Küçük Şeyler

Küçük Şeyler
Kitabın Yazarı:Samipaşazade Sezai Kitap Türü:Öykü/Hikaye Yayınevi:İş Bankası Kültür Yayınları Yayınlandığı Yıl:1891 Sayfa Sayısı:84 ISBN:9786052955178 Kitap Puanı:8.3 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al Amazon:4,80 TL D&R:5,20 TL KitapYurdu:5,20 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.3
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Küçük Şeyler - Samipaşazade Sezai

Kitap Türü:Öykü/Hikaye

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Küçük Şeyler Özet

1891’de yayımlanan ve edebiyatımızda Batılı tarzda modern öykünün ilk örneği kabul edilen Küçük Şeyler, bir mukaddime (önsöz), birisi tercüme yedi öykü ve bir mensureden (düzyazı şiir) oluşmaktadır.

Küçük Şeyler’in ilk öyküsü olan Bu Büyük Adam Kimdir, yazarın bir çocukluk hatırasından yola çıkarak oluşturulmuştur. Samipaşazade Sezai, dönemin fikir insanlarını ve edebiyatçılarını ağırlayan bir kültür merkezi konumunda olan Taşkasap’taki aile konağında aldığı derslerin ardından her akşam üzeri soluğu Beyazıt’ta alır. Bu gidiş geliş esnasında dikkatini geniş alnı, kayıtsızlıkla uzamış saçları ile mütemadiyen sendeleyerek yürüyen dalgın ve düşünceli bir adam çeker. Adamı; muhayyilesinin genişliği, toyluğu ve Büyük Adamların Hayatı adlı kitapta okuduklarının etkisiyle “büyük bir adam” olarak görür. Bu düşünceyi öylesine benimsemiştir ki tek sorunu adamın, Victor Hugo gibi bir edebiyatçı mı yoksa Jean Jacques Rousseau gibi bir filozof mu olduğuna karar verememesidir. Adamın Laleli’de karıştığı kavganın bile tıpkı diğer alimler, şairler gibi yaratacağı en büyük eserinin itici gücü olacağından emindir. Ancak semtin tütüncüsünden, adamın okuma yazmasının bile olmadığını öğrenince acı gerçekle yüz yüze gelir.

Tanzimat Dönemi edebiyatında oldukça sık rastlanan “babasızlık” olgusu Hiç’te de karşımıza çıkmaktadır. 20 yaşında hayatın tüm yükünü sırtlamış, kendisini annesinin ve kız kardeşinin esenliğine adamış olan bir genç, Boğaziçi ve İstanbul arasında gidip gelirken bir akşam vapurda rastladığı Hristiyan bir genç kızın gülümsemesine kapılarak hayaller kurar. İlk aşkın getirdiği coşku, kızın üst dudağının biraz kısa olması nedeniyle hep gülümseyen görünüşünün kendisine özel olmadığını fark etmesiyle yerini hayal kırıklığına bırakır. En acısı da bunu, kızın ve arkadaşlarının onunla alay ettiğini anladığında fark etmesidir.

Kediler, Büyükada’da yaşanmış bir hadisenin öyküleştirilmesidir. Karısının evde beslediği yirmi-otuz kadar kedinin kanepeleri istila etmesi, koltuk sandalyelerinde uyuması, kulak tırmalayıcı seslerle tüm gün kavga etmesi, ekmeğini yemesi, sütlü kahvesini içmesi, fincanını kırması, en sonunda da yatağına girmesiyle iyice bunalan yaşlı adam, otuz üç yıllık hayat arkadaşından kendisiyle kediler arasında bir seçim yapmasını ister. Kadının büyük bir kayıtsızlıkla kedileri tercih etmesi üzerine tüm eşyasını yanına alarak evden ayrılır. Fakat göz önünde bulundurmadığı bir gerçek vardır: Cebinde tek kuruşu yoktur. Açlığın da yarattığı çaresizlikle sabahın erken saatlerde ayrıldığı evine öğlen vakti geri dönmek durumunda kalır. Yaşadığı bu yenilgi sonucu odasına kapanıp gözyaşlarına boğulunca da karısından şu sözleri işitir: “O kadar haykırarak ağlama. Kedilerimi mi korkutacaksın!”

İki Yüz Elli Kuruşa Bir Asır adlı öyküde Samipaşazade Sezai, homediegetic anlatıcı (hikayenin içinde bir karakter olarak yer alan anlatıcı) olarak yer alır. Yazar, çeşitli söz sanatlarına başvurarak adeta ütopik bir mekân olarak yansıttığı Çamlıca’daki koruluğu üç sene yaşadığı Londra dönüşünde tanınmaz halde bulur. Bütün ağaçlar iki yüz elli kuruşa Üsküdarlı odunculara satılmıştır. Hikâyede söz edilen koruluk Kısıklı’nın Sarıkaya mevkiinde Tunuslular adı verilen ve Samipaşazade Sezai’nin kısa bir süre kayınpederi olan Tunuslu Mahmut Paşa’nın mülküdür. Sami Paşa Ailesinin köşküne oldukça yakın olan ve Samipaşazade’nin yirmili yaşlarına kadar sık sık vakit geçirdiği bu koruluk, Mahmut Paşa’nın ölümünün ardından kalan serveti beş senede hesapsızca harcayarak tüketen varislerinin tutunduğu son dal olmuştur. Yazarın, 1882-1885 yılları arasında Londra Sefareti kâtibi iken sık sık burnunda tüten bu doğa harikasının katillerinin daha sonra kısa bir süre evli kalacağı Latife Hanım ve ailesinin olduğunu öğrenmesi de kaderin garip bir cilvesi olarak görülebilir.

Kitaptaki en uzun öykü olan Düğün, Osmanlı Dönemi aile yapısının en büyük yarası olan cariyelik sistemine bir eleştiri niteliğindedir. Behçet Beyin üç-dört seneden beri odalığı olan Dilsitan, evin hanımı olma hayallerindeyken efendisinin evleneceğini öğrenmesiyle yataklara düşer. Toplum tarafından pek güzel bulunmayan ancak oldukça zengin olan Sitare Hanımla gerçekleşecek evlilik öncesi dedikodulara mahal vermek istemeyen adam, düğün masraflarını da karşılar umuduyla genç kızı satmak istese de Dilsitan’ın gittikçe artan hastalığı buna izin vermez. Genç kız on sekiz yıllık kısacık ömrünü sonlandıran nefesini tam da düğün eğlencelerinin zirveye çıktığı noktada tek başına verir.

Bu derleme arasında türü nedeniyle diğerlerinden ayrılan Bir Kitabe-i Seng-i Mezar (Bir Mezar Taşı Yazıtı), ailenin Kafkasyalı cariyelerinden biri olan ve 20 yaşında veremden hayatını kaybeden Vuslat’ın mezarını ziyaretin ardından Samipaşazade Sezai’nin yazdığı bir mersiyedir.
Arlezyalı, Alphonse Daudet’in L’Arléssienne adlı hikayesinin çevirisidir. Yiğitliği ve terbiyesiyle köyün tüm genç kızlarını etkileyen Jan’ın kalbinde sadece Lice d’Arles’te tanışıp âşık olduğu Arlezyalısı vardır. Kızın hafifmeşrep görülmesi ve oranın yerlisi olmadığından yakınlarının bilinmemesi nedeniyle aile bu ilişkiye sıcak bakmaz. Ancak Jan kararlıdır. Ya onunla evlenecek ya da ölecektir. Oğullarının mutluluğu için her şeyi göze alan anne ve baba evliliği onaylamak durumunda kalır. Kararı kutlamak için toplanılan akşam yemeği esnasında Estéve Çiftliğine gelen yabancı bir adam, Arlezyalının iki senedir kendi kapatması olduğunu, bunu da yanında getirdiği mektuplarla kanıtlayabileceğini söyler. Aldığı haberle yıkılan Jan, sevdiği kadının adını bir daha ağzına almaz ve içine kapanır. Annesinin üzüntüyle, her şeye rağmen eğer isterse yine de o kızla evlenebileceğini söylemesi üzerine genç adam çevresindekileri üzdüğünü fark ederek bir mutluluk oyununa girişir. Oyun, bir sabah kendini evin çatı katından aşağı atmasıyla kanlı bir şekilde son bulur.

Kitabın son öyküsü karşılıksız aşkın konu edildiği Pandomima’dır. Haseki taraflarında yer alan mezar sessizliğindeki bir evde küçüklüğünden beri tanıdığı yaşlı bir Rum hizmetçiyle yaşayan otuz üç yaşında, kısa boylu, oldukça şişman bir adam olan Paskal, Yenibahçe’de bir tiyatroda her cuma ve pazar günleri pandomima performansı sergiler. Halkın oldukça ilgi gösterdiği bu “hüzünlü palyaçonun” kimselere anlatamadığı büyük bir sırrı vardır. Tiyatronun müdavimlerinden 20 yaşındaki Eftalya’ya sırılsıklam aşıktır. Eftalya ise Paskal’ı ölen köpeğine, bir kez görüp de pek hoşuna giden bir maymuna benzetmekte, sanatına abartılı bir coşkuyla karşılık vermektedir. Paskal’ın bu gizli kederi Eftalya’nın evlenip yeni eşiyle tiyatroya geldiği akşam son bulur. Paskal bu acıya daha fazla dayanamayarak kendini asar. İntiharında bile beden diliyle tüm mahalleliyi güldürmeyi başarmış, isminin taşıdığı anlamı devam ettirmiştir.

Editör: Pınar Tufanlı

Küçük Şeyler Yorumları