Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı

Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı
Kitabın Yazarı:Milan Kundera Kitap Türü:Yabancı Romanlar Yayınevi:Can Yayınları Yayınlandığı Yıl:2016 Sayfa Sayısı:264 ISBN:9789750726095 Kitap Puanı:8 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:21,06 TL Amazon:21,58 TL D&R:25,20 TL e-kitap,pdf,epub: *

8
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı - Milan Kundera

Kitap Türü:Yabancı Romanlar Orjinal Adı:Kniha smichu a zapomneniÇeviren:Erhan Bener

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı Özet

Milan Kundera’nın bu kitabı, yedi farklı bölümde yedi bağımsız hikâye anlatıyor gibi görünse de okurlarına aynı yerden sesleniyor. Mekân, soğuk savaş döneminde Doğu Blokunda yer alan Çekoslovakya. Zaman, tek parti iktidarının hüküm sürdüğü 1968 yılında ülkenin özgürleşme adımını attığı Prag Baharı’nın üzerine Rus tanklarının çullandığı an.

Kayıp Mektuplar adını alan birinci bölümdeki fon, işgal sonrasında yüzbinlerce sürgünün yaşandığı yıllar. Mirek “İnsanın iktidara karşı savaşımı, belleğin unutuşa karşı savaşımıdır.” diyerek her şeyi kayıt altına alan muhaliflerden biri. Ancak, yaşanan toplumsal gerçekleri unutturmama çabası içindeyken dahi kendi hayatını çarpıtarak anlatma noktasında hiçbir beis görmez. Geçmişe dönüp nerede hata yaptığını bulma isteği ve geçmişinin bir parçasının başkasında olması karşısındaki tahammülsüzlüğüyle, uzun yıllar önce bir ilişki yaşadığı ve partiye bağlılığını sürdüren Zdena’ya yazdığı mektupları almak için bir araba yolculuğuna çıkar. O sırada gizli polis peşindedir. Aklında ise henüz saklayamadığı o belgeler vardır. Geçmişiyle yüzleşemeden eve döndüğünde, tuttuğu tüm kayıtlar delil gösterilerek hapis cezasına çarptırılır.

Anne adındaki ikinci bölümde, fonda yine işgal edilen bir ülke. Yanı sıra ilişkilerinin ilk zamanlarında farkında olmadan birbirlerine verdikleri sözlerin ağırlığı altında ezilen bir çift, Karel ve Marketa. Bir de, kaçılan ve uzaklarda bırakılan anne; hem gelişiyle hem de gidişiyle, hatırlattığı an’larla yüzleşilen bir geçmiş.

Melekler adındaki üçüncü bölümde, Gabrielle ve Michele absürt tiyatronun öncülerinden Eugene Ionesco’nun Gergedanlar oyunu üzerine çalışmaktadır. Onların paralelinde ise işgal sonrası işten çıkarılıp da aç bırakılarak düşüncelerinden vazgeçirilmeye çalışılan bir yazar vardır. İlkinde gerçeklik namına ötekileştirilen Sahra’nın, ikincisinde ideal uğruna harcanan muhalifin gülüşü yankılanır. Sistemin sürekliliğini sağlayan meleklerin iyilik adına attığı o gülünç kahkahanın karşısındaki bu şeytani gülüşler, hakikatin kendisidir aslında.

Dördüncü bölüm, Kayıp Mektuplar’daki Mirek’in hikayesiyle devam eder. Merkezde bu kez Tamina vardır, Mirek’in eşi. Sakladıkları notlar, Mirek’in annesinin evindeki bir çekmecededir. Kendisi ise iltica ettikleri yabancı bir ülkede, eşinin ölümüyle gelen yoksunlukla bir başınadır. Prag’daki geçmişine sığınıp, unutuşa karşı direnir Tamina. Boşluktaki hiçliğinden korkar. Bu yüzden o notların peşine düşüp, gidemediği ülkesinde varlığını arar.

Beşinci bölümde kavramsallaştırılan Litost, zavallılığımızın yarattığı ikiyüzlülüğe bulanmış acınası duruma karşılık gelmektedir. Bu duyguyu yaşayan öğrenci, bir yazarlar buluşmasında, masanın etrafına dünya tarihinin Goethe, Lermontov, Petrarque, Verlaine, Yesenin ve Boccaccio gibi büyük edebiyatçılarını yerleştirerek onları kadınlar ve aşk üzerine konuşturur. Bu konuşmalar, kurguya dahil edilmiş gerçek hayat hikayelerinin fragmanlarıdır. Bu fragmanlardan biri de, Rus tankları Prag’a girdiğinde zafer diyerek yenilgiye hapsolan Prag halkının yaşadığı litost gerçeğidir.

Altıncı bölüm, Melekler hikayesiyle devam eder. Tema, müzik üzerinden belleğin kayboluşu ve ölümün gelişi, karakterimiz ise Tamina’dır. Yabancı bir memlekette unutmamak için çırpındığı kent ve geçmişi altında ezilir bu kez. Yeni tanıştığı biri aracılığıyla, çocuklarla dolu bir adaya bırakılır. Burası artık olmayan eşine ait hatıralarının öncesidir, yani kaybolma arzusunun uzantısı. Burada çocuklar tarafından, aynılıkla hayatının sömürülmesine tahammül edemeyerek kendini suyun derinliklerine bırakırken; Prag’daki çocuklar da kurulu sistemin peşinden, vadedilen geleceklerine doğru koşmaktadır.

Sınır adındaki yedinci bölümde, geride bıraktığı ülkesinin ardında Amerika’da yeni bir hayat kurmanın planını yapan Jan’ın ilişkilerdeki konumlanışı ve kadınlarla olan, olmayan ya da oldurulamayan hikayesi anlatılır. Jan, hem coğrafyasının hem de benliğinin sınırlarını aşar. O sınırın ötesi, yineleme ve anlamsızlıktır. Ötesi uçurumdur. Ötesi hüzündür. O sınırın ötesi, bilgidir.

Gülüşün ve Unutuşun Kitabı ile varoluşçu olarak nitelendirilebilecek bir yazarın postmodern anlatısını okuyoruz. Kundera her ne kadar roman adı altında kurgusal bir anlatı yazsa da, tüm bu yazılanlar gerçeklikten payını alıyor. Otobiyografik ögeler de taşıyan bu tarih panoramasından, ortaya çok sert bir roman çıkıyor. Yazar karamsar bir atmosferin sarmaladığı, alay ve erotizmle örülü hikayelerinde, karakterlerine müdahale ediyor, rahatsızlığını gösteriyor. Akıl oyunları oynuyor okuyucuyla, konuşuyor.

Entelektüel kelimesinin hakaret anlamı taşıdığı, konuşanların idam sehpasına yollandığı, sanatçıların yasaklı hale geldiği, bilim insanlarının ülkeden kovulduğu, art arda gelen felaketler ile sürekli değişen gündem yüzünden zihinlerin belleksizleştiği bir dünyayı anlatan Kundera’nın “çeşitleme” olarak adlandırdığı bu romanı; yok oluşa sürüklenen insan güruhuna ayak direyenleri, “unutma çölü”nü aşarak zor bir yolculuğa davet ediyor.

Editör: Ceren GÖL

Gülüşün Ve Unutuşun Kitabı Yorumları