın karanlık bir yer olduğunu söylüyor. Bir gün şehir merkezine gidince oradaki bir adam Capon’u sinemaya sokuyor. Capon o gün sinemayı da kaloriferi de ilk defa görüyor. Mahalleye dönünce gördüklerini mahalleliye anlatıyor. O günden sonra da adı Kalorifer’e çıkıyor. Daha sonraları ise yine şehir merkezine gidiyor ve orada çalışmaya başlıyor. Böylece Kalorifer mahallelinin takdirini bir kez daha kazanıyor.

Beyaz Altın

Kâtip, Eskicizade Nedim, aç insanlar, kesesini şişirenler, kıtlık, harp yılları, hilekârlık, buğday… Kâtip ile hilekâr tüccarın ilişkisi okura pek çok şey anlatıyor. Ama hikayenin asıl can alıcı kısmı hilekârın insanları aldatarak kazandığı paralarla yaptırdığı platin dişlerinin öldükten sonra mezarından çalınması oluyor.

Bir Karpuz Sergisi

İki adam, yoksulluk, hayaller, imkânlar… Karpuz sergisi açmayı düşünen iki adamın hikâyesi hayaller ile gerçekler arasındaki engelleri okurun yüzüne çarpıyor.

Mavnalar

İki arkadaş, yokluk, bozulan dostluklar…

Gece İşi

Ömer, Mavro, İdris, gizli konuşmalar, esrarengiz işler...

Hancının Karısı

Loğusa

Hasan Ağa, Rüstem, Boşnak kızı Zehra, bozuk aile ilişkileri...

Ormanda Uyku

Kim Kime

Berber, iskele memuru, zavallı kadın, hamal kâhyası… Evi ıssız bir yerde olan adam bir gün ölüyor. Adamın karısı, kocasını gömdürmek için meydana inip önce iskele memurundan yardım istiyor. İskele memuru, çaresiz kadını hamal kâhyasına gönderiyor. Hamal kâhyası da insafsız çıkınca kadıncağız doktordan yardım istiyor. Ama doktorun da kadına hiçbir yardımı dokunmuyor. Böylece kadıncağız ölen kocasını bir çarşafa sarıp uçurumdan aşağı yuvarlıyor. Günler sonra yine meydana gidip vapura biniyor ve iskelede inmiyor.

Kitaptaki hikâyelerden belki de en etkileyicisi olan “Kim Kime” çaresiz bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kimseden yardım göremeyince çaresizliği artan kadının sonu okuru hem üzüyor hem düşündürüyor.

Park

Ali Efendi, Dilber, Sedat, ahlak dışı ilişkiler, bu ilişkiler sonucunda mahvolan hayatlar…

Gaz Sobası

Kahveci Recep, gaz sobası, numaralı kilit, cep feneri… Kahveci Recep köyde kahve işletiyor. Bir gün Bursa’ya gidince bir gaz sobası alıp kahveye kuruyor. Gaz sobası köylülerin biraz ilgisini çekse de çok geçmeden önemsizleşiyor. Daha önce de Bursa’dan değişik şeyler alan ve bunların da kısa sürede etkilerini kaybetmelerine alışık olan Recep buna pek aldırmıyor. Başka bir zaman yine Bursa’ya gidip bir lamba alıyor ama lambanın etkisi de uzun sürmüyor. Aldığı değişik şeyleri gözünde büyüten Recep’in hikâyesi okura pek çok şey anlatıyor. Genel olarak bir köy kahvesinde geçen hikâye, köy yaşamından ve köylülerden çeşit çeşit izler taşıyor.

Plaj İnsanları

Telefon şirketi memuru, Leh delikanlısı, Janet, memur kız...

Davut’un Anası

Ali, Davut, Ruhiye Hanım, Ali’nin hayaller ile gerçekler arasında gidip gelişleri...

Grenoble’da İtalyan Mahallesi

Marsilya Limanı

Sarnıç Yorumları

bu özet değil ki sadece başlıklar yazılmış sanki

16-01-2020 20:31

buradaki sarnıç özeti çok kötü yazılmış hatta yazılmamış kitabın içindeki başlıkları yazmışsınız özet diye eklemişsiniz kalitenizden ödün vermeyin buradaki özetler güzel oluyor ama bu hiç olmamış

07-02-2020 15:22

eski özetten sonra bu özetle sayfa eski kalitesine dönmüş. emeğinize sağlık sait faik abasıyanık gibi bir yazarın hakkı tam anlamıyla verilmiş.

17-06-2020 19:49

sait faik abasıyanık'ın en sevdiğim eserlerinden. özet çok güzel olmuş, kitabı okurken hissettiklerimi bir kez daha hissettim. emeğinize yüreğinize sağlık

23-06-2020 13:35