Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3
Kitabın Yazarı:Sabahattin Ali Kitap Türü:Öykü/Hikaye Yayınevi:Mavi Çatı Yayınları Yayınlandığı Yıl:2019 Sayfa Sayısı:170 ISBN:9786052944523 Kitap Puanı:7.7 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:12,80 TL e-kitap,pdf,epub: *

7.7
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 - Sabahattin Ali

Kitap Türü:Öykü/Hikaye

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 Özet

Ayran

Sabahattin Ali’nin ağlatan ve insanda şok etkisi yaratan öykülerinden bir tanesidir. Küçük Hasan kardeşlerine bakabilmek için her gün erkenden ayran yapıp uzak mesafedeki tren istasyonuna gider ve satmaya çalışır. Fakat kış ayının gelmesi ile satışlar çok düşer. Kardeşlerinin az da olsa doyabilmesi için 4 bardak ayran satması gerekir. Öğle treninde 4 bardak satabilirse karanlık çökmeden güvenli bir şekilde eve dönebilir. Satamazsa mecbur akşam trenini beklemek ve karanlıkta eve dönmek zorunda kalacaktır.

Tren istasyona geldiğinde Küçük Hasan tek tek dolaşarak ayran satmaya çalışır. Bir adam iki bardak ayran içer ve Küçük Hasan’a 10 kuruş uzatır. Fakat ayranlar 5 kuruştur ve Küçük Hasan’ın bozuğu yoktur. Bozuk ararken tren yavaş yavaş yola koyulmaya başlar. Adam 10 kuruşu geri ister. Küçük Hasan uzatır ve 5 kuruş bekler ama adam ona hakkını helal etmesini söyler. Küçük Hasan trenin arkasından öyle baka kalır. O 10 kuruş onda kalsa akşam trenini beklemek zorunda kalmayacaktır.

Küçük Hasan akşam treninde de satış yapamaz ve ağlayarak karanlıkta evin yolunu tutar. Karlı yolda yürümek çok zordur fakat evde aç bekleyen kardeşleri ile eli boş karşılaşmak daha da zordur. Küçük Hasan bu düşüncede iken uluma sesleri ve uzaktan ona yaklaşan ayak sesleri duyar. Korkarak hızlıca köyüne ulaşmaya çalışır ama karda hızlı gitmesi çok zordur. Ayranı bırakıp koşmaya çalışır ama sesler git gide daha fazla yaklaşmaktadır. Küçük Hasan çok korkar ve ayağı takılıp düşer. Panik yaptığı için de bir türlü kalkamaz. Sonunda karlar ile üzerine örterek gizlenmeye çalışır ve ana, anacığım diye ağlamaya başlar.

Uyku

İki arkadaş Sivas’a gitmek için otobüs beklemek yerine kamyonların sıklıkla geçtikleri ve yolcu aldıkları yola çıkarak beklemeye başlar. Şanslarına bir kamyon gelir ve onları alır. Onlarla birlikte aynı zamanda kamyonda üç kadın yolcu vardır.
Kamyon şoförü iki gündür sürekli yollarda olduğu için hiç uyumamıştır. Arada sürekli gözlerini ovuşturur ve kendine gelmeye çalışır. Arada sürekli radyatöre su koyma bahanesi ile durur, o arada kendini dinlendirmeye çalışırdı. Fakat yol gittikçe uykuya dalma isteği daha da artmaktaydı.

Şoför direksiyon başında dalmaya başlaması ile birkaç kaza tehlikesi atlatırlar ve bu da yolcuları iyice tedirgin eder. Şoför yolculuğa ara verecek on dakika uyumak ister ama uyursa bir daha kolay kolay uyanmaz diye yolculardan biri karşı çıkar. İki taraf arasında şoför uyumak için yalvarırken yolculardan biri de ısrarla yola devam etmesini ister. Fakat şoför daha fazla dayanamaz ve direksiyonda uyuya kalır. İki arkadaş da yollarına yürüyerek devam etmek zorunda kalır.

Isıtmak İçin

Sabahattin Ali’nin en acıklı öykülerinden bir tanesidir. Küçük bir evde oturan yazar hayatından pek memnun olmasa da her şeye katlanıp yaşamaya devam eder. Arada gelip çamaşırlarını yıkayan yaşlıca bir kadın vardır. Bir gün eve döndüğünde zamansız bir şekilde kadını evinin kapısının önüne bulur. Ne istediğini sorduğunda yıkanacak çamaşırı olup olmadığını sorar. Olmadığı için yarından sonra uğramasını söyler ve kapıyı kapatır. Fakat kadın yarından sonra bir türlü gelmez. Adam da merak ederek kadının evini bulmaya çalışır. Zor da olsa sora sora bulur ve kadının evine giderek kapıyı çalar. Kadın kapıyı açtığında gelmediğini ve merak ettiğini söyler. Kadında hikayesini anlatır.

Hasta kızı çok üşümeye başlar. Bunun üzerine kadın onu ısıtmak için her yolu dener ama parasız olduğu için yakacak bir şey bulamaz. Bunun üzerine kapı kapı dolaşıp yardım ister ama kimse ona iş verip yardımcı olmaz. Eli boş eve döner. Kızı üşüyorum diye inlemeye başlar. Kadın çaresizlikten ona sarılarak ısıtmaya çalışır ama kız giderek daha da üşür. Sonunda kız son kez annesine bakar.

Bir Mesleğin Başlangıcı

Sabahattin Ali Bir Mesleğin Başlangıcı öyküsünde bize Koca Recep’in hikayesini anlatıyor. Aslında kaderin insanı nereye sürükleyebileceğinin hikayesini anlatıyor.

Koca Recep gençken tanınan ve sevilen bir kabadayıdır. Babasından da kanal mal varlığı olunca herkes halini hatırını sorarmış. Eğlenceler onsuz olmazdı. Kabadayılığı sayesinde de her türlü avradı eğlenceye getirebilirmiş. Tabi böylece namı da farklı bir şekilde yayılmaya başlar. Eğlenceye bir kadın getirtilecekse herkes ona sormaya başlamış. Eğlenceler almış başını gitmiş, baba parası da zamanla bitmeye başlamış. Parası olmamasına namı olduğu için eğlenceye onu da çağırmaya devam etmişler. Zamanla kadın getirmenin de karşılığını üç beş ödemeye başlamışlar. Böylece Koca Recep’in yeni bir mesleği olmuş.

Selam

Yazarımız Bursa’nın yolunu tutuyor ama Osmangazi’ye gelince İznik Gölünün cazibesine kapılıyor ve bir süre burada kalıyor. Yolu da bir berbere düşüyor. Berberde iken utangaç genç bir kız geliyor ve berberden para alıp gidiyor. Yazar da kızı merak ediyor. Berber de başlarda pek konuşma niyetinde olmamasına rağmen hikayesini anlatmaya başlıyor.

Kız aslında tam karşılarında yer alan ama şimdi kapalı olan berber dükkanının sahibi olan Yusuf’un kızı. Bir zamanlar karşılıklı ekmek derdindeymişler. Sonra kasabaya bir kumpanya gelir. Kumpanyadakiler de berbere gelince yanlarında genç bir kız da gelir. Zamanla karşıdaki berber ile sohbeti ilerletir. Tüm uyarılara rağmen berber gönlünü o kıza kaptırır. Bir gün de sarhoş olup olay çıkartır. O günden sonra kız da dükkana gelmez. Kumpanya da bir süre sonra kasabadan ayrılır. Berber iyice içine kapanır.

Bir gün berber dükkanına gezgin bir tüccar gelir. Yusuf’u görünce sana bir selam getirdim der. Balıkesir’den Bursa’ya gelirken bir kumanya ile karşılaşmış, Orhangazi’li olduğunu öğrenince kumpanyadaki kız Yusuf’a selam söylemiştir. Yusuf bunu duyunca yine deri düşüncelere dalar. Bir gün dükkanı kapatır ve ortadan kaybolur. Bir daha da geri dönmez. Arkadaşlık hatırına da kızına berber bakar.

Bir Konferans

Bir gün şehirden gelen bir iktisatçı köylülere yararım dokunsun diye onlara kooperatifçilik üzerine bir konferans vermek ister. Köylüler ne olduğunu bilmediği halde bunu kabul eder ve adam anlatmaya başlar. Anlatırken de sürekli eğer anlamadıkları bir şey varsa söylemelerini ve tekrar anlatacağını söyler. Buna rağmen köylülerden pek ses çıkmaz. Sonunda konferans sona erer ve adam köyden ayrılır. Köylüler de kendi aralarında anlayan olup olmadığını konuşur. Köydeki öğretmen de anlamadılarsa neden anlamadık diye söylemediklerini sorduğunda köylüler bir daha baştan anlatmaması için söylemediklerini söyler.

Sulfata

Sulfata halk dilinde sıtmanın tedavisinde kullanılan beyaz bir alkaloite verilen isimdir.

Yazar ormanda karısını taşıyan birine denk gelir ve muhabbete başlar. Karısının sıtma hastası olduğunu öğrenir ve sulfata verip vermediğini sorar. Delikanlı da hikayesini anlatmaya başlar.

Delikanlı zamanında Aliye’yi sever ve birlikte kaçarlar. Dağda ormanın içinde bir ev yaparlar ve burada kendilerince çiftçilik yaparak yaşamlarını devam ettirirler. Oldukça da mutludurlar. Fakat Aliye Sıtma’ya yakalanır. Delikanlı onu Sıtma Mücadeleye götürür ama burada yapılan testler sıtma hastalığını göstermez. Bunun üzerine de doktor sulfata vermez. Delikanlı başka doktora gider ve o hastada sıtma olduğunu ve Sıtma Mücadeleye gitmesi gerektiğini söyler. Delikanlı yine gider ama doktor onu umursamaz. Ona sıtması bastırdığında getirmesini ve öyle test yapmaları gerektiğini söyler. Delikanlı dağ başında yaşadığını söyler ama doktor umursamaz. Delikanlı her şeyi dener ama doktor ona hakaret ederek her seferinde geri gönderir.

Adam hikayeyi dinleyince ona akıl verir. Temiz bir cam parçası bulmasını söyler. Sıtma nöbeti geldiğinde karısının kanını o cam parçasına sürmesini ve doktora onu götürmesini söyler. Böylece kanda sıtma mikrobu çıkınca hastalığını kanıtlamış olur. Delikanlı bunu yapar ama bu seferde doktor onu sahtekarlık ile suçlar. Başkasının kanını getirdiğini söyleyerek onu kovar. Kapıdaki nöbetçiye de Sulfata değerlenince yalancı köylülerin hasta gibi davranıp almaya çalıştığı söyleyip içeri almamasını tembihler.

Hasanboğuldu

Hasanboğuldu öyküsü okurlara destansı bir aşk hikayesini anlatıyor.

Hikayede ovalı Hasan ile dağlı olan Emine’nin aşkı anlatılıyor. Emine bir gün dağdan inip ovada Hasan’ın sattığı bostanlardan alır. Böylece aralarında tatlı bir muhabbet başlar. Zamanla bu aşka dönüşür ve Hasan daha fazla dayanamayarak Emine ile evlenmek ister. Fakat Emine kendisi dağlı Hasan ovalı olduğu için kabul etmez. Ne o ovada yapabilir ne de Hasan dağda yapabilir diye düşünür.

Hasan yalvar yakar Emine’yi ikna etmeye çalışır ve Emine sonunda bir çözüm bulur. Hasan sırtında yük ile dağa çıkabilirse evlenmeyi kabul eder. Bunun üzerine Hasan yükü alır ve Emine ile dağ yoluna düşer. Fakat dere boyunca daha fazla dayanamaz. Emine’ye yalvarır ama Emine onu duymaz. Onu orada bırakıp gider. O günden sonra Hasan ortadan kaybolur. Emine arada derenin oradan Hasan’ın sesini duyar. Her yeri arar ama bir türlü bulamaz. Orası artık Hasanboğuldu olarak bilinir. Emine de son kez sevdiğinin çağrısına cevap verir ve o da oradan kaybolur.

İki Kadın

Kerim Ağa’nın iki karısı vardır. Uzun zamandır da yataktan çıkamayacak kadar hastadır. Günlerinin sayılı olduğu bellidir ama yine de pintiliğinden taviz vermez. Parası olmayana ya da eksik olana hiç acımaz malını kimseye yedirmez.
Bir gece ölür ve iki karısı tam ne yapacaklarını bilmez. Yaşadığı sürece onlara çok çektirmiştir ve mirasın oğluna kalacağını düşünerek sakladığı paraları ararlar. Fakat hiçbir şey bulamazlar. Çaresizlikten en azından adam gibi yemek yiyelim derler ve ölünün üzerinden sakladığı anahtarı alıp kilitli odayı açarlar. Buradan istediklerini alıp sabaha kadar pişirip yerler. Sabah olunca da aman komşular diyerek ağlamaya başlarlar ve tüm komşulara öldüğünü duyururlar.

Portakal

Sabahattin Ali’nin ticaret üzerine yazdığı nadir öykülerden bir tanesidir. Bir Portakal üreticisi portakalları bozulmadan gemiye bindirip nakletmek ister. Zar zor rüşvet ile gemi kaptanını ikna eder ve gemiye yükletir. Gemi yolda fırtınaya yakalanır. Portakalların çok azı denize atılır. Fakat çoğu atılmış gibi gösterilir ve limana varınca yükleyiciye fırtına nedeni ile portakallar atıldığı için sigortadan parasını alabileceği bir evrak verilir. Kalan portakallar ise el altından satıcıya sunulur. Tabi bunların hepsi gemi kaptanı ve yakınlarının karı paylaşma kavgası ile birlikte olur.

Kurtla Kuzu

Sabahattin Ali’nin başından geçtiğini düşündüren öykülerinden bir tanesi. Türkiye’de o dönemde sorgulamaların nasıl yapıldığına dair güzel bir örnek sunuyor.
Hikaye aslında bir adamın bir kadına hikaye anlatması ile başlıyor. Hikayede adamın aslında nasıl sorguya çekildiği anlatılıyor. Öyküyü anlattığı kadın adam aleyhine yalancı tanıklık yapmasına rağmen adam bunu kabul etmemiş ve işkenceye maruz kalmıştır. Daha sonra daha üst yerlerden biri gelmiş ve yaşananlar için kendisinden özür dilemiştir. Ona bir süre çok iyi davranıp, arkadaş olmaya çalışmış ve ifade vermesi konusunda ikna etmeye çalışmıştır. Fakat adam gerçekten bir şey bilmediği için istedikleri ifadeyi veremez. Bunun üzerine kibar gibi görünen adam birden adamı döverek küfürler savurmaya başlar ve sorgulama her zamanki gibi şiddet kullanılarak devam eder.

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 Soruları ve Cevapları

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 kimin eseri?

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 türü nedir?

Öykü/Hikaye

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 kaç sayfa?

170

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 3 Yorumları

bana sulfata özeti gerekiyordu burada buldum süpersiniz

18-03-2022 14:48