Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2
Kitabın Yazarı:Sabahattin Ali Kitap Türü:Öykü/Hikaye Yayınevi:Mavi Çatı Yayınları Yayınlandığı Yıl:2019 Sayfa Sayısı:170 ISBN:9786052944523 Kitap Puanı:8 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:12,80 TL e-kitap,pdf,epub: *

8
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 - Sabahattin Ali

Kitap Türü:Öykü/Hikaye

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 Özet

Böbrek

Sabahattin Ali Böbrek öyküsünde bir taraftan kendi zamanında bazı doktorların kötü yüzünü aktarırken aynı zamanda günümüz okurlarına aslında yaşananların pek de değişmediğini gösteriyor.

Öykünün ana karakteri olan Avni böbrek taşı şikayeti ile memleketinde ameliyat edilir. Fakat diğer böbrekte de taş oluşunca memleketinin doktoruna pek inancı kalmaz ve kesin çözüm için İstanbul’un yolunu tutar ve bir otele yerleşir. Memleketteki doktora ona hocasının bilgilerini vermiştir fakat otelde dinlenirken kendisi gibi şifa için İstanbul’a gelmiş olan biri ile tanışır. Başından çok şey geçmişe benzeyen bu ihtiyar adam doktorun yönlendirdiği hocanın tam bir kasap olduğunu söyler ve kendi bildiği doktora yönlendirir. Bunun üzerine Avni yeni tanıştığı bu adamı dinler ve farklı bir doktora gider. İlaçlar ve testler derken hem parası hem de baya zamanı gider ve tanıştığı adam da ortadan kaybolur. Dolandırıldığını anlayan Avni, son umut doktorun hocasına gider. Doktor ameliyatın şart olduğunu ama pahalıya patlayacağını söyler. Çünkü fakülte hastanesinde çalışan doktor hastanede yer olmadığı için kendi özel kliniğinde ameliyat yapabileceğini söyler. Avni böbrek ağrısına daha fazla dayanamaz ve köyde elde ne varsa satar ve ameliyat olur. Fakat böbrekte iki taş varken doktor bir taşı alır. Bunun üzerine ikinci bir ameliyat daha olur ama kana durdurulamaz ve bunun üzerine böbreğin tamamı alınır. Avni tek böbrek ile yatalak kalır. Doktor onu taburcu etmek ister ama Avni bunu kabul etmez. Yaraları iyileşmeden bir yere gitmeyeceğini söyler. Bunun üzerine doktor fakülte hastanesinde yer açıldığını ve onu oraya alacaklarını söyler.

Millet Yutmuyor

Millet Yutmuyor öyküsünde panayırda yer alan bir gösteriden esinlenerek yazar bize insanların benzer şeyleri yaşaması sonrası artık kolay kolay yutmadığını anlatıyor.

Panayırda yer alan bir gösteri için adam avazı çıktığı kadar bağırarak müşteri çekmek ister ama gösteri o kadar kötüdür ki artık kimse buna kanıp girmez. Panayır açılalı baya olmuştur ve kanarak girenlerin söyledikleri de kulaktan kulağa yayılınca gösteriye kimse gelmez olur. Bunun üzerine de adam avazı çıktığı kadar bağırmasına rağmen yandan da arkadaşına millet artık yutmuyor diye söylenir.

Beyaz Bir Gemi

Ressam Tevfik boğazda resim yaparak geçimini sağlayan biridir. Bir gün boğaza beyaz bir yat gelir ve kız kulesinin oraya demir atar. Bunun üzerine ressam gemi ile İstanbul manzarasını birleştirerek hemen güzel bir resim yapar. Kayığa atladığı gibi yatın yanına gider ve geminin sahibi ile görüşmek istediğini söyler. Geminin sahibi yoktur ama gemi kaptanı ressam ile yakından ilgilenir. Remi beğenir ve ona yüklü bir ödeme yaparak ressamı gönderir. Ressamın kazandığı para birden duyulur ve boğazda bu tarz resimler yapan ressamlar türer. Herkes artık beyaz bir gemi beklemektedir. Fakat o beyaz gemi bir türlü gelmez. Uzun zaman geçer ve ressamların sayısı azalır ama vazgeçmeyen üç ressam ısrarla beklemeye devam eder.

Bir gün kız kulesi yanında beyaz bir gemi belirir. Üç ressam da zamanla yarışarak en hızlı resmi yapmak için uğraşır. İstanbul manzarası zaten önceden hazırlanmıştır ve tek yapmaları gereken bu hazır resme beyaz gemiyi eklemektir. Üçü de resmi bitirir ve sandallara atlayarak gemiye çıkarlar. Üçü de karşılarındaki adama geminin sahibi sorar. Fakat karşılarındaki kişi karadeniz şivesi ile konuşarak burada ne halt yediklerini söyler ve onları gemiden kovar. Ressamlar ısrarla geminin sahibini sorunca da geminin sahibinin devlet olduğunu öğrenirler. Meğer para hırsı yüzünden yat gibi gördükleri gemi aslında bir can kurtarma gemisidir.

Cigara

Sabahattin Ali’nin cıgara öyküsü aslında okura bir ders niteliğindedir. Anlatıcı Beyoğlu’nda yürürken kavga eden bir grup genç görür ve ne olduğunu anlamaya çalışır. Kavganın ayrılması ise çocuklardan biri yere serpilen gazeteleri toplar. Bunun üzerine anlatıcı araya girer ve gazetelerin hepsini satın alır. Olayın aslını da çocuğa sorar ve çocukta masum bir şekilde anlatır. Adam çocuğa biraz daha para verir. Çocuk oradan biraz uzaklaşıp kaldırama oturarak bekler. Bardan çıkan birinin attığı cigara izmaritini hemen kapar, temizler ve kalanını içmeye başlar. Adam da bunun üzerine bu yaşta cigara mı içtiğini sorar. Çocuk ona döner ve okkalı bir küfür ettikten sonra oradan uzaklaşır.

Katil Osman

Katil Osman öyküsü amansızın er yada geç olacağını ve bunda toplumun da etkisini anlatan güzel bir hikaye. Katil Osman olarak bilinen ama daha hiçbir kimseyi öldürmemiş bir gencin acı hikayesi anlatılır. Katil Osman asabi ama bir o kadar da içine kapanık bir gençtir. Asabiyeti yüzünden sürekli başı belaya girer. Kimseyi öldürmemesine rağmen asabiyeti ve bunun sonucu olarak insanları tehdit etmesi nedeni ile adı Katil Osman’a çıkmıştır. Fakat bir gün işin dozunu fazla kaçırır ve birini yaralar. Yaralı uzun süre hastanede yattıktan sonra hayata veda eder ve Osman gerçekten katil olur. Hikaye de o güzel söz ile son bulur: “Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür.”

Bahtiyar Köpek

Sabahattin Ali’nin neden sürekli acı şeyler yazıyorsun eleştirisini tiye almak için yazdığı öykülerden biridir. Hikayede zengin bir ailedeki köpeğin hikayesi alaycı bir tavır ile anlatılır. Hikayede köpeğin hafif öksürdüğü için hemen özel olarak doktora götürülmesi, çiftleşme zamanı geldiğinde ona layık bir eşin bulunması gibi keyfi şeyler anlatılır. Köpeğin ne kadar bahtiyar olduğu da bu şekilde ele alınır ve Sabahattin Ali de hayattan memnun bir köpeğin hikayesini anlatmış olur.

Bir Aşk Masalı

Sabahattin Ali’nin sonunu okura bıraktığı öykülerden bir tanesidir. Bir kadın hükümdar tarafından yönetilen bir memlekette hüzünlü bir derviş vardır. Her gün sarayın önüne gelerek hüzünlü bir şekilde durur ve topladığı altınları ihtiyacı olanlara dağıtırmış. Kadın hükümdar ise memleketinde dertli birini istemez, herkesin derdine çare olmaya çalışırmış. Hüzünlü dervişi görünce de tüm imkanlarını seferber etmiş ama bir türlü dervişin derdini öğrenememiştir. Bunun üzerine onunla kendi görüşmek ister ve onu sarayına davet eder. Dervişe sorunun para ise tüm servetini alabileceğini söyler ama derviş kabul etmez. Sorun güç ise dilerse kendisinin yerine geçebileceğini söyler ama derviş bunu da kabul etmez. Sorun aşk ise saraydaki tüm kızları alabileceğini söyler ama derviş bunu da kabul etmez. Hükümdar derviş ile göz göze gelir ve onun derdini anlar. Ona derdinin çaresini alacağını söyler ve tam o anda derviş aaah çekerek hayata veda eder.

Koyun Masalı

Sabahattin Ali’nin en fazla ses getiren öykülerinden bir tanesidir. Hayvanlar üzerinden mesaj verdiği için yargılandığı öykülerin başında gelir.

Bir ormanın kenarında yaşayan koyunlar, köpekler ve çoban hayatlarına devam ederken koyunlar arasında bir gün çobanın bıçağının altına yatma korkusu başlar ve çobana baş kaldırırlar. Bunlar genelde ceza olarak çobana yem olurlar ama koyunlar arasında bu baş kaldırış bir türlü geçmez. Kışın sert geçmesi nedeni ile de kurtlar ve ayılar açlığın verdiği cesaret ile ormanın kıyısına kadar gelir. Koyunları görünce onları yemek için saldırır ama koyunlar ve köpekler bir olarak onlara karşı koyarlar. Bunu gören çoban da sopası ile kurtları savmaya çalışır. Bunu fırsat bilen koyunlar çobandan bıkan köpekler ile bir olur ve çobanı da başlarından savarlar. Böylece koyunlar ve köpekler bir başına kalır. Fakat bu savaşta ölen koyunları yiyen köpekler koyunların tadını bir kere almışlardır. Dahası kurtları kaçırmanın verdiği cesaret ile kendilerini daha üstün görmeye başlarlar. Sadece çoban olarak kalmak yerine tüm ormana hükmedebileceklerini düşünürler. Bunun verdiği özgüven ile de koyunlara tepeden bakmaya başlarlar ve başkaldıranları yemeye başlarlar. Koyunlar tam çobandan kurtulduk derken şimdide köpek belası ile uğraşmak zorunda kalır. Köpekler artan cesaretleri sonrası ormana hükmetmek için koyunları da önüne alarak ormanın içine ilerlerler. Aç olan kurtlar ve ayılar ile amansız bir savaş başlar ve hem koyunlar hem de köpekler telef olur. Arkada kalan hasta ve yaşlı koyunlar çığlıkları dinleyerek bir köşeye sığınırlar. Çığlıklar sona erince içlerindeki yaşlı koyun başlarında bekleyen yaşlı köpeği boynuzları ile tuttuğu gibi fırlatır. Artık özgürdürler ve bir daha başlarına birini getirmeme konusunda kararlıdırlar.

Devlerin Ölümü

Sabahattin Ali’nin ne kadar güçlü olursan ol zamanın akıp gittiğini ve devirlerin değiştiğini anlattığı öyküsüdür. Bunu da dinozorlar üzerinden yapmıştır. Dinozorların bir zamanlar ne kadar devasa yaratıkları olduğunu ve dünyaya nasıl hükmettiklerini anlatarak başlar hikaye. Zamanla iklimin değişmesi, kuraklığın başlaması ile nasıl onlardan korkan hayvanlar hayatta kalmak için uyum sağlarken onların yok olduğu anlatılır. İnsanların beyinlerini kullanarak nasıl dünyayı dinozorlar yerine hükmetmeye başladığı ve dinozorların da sadece müzelerde zararsız bir maket haline geldiği vurgulanır.

Dekolman

Dekolman retina yırtılması olarak bilinen bir sağlık sorunudur. Sabahattin Ali’nin kendisine tercüme için birkaç lirayı çok gören ama hastalardan beş on lira alan doktorların acınası hikayesini anlatır. Sabahattin Ali doktorlara bilimsel makaleleri tercüme ederek para kazanır. Fakat yüksek ücretler alan bu doktorlar nedense tercüme konusunda sürekli daha da bencil olmaya başlar. Bir gün yüksek mevkide bir kişide dekolman görünür ama Türkiye’de bunun ameliyatını yapacak daha doğrusu cesareti olan bir doktor yoktur. Çünkü hem zor bir operasyondur ve hastanın yüksek mevkide olması olası bir hatada mesleğin sonu anlamına gelir. Bunun üzerine İstanbul’dan Yahudi kökenli Alman bir doktor getirttirilir. Daha önce Almanya’da defalarca bu operasyonu yapmış ünlü bir doktordur. Türk doktorlar kendi aralarında konuşurken onu küçümsemeye çalışırlar. Bu sırada yazarın gözüne haftalık dergide Dekolman ile ilgili bir makale çarpar ve bunu okur. Yarın yapılacak operasyonu anlatan bir makaledir ve bunu doktorlara gösterir. Doktorların Almancası pek yeterli olmadığı için makaleyi tam anlayamazlar ve yazardan bunu hemen tercüme etmesini ister. Fırsatı gören yazar da tercüme için çok yüksek bir ücret ister. Doktorlar çaresiz kabul ederler ve akşama kadar tercümesi biten makaleyi çalışırlar. Bir sonraki gün Alman doktor ile toplantı yaparken yeni öğrendikleri bu bilgiler ile ona akıl vermeye başlarlar. Alman doktor da bunları onayladıkça iyice gururlanırlar. Toplantı sonunda Alman doktor bu görüşler için teşekkür eder ve bunları zaten haftalık dergine yazdığını ama Yahudi olduğu için imzasını atamadığını belirtir!

Cankurtaran

Sabahattin Ali’nin o dönemdeki sağlık sorununu ele aldığı öykülerinden bir tanesidir.
Hamile olan Asiye’nin sancıları başlar ve köyün ebesi gelerek doğumu yapmaya çalışır. Fakat ters giden bir şeyler vardır ve bebek bir türlü gelmez. Bunun üzerine eşi İbrahim kağnıya öküzleri bağlar ve eşini şehre doktora götürür. Hastaneye vardıklarında hastane daha açılmamıştır. Hastanede görevli doktor halk arasında çok sevilir ama bekar olması ve halkın tüm sağlık sorunları ile ilgilenmesi nedeni ile dedikodusu da çok olur. Sıra Asiye’ye geldiğinde doktor hasta ile ilgilenemeyeceğini ve hastayı hemen doğum evine götürmesi gerektiğini söyler. İbrahim doktora yalvarır ama doktor ona acı içinde bakarak elinden bir şey gelmediğini söyler. Yine eşini doğum evine götürmesini, parası varsa orada yaptırmasını, yoksa doğum evinin yanındaki arsada doğum olmasını ve büyük ihtimal eşini kaybedeceğini söyler. Doktorun elinden bir şey gelmemesinin nedeni ise doğum evinin sahibi olan Doktor Cankurtaran’dır. Hastane doktorun doğum dahil halkın tüm dertleri ile ilgilenmesi işini aksatmış, bunun üzerine nüfuslu kişileri araya sokarak şikayetini Ankara’ya kadar ulaştırmış, sonunda da doktorun doğum yaptırması yasaklanmıştır. Bu yüzden doktor kendisine gelen doğum yapacakları onun doğum evine yönlendirmek zorunda kalmaktadır.
Bunun üzerine İbrahim eşini doğum evine götürür ama doktor sezeryan için çok para ister. Bunun üzerine İbrahim senet imzalar ve eşini doktora bırakıp öküzleri ve arabayı satmaya gider. Doğum sırasında eşi kurtulur ama bebek kurtulamaz. İbrahim de doktorun istediği kısmın büyük kısmını toplar ama eksik kısmı nedeni ile doktor eşinin hastaneden ayrılmasına izin vermez. İbrahim Asiye’yi hastaneden çıkartmak için her şeyi yapar ama parayı bir türlü denkleştiremez. Doktor da bunun üzerine Asiye’yi zorla hastane çalıştırmaya başlar. İbrahim Asiye’yi çıkartamayacağını anlayınca “köyde karı yok değil a” diyerek çekip gider. Bunu duyan Asiye operasyonlu olmasına rağmen camdan atlayarak hastaneden kaçmaya çalışır. Dikişleri yırtılır ve kanaması başlar. “köyde karı yok değil a” diye diye yürümeye başlar fakat kanaması nedeni ile yıkılıp kalır ve hayata veda eder.

Çirkince

Çirkince bugün Şirince olarak bilinen yerdir ve Sabahattin Ali’nin gözünden anlatılan hikayesi de oldukça ilginçtir. Seferberlik zamanında daha çocuk iken tren Selçuk’ta bozulur ve bunun üzerine askerler tren olana kadar aileleri o zaman Çirkince olarak bilinen yere götürür. Yazarın çocukluğunun en güzel günleri bu güzel yerde geçer. Bu kadar güzel bir yerin nasıl olurda Çirkince olarak adlandırıldığını bir türlü anlamaz. Yıllar geçer ve yazarın yolu yine Selçuk’a düşer. Çirkince’ye gitmek için at arar ama nedense herkes ona ters ters bakıp yardımcı olmaz. Sonunda eski bir arkadaş ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Adam ona Çirkince’nin çok değiştiğini ve gitmenin bir manasının olmadığını söyler. Yine de ona bir at bulur ve yazar Çirkince’nin yolunu tutar. Çirkince’ye varınca hayatının şokunu yaşar. Bakımsızlıktan ve fakirlikten köy tanınmayacak haldedir. Kahvede eskiden beri orada yaşayan biri ile karşılaşır ve ne olduğunu sorar. Zenginlerin zeytinlikleri ve incirleri alıp halkı onlar için çalışmaya muhtaç ettiğini, bir zamanlar köyü güzel yapan burada işlenenin burada kaldığı dönemin sona erdiğini, zenginlerin burada işleneni alıp götürdüğünü ve fakirlikten bu hale geldiğini anlatır. Daha sonra da Çirkince adının devlet tarafından Şirince olarak değiştirildiği vurgulanır.

Çilli

Çilli aslında kötü olarak bildiğimiz barda çalışan ve daha fazla para kazandırmak için cilvelerini kullanan kadınların aslında ne kadar farklı olabileceğini anlatan bir öykü. Yazarın yolu böyle bir yere düşer ve bu kadınlardan bir tanesi onun masasına gelmek ister. Yazar istemeyerek de olsa bunu kabul eder ve gelen çilli kadın bir yerden tanıdık çıkar. Kadın hikayesini anlatınca yazar da onu tanır.

Çilli kız yazarın eski öğrencisidir. Öğrenci iken zeki ve hayat dolu bir kızdır. Fakat aile baskısı ile yaşlı biri ile evlendirilir ve gençliği onun elinin altında solup gider. Dahası yaşlı kocası kıskançtır. Kız eski okul arkadaşı olan Kemal’i parkta görür ve hasret giderir. Onu evine davet eder. Fakat yaşlı kocası bunu duyar ve kıskançlık krizine girer ve kızı evden kovar. Tam bu sırada Kemal de eve gelmiştir ama olayları görünce ortadan kaybolur. Kız evi terk edince barda çalışmaya başlar ve şans eseri Kemal ile orada da karşılaşır. Kemal suçu üzerine alarak kızı da alıp evlenmek vaadi ile İstanbul’a götürür. Fakat ailemden izin almam gerek bahanesi ile evliliği sürekli erteler. Kız da bu arada hamile kalır. Kemal evlenmeden çocuk olmaz bahanesi ile çocuğu aldırmasını ister ama kız bunu istemez. Bunun üzerine İzmir’e geri döner ve çocuğu doğurur. Çocuğa bakmak için de mesleğine geri döner.

Hakkımızı Yedirmeyiz

Sabahattin Ali bir zamanlar çok moda olan Hacı unvanı ile kendini iyi gösteren ama yapmadığı üç kağıt kalmayan insanları Hakkımızı Yedirmeyiz öyküsünde anlatıyor.

Hikaye bir gencin kısa hikayesi ile başlıyor. Hali yeri bir ailede iken rüzgarın götürdüğü yere giden ve sonunda kendini bir hastanede çalışmak zorunda bulan bir genç. Burada Hacı Lütfü Bey ile tanışıyor ve onun yaptıklarını anlatıyor. Yaptığı her işten nasıl para kazandığını, her şeyin komisyonunu aldığını dahası o kadar kazanmasına rağmen başkalarının haklarını da yediğini anlattıkça anlatıyor. Hemen hemen her şeyden daha para çıkarttığını şaşırarak okuyorsunuz. Dahası bu gence komisyonunu verirken de ne kadar masum bir şekilde konuşup komisyonunu düşürdükçe düşürmesini ve daha sonra hesabı da ona kitlemesi ile hikayenin sonunu okuyorsunuz.

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 Soruları ve Cevapları

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 kimin eseri?

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 türü nedir?

Öykü/Hikaye

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 kaç sayfa?

170

Sabahattin Ali Bütün Öyküleri - 2 Yorumları

gerçekten harikasınız aradığımız tüm özetleri burada bulabiliyoruz öykülerin bile özetini eklemişsiniz tam aradığım şeydi çok sağolun

12-03-2022 13:12