Bu Bizim Hayatımız

Bu Bizim Hayatımız
Kitabın Yazarı:Refik Halid Karay Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:İnkılap Kitapevi Yayınlandığı Yıl:1950 Sayfa Sayısı:278 ISBN:9789751030870 Kitap Puanı:8 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:33,80 TL KitapYurdu:40,30 TL e-kitap,pdf,epub: *

8
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Bu Bizim Hayatımız - Refik Halid Karay

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Bu Bizim Hayatımız Özet

Daha önce gazetelerde zabıta müdürlüğü yapmış, “Pire Mehmet’in Maceraları” başlığı ile bir seri polis hikayesi yazdıktan sonra Amerikan usulü “Arar-Bulur” isminde özel bir dedektif bürosu açmış fakat hükümet zorluk çıkardığından kapatmış, ara sıra emlak komisyonculuğu yapan Şemsi Arar, eşinin akrabalarından Viyana Eski Sefiri Sezai Paşa’nın ricasıyla Mazlum Sami Kuzgunoğlu ile görüşmek için bir pazartesi öğleden sonrası Boğaziçi’ndeki Hayret Efendi Yalısına gider. Şemsi Bey, kapı, pencere, pano ve zarif desenli buzlu camları Viyana’dan özel getirtilmiş, padişahlığın ilgasından sonra satın alınan kıymetli saray eşyalarıyla döşenmiş bu azametli yalının bekleme odasındayken çağrılma nedeninin ne olduğunu tahmin etmeye çalışır. Ancak kafa yormasına çok da gerek kalmadan uşağın teşrifatıyla Mazlum Sami Bey’le tanışarak bu davetin nedenini kısa sürede öğrenir. Mazlum Sami Bey’in, dedesi Mısır Kapı Kethüdası Şair Hayret Efendi dolayısıyla aşina olduğu Mısır’daki tanıdıklarından biri, vefat eden halasının bir hayır emrini yerine getirmek istemektedir. Vaktiyle İstanbul’da uzun seneler oturmuş mektup sahibi zat, 38 sene evvel Selimiye Mahallesi, Cami Sokak, Üsküdar’da oturan ve yaysız arabalar yapan Arabacı Ahmed Usta ya da varislerine bir hibede bulunmak istemektedir. Ancak Sami Bey’in Şemsi Arar’a başvurmadan önceki araştırmasında öğrendikleri, eşi Hüsniye ile bir erkek çocuğuna sahip oldukları ve 1910-1912 yılları arasında mahalleyi terk ettikleriyle sınırlıdır. Şemsi Arar işin içinde başka bir iş olduğunu sezse de Mazlum Sami ile çalışmayı kabul eder ve onunla perşembe günü saat on birde yalıda buluşmak üzere anlaşarak oradan ayrılır. Şemsi Bey’in İstanbul’u karış karış gezme ve bu gezintiler sırasında her sınıf insanla temas etme alışkanlığı sayesinde belli başlı semtlerde mutlaka bir tanıdığı olmuştur. Olmasa da girişkenliği ve nabza göre şerbet verme özelliğiyle hemen bir yenisini kolaylıkla edinebilmektedir. Araştırmaya başlamadan önce Mazlum Bey hakkında malumat almak için Asmalımescit’teki bir kahvenin müdavimlerinden olan Müşfik Sadun Bey’in yanına uğrar. Yedi göbek vezirzade, Abdülhamid’e başyaverlik yapmış, 21 yaşında binbaşı olmuş, Meşrutiyetin ardından rütbesi üsteğmenliğe indirilince askerlikten çekilmiş bu yaşlı adamın bir önemli özelliği de İstanbul’da yaşayan seçkin aileler hakkında çok geniş bir bilgi birikimine sahip olmasıdır. Şemsi Bey, bu ayaklı şehir ansiklopedisinden Mazlum Sami’nin babası, Abdülhamid’in sadık adamı, Almanya’dan top satın almada memur Müşir Ahmed Selami Paşa ve 46 yaşında evlendiği, aslen Arnavut olan, Kazasker İberizade İshak Molla’nın torunu, anne tarafından Ağrıbozlu Silahtar Şaşı İbrahim Paşa ailesinden, Lozan’da tanışıp evlendiği genç eşi Şehriyar Hanım hakkında gerekli bilgileri aldıktan sonra işe dört elle sarılmak kararıyla evine döner.

Ertesi sabah ilk işi Cami Sokağına gitmek olur. Sokakta bulunan kahvede oturan Osmanlı-Rus Savaşı sonrası Üsküdar’a göçmüş yaşlı bir Tatar’dan altı buçuk lira karşılığında Bulgaristan göçmeni olan Ahmed Usta’nın bir zengin konağında beslemelik yapan komşu sütçü kızıyla bir evlilik yaptığını, bu evlilikten iki oğulları olduğunu, ailenin bir müddet sonra mahalleden ayrılarak içinde “şehir” kelimesi geçen bir yere gittiğini, kadının Balkan Harbi sırasında asker ailelerine yapılan yardım parasını alabilmek için mahalle imamından nüfus tezkeresi almak amacıyla mahalleye geldiğini öğrenir. Şemsi Arar ertesi gün Fatih Vefa’daki Yavuz Sinan Mahallesinde 1933’e kadar muhtarlık yapmış olan 75 yaşındaki Felfelek Cafer Efendi’nin evine uğrar. Şemsi Beye bebekliğinde birkaç gün süt vermiş olan Cafer Efendi’nin 55 yıllık eşi Hubter Hanım, Ahmed Usta’nın askere alındığı sıralarda Komiser Deli Osman’ın hukuk mektebine giden oğlu Feridun’un Hüsniye’yi görüp ona âşık olduğunu ancak genç kadından yüz bulamayınca tentürdiyot içtiğini hatırlar. Hüsniye bu olay üzerine 20 Mart 1915’te mahalleden ayrılmış, Hüdavendigar vilayetindeki (Bursa) bir askeri levazım ambarında marangozluk yapan kocasının yanına gitmiştir. Şemsi Bey, buluşma günü Mazlum Sami Bey’e Eskişehir’in istibdat ve Meşrutiyet dönemlerinde Hüdavendigar vilayetine bağlı bir kaza olduğunu söyleyerek gerekli bilgileri almak üzere ertesi akşam Ankara Ekspresiyle şehre gideceğini bildirir. Mazlum Sami Bey bu gelişmeden hayli memnun bir şekilde Şemsi Arar’ı, eşi Şehriyar Hanım ve aralarında Cinfiz Suad, çeşmeler mütehassısı Lebib Bey, Türkçü Azmi Yağız Bey, Profesör Sonatz’ın da bulunduğu dostlarıyla yiyeceği öğle yemeğine buyur eder.

Vagon-Li Şirketinden bir tanıdığı vasıtasıyla edindiği biletle Eskişehir’e doğru yola çıkan Şemsi Arar trende Meşrutiyetin ilk meclisinden beri mebus olan 70 yaşındaki Hulusi Bey, Harabeti Tekkesi şeyhi merhum İnayet Efendinin oğlu Mebus Mümin Bey, 20 senedir mebusluk peşinde koştuğu halde bir türlü listelerde yer alamayan ancak ümidini kaybetmeyip Ankara- İstanbul arasında mekik dokuyan Harun Beyin yanı sıra savaş zenginlerinden Çorapçı Patavatoğlu, Mensusatçı Arif Melek gibi isimlere de rastlar. İçlerinden daha önce görmediği 40 yaşlarında, mavi gözlü, izbandut gibi bir adam dikkatini çeker. Harun Bey’in söylediğine göre Karaborsacı Ali adıyla tanınan bu adam üç sene evveline kadar Tahtakale’de ufak bir nalbur dükkânı işletmekte ancak şimdilerde inşaat malzemesi piyasasının hâkimi olarak milyonlar kazanmaktadır. Şemsi Bey son yıllarda, gözleri yanıp sönen elektrik kıvılcımlarına benzeyen bu adam gibi “yeni zenginler”e çok sık rastladığı için üzerinde çok da durmayarak uyumaya çekilir.

Üç günlük bir bekleyişin ardından Eskişehir Nüfus Müdürlüğünden Arabacı Ahmed, Hüsniye ile Ömer ve Ali adlı oğullarının 1916 yılında Üsküdar’dan nakil geldiğini, aynı yıl Ahmed’in öldüğünü ve Hüsniye’nin bir yıl sonra 49 yaşındaki Yüzbaşı Niyazi Efendiyle evlenerek 1918’de ikametlerini İstanbul Eyüp’e taşıdıklarını öğrenir.

Eskişehir’den dönmesinin ertesi günü Şemsi Arar, Eyüp’te Beybaba Sokağında oturan, semtin girdisini çıktısına hâkim Kuşçu Rıza’yı ziyaret eder. Babasının kuşçusu olan bu adam yirmi yıl önce ölen Feshanedeki Levazım Reisi Binbaşı Niyazi Efendi’yi tanısa da ayrıntılar için onu arkadaşı Saatçi Hacı Kör İbrahim’e yönlendirir. Kör İbrahim, Abdülvedut Mahallesi, Alaca Tekke Sokağında oturan Niyazi Bey’in ardında bir ev, iki dükkân ve yetim, dul maaşı bırakıp göçtüğünü, oğullarından birinin daha liseyi bile bitirmeden bir kıza âşık olup onunla evlendiğini, bu evlilik dolayısıyla yaşadıkları evi satıp Gedikpaşa’da veyahut Tavşantaşı’nda bir ev alıp oraya gittiklerini söyler. Elindeki bilgiler neticesinde Kuşçu Rıza’yla Eyüp İlçe Nüfus Müdürlüğüne giden Şemsi Bey, Kâtip Gazanfer’den Hüsniye Eysen’in büyük oğlu meşhur inşaat malzemesi tüccarı Ali Dingil’in 15 yaşında bir kızı ve 12 yaşında bir oğlu olduğunu, bir ortaokulda müdürlük yapan küçük oğlu Şair Ömer Niyazi Eysen’in kızının ise henüz küçük yaşta olduğunu öğrenir. Eyüp dönüşü gittiği Tahtakale’deki nalbur esnafından arkadaşı Abidin’den Ali Dingil hakkında bilgi edinmek isteyen Şemsi Bey, babası Nalbur Ferruh Efendi’den Abidin’in Karabük’te olduğunu öğrenir. Ancak kırk seneyi aşan süredir yanlarında çalışan Petraki’den istediği bilgiyi edinebileceğini söyler. Petraki’nin baldızı Eleni bir zamanlar Ali Dingil’in eşi Şadan Hanım’ın terziliğini yapmıştır. Öğrendiğine göre Ali Dingil Ayazpaşa’da bir konakta yaşarken annesi ve kardeşinin oturması için Kuruçeşme’de Abdülhamit’in mimarı M. Valeri’nin yapmış olduğu kırmızı köşkü satın almıştır. Edindiği bilgileri Büyük Kulüp’te (Cercle d'Orient) buluştuğu Mazlum Sami Bey’e aktardığında adamın gizleyemediği heyecanından ilk baştaki şüphelerinde haklı olduğunu, işin işinde kendisine anlatılmayan başka bir iş olduğuna iyice emin olan Şemsi Arar, Sami Bey’in cuma günkü buluşma teklifini sorularına cevap bulacağı hevesiyle kabul eder.

Hayret Efendi Yalısında Peyman, Peyveste, Dilber, Düriye, Eleni, Katina, Amorfiya (Marika) gibi pek çok hizmetçi ve beslemeyle büyüyen Mazlum Sami, 20 yaşının getirdiği cinsel coşkuyla içlerinden 16 yaşındaki Hüsniye ile bir aşk yaşamış, âşık ancak hayli gururlu olan genç kız hamile olduğunu anlayınca yalıdan ayrılarak bir arabacıyla evlenmiştir. Sami Bey, dadısından Hüsniye’nin çocuğunun yedi aylık doğduğunu öğrenince de çocuğun kendisinden olduğuna emin olmuş ancak 20 yaşına basar basmaz gittiği Avrupa’da gençliğin ve servetin verdiği bencillikle tüm olanları unutmuştur. 35 yaşında geçirdiği hastalık neticesinde İsviçre’deki doktorlarından artık çocuk sahibi olamayacağını öğrenmesi bile onu bu umursamazlıktan alıkoyamamış ancak 46 yaşına geldiğinde Ouchy’de tanıştığı Şehriyar Hanım’la karşılıklı beğeni ve mantığa dayanan bir evlilik yaparak aniden bastıran atalarının yurduna yerleşme arzusunu gerçekleştirmiştir. Şimdi ise 38 yıl önce yaşadığı aşk hikayesinin meyvesine köşklerini, malikanelerini, Sultanhamamı’ndaki Kuzgunoğlu Hanını, Osmanlı Bankası’ndaki cari hesabını kısaca tüm malvarlığını bırakarak kefaretini ödemek istemektedir. Ancak Şemsi Arar’dan öğrendiğine göre kendisine hiç de benzemeyen oğlu ve ilk aşkı Hüsniye’nin bütün bunlara hiç de ihtiyacı yoktur.

Mazlum Sami Bey’in geçmişiyle giriştiği bu hesaplaşma sürerken Şemsi Arar da ilkokul arkadaşı Boza Arif’in vasıtasıyla daha önce Ankara Ekspresinde gördüğü Ali Dingil ile tanışmış ve kendisini oldukça sevdirmiştir. Cuma günü Hayret Efendi Yalısı’ndaki görüşmede de bu tanışma hakkındaki izlenimlerini Sami Bey’e açar. Şemsi Bey’in anlattıklarıyla anılarına daha da dalan Sami Bey, Şemsi Arar’ı cumartesi günü Abdullah Efendi Lokantasında yemeğe ve ünlü bir Yahudi virtüözün Saray Sineması’ndaki konserine davet eder.

Şemsi Arar, Ali Dingil’in Ayazpaşa’daki eviniz ziyaret ettiğinde kızı Ayşen’den Ömer Niyazi Eysen’in Ali Dingil’den büyük olduğunu öğrenir. Eskişehir Nüfus Müdürlüğündeki kâtip bir hata yapmıştır. Zaten Sami Bey de Ali Dingil’in kendisine hiç de benzemeyen kişilik yapısı ve mavi gözleri nedeniyle kalbiyle mantığı arasında gidip gelmekte ve bundan gizli bir suçluluk duymaktadır. Üstelik Ömer Niyazi’nin kızının isminin Mazlume olduğunu henüz öğrenmemiştir. Bu isim sayesinde Şemsi Arar, hikâyenin sırrına vakıf olur. Öğrendiklerini cumartesi günkü buluşmalarında Mazlum Sami’ye anlatan Pire Mehmet’in Maceraları romancısı, yeniyetmeliğinde yaptığı hatanın bedelini ödemeye çalışan zavallı adamın yüz ifadesinden onun da artık gerçeği saklamak istemediğini sezer. Mazlum Sami’nin konser arasında antrede sigara içerken Hüsniye’yi yıllar sonra yeniden görmesi de günün en büyük sürprizi olur. Bu karşılaşma Mazlum Sami Bey’de birkaç senedir hayal ettiği büyük aileye kavuşma belki de ikinci baharı yaşama umudu doğurur. Bu umuda sıkı sıkı sarılarak karşılaşmalarından üç gün sonra Hüsniye Hanım’ı Kuruçeşme’deki evinden arar. Üçüncü telefon konuşmasından sonra da Mazlume’yi görmek istediğini söyler. Bu isteği Hüsniye Hanım tarafından onaylanır. 58 yaşındaki bu adam çocuklar gibi şendir artık. Bebek bahçesinde gördüğü Mazlume’yle oldukça keyifli geçen birkaç saatlik görüşme sonrası Hüsniye Hanım’a torunuyla daha sık vakit geçirmek istediğini, ona destek olmak istediğini söyler. Hüsniye Hanım’ın sessizliğinden Ömer Niyazi’nin oğlu, Mazlume’nin de torunu olmadığı anlayan Mazlum Sami Kuzgunoğlu kalan ömrünü bu muammayla geçirir.

Refik Halid Karay’ın, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarından 1946 yılına kadarki siyasi sürecin toplum üzerindeki etkisini aşk ile harmanlayarak özel bir dedektifin yürüttüğü soruşturma üzerinden anlattığı bu eseri ilk kez 1950 yılında yayımlanmıştır. Tıpkı babası Mehmet Halit Bey gibi Mevlevi tarikatına mensup olan Şemsi Arar karakteri, tamamen yerli bir dedektif olma özelliği taşımasıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Karay, karaktere bir dahaki macerada daha dikkatli olacağını söyleterek belki de Şemsi Arar’a daha sonra yazacağı kitaplarda yer vermeyi planlamış ancak bu asla gerçekleşmemiştir. Yazarın eserini Tolstoy’un Diriliş romanıyla şu cümleler üzerinden karşılaştırması da kitabın dikkat çeken bir başka yönüdür. “Tolstoy’un yazdığı, maksatla uydurulmuş ve dramatize edilmiş bir maceradır. Büyük cepheli ve ahlak hedefli bir masaldır. Benimkinde fevkalade hiçbir şey yok. Sadece yaşlanan bir adamın hatıralarını eşerken takılıp kaldığı bir nokta üzerinde dönüyor. Ne cinayet mahkemesi, ne sürgün, ne ölüm, ne sefalet, ne feragat, korkunç ve acıklı tek vaka bir şey bulamazsınız. Ama işte çırpınıp duruyorum, kurtulup içinden bir türlü çıkamıyorum. Basitliğine uymayan bir komplikasyon manzarası gösteriyor. Muhakkak ki benimki müstesna ve dramatik olmamakla beraber, belki de bundan dolayı, facia çeşnisine uzak kalması nisbetinde çok daha realist bir macera!”

Editör: Pınar Tufanlı

Bu Bizim Hayatımız Yorumları

öğretmen ödev vermese okumazdım sıkıcı bir roman

19-01-2022 12:31