Kısmet Büfesi

Kısmet Büfesi
Kitabın Yazarı:Bilge Karasu Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:Metis Yayıncılık Yayınlandığı Yıl:2016 Sayfa Sayısı:132 ISBN:9789753420323 Kitap Puanı:8.4 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:14,27 TL D&R:15,60 TL Amazon:16,00 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.4
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Kısmet Büfesi - Bilge Karasu

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Kısmet Büfesi Özet

Kısmet Büfesi kitabı on öyküden oluşuyor. Eserin başında Bilge Karasu bu öykülere sadece metin demekle yetinse de bu öykülerin sadece metin olmadığını kabul ediyor.

İki Kadının Işığı Gitgide Azalan Bir Resimi Üzerine Metin

Yazarın bu öyküsü yaşlılık, yalnızlık, sessizlik, hiçlik gibi kavramları sorgulamaktadır. Bir resimden hareketle yaşını almış, emekli olmuş, hayattan bir beklentisi kalmamış biri dul diğeri evlenmemiş iki kadının yaşamını konu edinir. Pencerenin ardında üç lambanın aydınlattığı bir masada oturmaktadırlar. Yazarın resimden hareketle bu iki kadının suskunluğu ile ölüm sohbete dahil olur. Bu yaştaki kadınlar her suskunluğunda ölümü konuşturmaktadır. Aynı zamanda her sessizlik bir çığlıktır. Makyaj yapan kadınlar ansızın bu yaşta makyaj yapmaktan vazgeçer. Yazar, bu iki kadının ne beklediğini sorgular. Bu iki kadının yazarın ilgisini beklediğini bile söyler. Kadınlar pencere kenarındadır. Bu pencereden insanların gelip geçtiği görünmektedir. Yaşlılığın da etkisiyle izole olan bu kadınlar, yalnızlığa müebbet ve ölümü bekler bir şekilde yaşamaktadırlar.

Düş Balıkçıları Kubadabad 1955

Yazar, bu öyküsünde düş ve gerçeklik arasındaki farkı en aza indirmiştir. Bilinmezlik ve korku egemendir. Öykü birincil kişi tarafından aktarılmıştır. Kahramanımıza göre gözleri çok keskin olan birisi tarafından bu yolculukları yönetilmektedir. Karanlığı yararak ilerleyen bir grup insan Kubadabad Sarayı’nı geçip kıyıya varırlar. Ardından Beyşehir’e dönerler. Belirli bir amaçları yoktur. Eserin en kısa öykülerinden biri olan Düş Balıkçıları karanlığın içinde adeta hafızalara resim çizmektedir.

Ertuğrul Oğuz Fırat’ın Resimleri Üzerine Akdeniz’den Uzak Bir Metin

Öncelikle Ertuğrul Oğuz Fırat ressam, besteci, hukukçu, şair ve yazarlığıyla bilinir. Yazar, bu eserdeki tüm öykülerinde farklı bir çizgiye ulaşma çabası öngörmüştür. Bunu öyküde iyice anlarız. Öykü başlangıçta yenilikçi Batı ile eskiyi savunan Doğu kavramlarına değiniyor. Resimlerden, ressamlardan yola çıkarak yazma sanatını sorguluyor. Resmin de bir dil olduğunu ve bu yenilikçi düşünceyi marjinal görüp karşı çıkanlar arasında bir denge sağlanması gerekliliğini anlatır. Örnek olarak annesi alışılagelmiş bir yemek pişirdiğinde eleştiriye maruz kalmaz. Ama kendi kafasından bir yemek icat ettiğinde beğenip beğenmeyeceğimize daha sonra karar veririz. Yemek pişirmek de bu yüzden bir sanat sayılmaktadır.

Turan Erol’un Bir Gençlik Resimi Üzerine Akdeniz’i Anar Bir Metin

Turan Erol, Türk ressam ve öğretmendir. Bu öyküde Turan Erol’un gençlik fotoğrafı betimlenir. Turan Erol’un Etrüsk’lerin hâlâ yaşadığını düşündüren iri gözleri vardır. Burnunda resim deformesinden kaynaklanan yeşil bir leke vardır. Yazarın resimdeki gözleri önce denize sonra Diyarbakır karpuzlarından, taş duvarlı oda serinliklerine baktığını yine öyküden anlıyoruz. Bu da Turan Erol’un Muğla’da doğup Diyarbakır’a atandığı yılları bize hatırlatıyor. Öykü’nün olay örgüsü yoktur. Yazar cümleleri sayfaya dağınık bir şekilde serpiştirmiştir. Anlattıklarıyla yazdığı cümleleri şekillendirmesi örtüşmüştür.

Karanlık Bir Yalı Üzerine Metin

Yalı, düzlük su kıyısı ve su kıyısında yapılmış yazlık köşk demektir. Yazar, karanlık yalının bir sözlük anlamının bulunmadığını söyler. Karanlık gerçekliktir. Yalıyı karanlık edenin balıksıl balkırlı çocuk olduğunu söyler. “Balıksıl Balkırlı” diye nitelendirdiği kelime ile yeni bir metafor oluşturur. Öykü terkedilmiş bir yalının açılmamış kepenkleri, terk edilmişliği üzerinde duruyor. Buna rağmen her gün yeşil donlu çocuk denizin bir yerinden çıkagelir. Bu yalıda üzerini değiştirir ve suya dalar. Çocuk kıyafetlerinin çalınmayacağından emin bir haldedir. Her gün bu yalıda dolaşır. Bahçesinden çiçek koparır. İçtiği sigaraları sağa sola fırlatır. Bunu gören bir adam çocuğu ürkütmeden yoluna devam eder.

Boğaziçi Üzerine Bir Ön Metin

Öykünün başında boğazın oluşumunu ve oluşan depremleri anlatır. Oluştuktan sonra balığın egemenliğinin başladığını söyler. Hem besleyen hem beslenen insanoğlunun balık yanında rakı içmesinin ve balığın önemli bir kültür haline geldiğini anlatır. Eski balıkların bir çukurda imha edildiğini ve ölümden kimsenin kaçamadığını ama kimsenin de ölüme sürüklenmeyeceğini söyler. Bu öyküsünde “Uçmak ve Tamu” kavramlarını da görmekteyiz. Yazar dilini olabildiğince Türkçe kullanmaya özen gösterir. Öykünün ikinci kısmında Triskelion simgesinin oyalanma biçimine dikkat çeker. Bu simge Türk devletlerince de kullanılmış bir semboldür. Üçlü sarmal olarak anılır. Bu üç bacağın birincisi çıkmaz yol, ikincisi aldatıcı yol, üçüncüsü yutak, boğaz anlamına gelmektedir. Eski dönemlerden beri yapılan sanat eşyaları, kurulan şehirler, ambarlar hepsi insanlar içindir. İnsanların başını sokacak bir çatı arayışından kaynaklanmaktadır. Bütün başlangıçlar şehirde yaşanmaktadır. Boğazın yanındaki lokantalar müşterilerin uğrak merkezidir. Balık buranın vazgeçilmez besinidir. Yazarın, bu öyküsünde de bölük satır aralarına rastlamak mümkündür.

Çapavulun Çattığı Çaparız

Erol Akyavaş’ın bir fotoğrafı üzerine yazılmış bir metindir. Çapavul düşman ülkesine akın yapan savaşçılara denir. Çaparız da engel, işin içinden çıkılamayacak karışık ve güç işler anlamındadır. Ölüm imgesi bu metnin birincil dayanağı olmuştur. Öykü ölü askerlerin koyun koyuna yatmasıyla başlar. Bu ölü askerler gömülmeyi beklerler. Öyküdeki kahramanımızın beslemek zorunda olduğu dört canı vardır. O yüzden bu mesleği yapmaktadır. Çapavul, yağmaya katılıp ganimetlerden pay edinmek ister. Öykünün sonu da belirsizlik içinde kalıyor. Yazar, öykünün sonunda yazdığı bu öyküyü yırtıp tekrar yazmaya başlayacağını söyleyerek öyküyü bitiriyor.

Çeşitlemeli Korku

Bu bölümde yazar öyküyü tamamen postmodern bir havaya sokar. Bunu alt alta cümleler, boşluklar ile yapar. Öyküde bir sen vardır. Yazarın korkusu, sevgisi, yalnızlığı bu sende gizlidir. Korkunun kendi kendini emerek beslendiğini ve insan misali çığa karışmaya korkan kar tanesinin çığın bir parçası olduğunda cesur olduğunu anlatır. İnsanlar görmediği, bilmediği, duymadığı şeylerin yabancısıdır. Ne zaman ki kendini felaket sarmalının içinde bulur. Bütün renkler o anda değişir. Yazar, öyküde gerçeklik duygusunu yitirmeyi başarıp kendini hiçliğin kucağına bırakmıştır. Ayrıca öyküde “yanımdasızlığın” gibi özgün kelimeler kullanmıştır.

Kısmet Büfesi, Yada Çeken (Küçülen) Bir Kadın Üzerine Metin

Bir öbek kadının üç sıra üzerinde dizilerek çektirdiği bir fotoğraftan hareketle yazılmış bir metindir. Yaşlı kadınların hayat tecrübesinden kaynaklı gururlu ve çok yer kaplayan bir görünümü vardır. Daha genç olanlar ise bu kadınların aralarına sıkışmış şekilde poz vermektedir. Ferdane Hanım, Hikmet Hanım ve Şefika Hanım arkadaştırlar. Hüsamettin Bey’e randevu alırlar. Hüsamettin Bey onları kıramadığı için aynı saate randevu verir. Bu üç kadın yaşlarının verdiği olgunluk ile birbirlerinin yanlarında olmaktadırlar. Aynı öykü içerisinde at terbiyecisi bir çocuk ve onun ustası mor yeleli ata bakmakla mükelleftir. Ustası olan adam mağarada geyik resimleri çizmektedir. Bu durum çocuk tarafından dikkat çeker. Ustasından çok şey öğrenen çocuk atın öldüğü gün kendini ustalaşmış hisseder.

Çeşitlemeli Korkunun Seslendirme Metni

Yazar bu bölümde postmodernlikte ileri gider. Karşımızda bir metin değil de seslendirme grafiği görürüz. Bu grafikte cümlelerin nota olarak seslendirildiğini adeta işitiriz. Yazar burada sanki sözle, gözle yapılamayanı sesle yapmak istemiştir. Çeşitlemeli Korku’daki metnin aynısını seslendirmeli grafiklerde denemiştir. Korkunun, sevginin benzeri duyguları barındıran bu cümleler grafiklerde farklı bir hava yaratmayı başarmıştır.

Değerlendirme

Postmodernizmin usta kalemlerinden olan Bilge Karasu resimler ve fotoğraflarla öyküleri kaleme almıştır. Kitapta on öykü bulunmaktadır. Her öykü sarsıcı ve sarmal bir şekilde kaleme alınmıştır. Öyküdeki boşluklar, grafikler postmodernizmde nasıl ileri gidebildiğini gösterir. Dili ağdalı ve okuyucuya çabuk açılmayan metinlerdir. Olay örgüsüne bağlı kalınmaması ne anladığını kestiremeyen okuru taşlı yollarda gezindirmeyi hedef edinir.

Editör: Begüm Attar

Kısmet Büfesi Yorumları

bilge karasu güzel yazıyor bu kitabı da çok güzel olmuş

27-03-2020 13:54