Doğu Avrupa'da Yolculuk

Doğu Avrupa'da Yolculuk
Kitabın Yazarı:Gabriel Garcia Marquez Kitap Türü:Yabancı Romanlar Yayınevi:Can Yayınları Yayınlandığı Yıl:2016 Sayfa Sayısı:144 ISBN:9789750732928 Kitap Puanı:9 / 10 | Yorum: 2

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:10,56 TL D&R:11,90 TL e-kitap,pdf,epub: *

9
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Harika
Giriş Yap Üye Ol

Doğu Avrupa'da Yolculuk - Gabriel Garcia Marquez

Kitap Türü:Yabancı Romanlar Çeviren:İnci Kut

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Doğu Avrupa'da Yolculuk Özeti

İlk kez Winston Churchill tarafından kullanılan “demir perde” ifadesi, II. Dünya Savaşı bitiminden 1991’e kadar SSCB ile ABD arasındaki fiziksel ve ideolojik sınırları ifade eder. Bu iki büyük güç, savaşın mağlubu Almanya üzerindeki çıkarları konusunda anlaşamayınca önce Almanya, Almanya Federal Cumhuriyeti ve Alman Demokratik Cumhuriyeti olarak ikiye ayrılır. Ardından Avrupa; Çekoslovakya, Polonya, Bulgaristan, Macaristan, Romanya, Çekoslavakya, Ukrayna ve Alman Demokratik Cumhuriyetini içine alan komünist SSCB liderliğindeki Doğu Bloğu (Demir Perde); Almanya Federal Cumhuriyeti’ni de içine alan ABD ve NATO ülkelerinin oluşturduğu Batı Bloğu (Kapitalist Blok) olarak bölünür.

Paris’teki bir dergide grafikerlik yapan Fransız Jacqueline, Milano’da dergi muhabirliği yapan İtalyan Franco ve Kolombiya’dan gazetecilik yapmak için Frankfurt am Main’e gelen Márquez 18 Haziran 1957’de demir perdenin ardını görmek için bir yolculuğa çıkmaya karar verirler. Márquez’in kimi zaman arkadaşlarıyla kimi zaman da tek başına yaptığı bu üç aylık yolculuk Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde Doğu Berlin, Leipzig, Weimer; Çekoslovakya Cumhuriyeti’nde Prag; Polonya Halk Cumhuriyeti’nde Varşova, Kraków; SSCB’de Moskova; Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Kiev; Macaristan Halk Cumhuriyeti’nde Budapeşte’yi kapsar.

Yapılacak yolculuk öncesi yetkililer, Márquez ve arkadaşlarına Demir Perde’ye geçiş yapanların başlarına gelebilecekler hakkında uyarılarda bulunur. Üç arkadaş yine de şanslarını denemeye karar verir.

İki Berlin’i ayıran sınır, Hitler’in propaganda ve zafer geçidi olarak kullandığı Brandenburg Kapısı ile başlar. Batı Berlin adeta Doğu Almanya’yı kıskandırmak amacıyla inşa edilmiş “kapitalist bir ada” görünümündeyken Doğu Berlin’de savaşın getirdiği büyük yıkım olduğu gibi durmaktadır. Henüz Berlin Duvarı inşa edilmemiş olduğundan Berlin halkı Hitler’in intihar etmeden önce söylediği “Metroyu sular altında bırakın, herkes ölsün. Bu bir ayindir ve kurban gerektirir, böylece yerdeki güçler yardımımıza koşacaktır.” sözüyle sular altında bırakılmış, hâlâ nemli metroyla, farklı taraflarda yer alan işlerine ve evlerine geçiş yaparlar. Halkın tek istediği Almanya’nın birleşmesi ve yabancı birliklerin ülkeden çıkmasıdır. Rus askerleri açısından da durum aynıdır. Hepsi sıla hasreti içinde memleketlerine geri dönecekleri günü beklemektedirler.

Çekoslovakya Cumhuriyeti, insanların sürekli izleniyor olmaktan duyduğu aşırı gerilimin hissedilmediği, mutlu insanların olduğu tek sosyalist ülke olarak tanımlanıyor Gabo tarafından. Prag, sivil hayatla bütünleşen askerlerle, iyi giyinmek için çaba gösteren insanlarla, zevkli bir şekilde yeniden inşa edilmiş şehir görüntüsüyle üzerindeki kızıl yıldıza rağmen yüksek bir hayat seviyesine sahip bir şehir olarak dikkatleri çekiyor.

Beş sene boyunca Nazilerin işgali altında kalan Polonya halkının Varşova İsyanına Hitlerin karşılığı şehri top yağmuruna tutmak olmuştur. Şehrin %85’inin yok olmasının ardından Kızıl Ordu tarafından kurtarılan Polonya halkı hemen, her şeyi birebir yapmak için büyük bir gayretle çalışır. Orta Çağ’dan kalan surların bile yeniden yapıldığı bu şehirde, Katyn Katliamının mimarı Stalin’in 1955’te yaptırttığı Kültür ve Bilim Sarayı’na Lehlerin tepkisi ilk günden bugüne devam etmektedir. Kraków’da yer alan Auschwitz Toplama Kampını SS’lerin dinamitlemeye vakti olmayınca kamp olduğu gibi korunmuştur. Polonyalılar “ölüm kampında” ölenlerin sayısını belirtmez, sadece göstermekle yetinirler. Márquez de burada gördüklerini en iyi anlatan kitabın Curzio Malaparte’in Kaputt’u olduğunun altını çizer.

22.400.000 kilometrelik alanıyla Sovyetler Birliğinin en batısındaki Chop’tan Moskova’ya kırk saatlik bir tren yolculuğu sonunda Márquez, Rus edebiyatıyla Rus sinemasının bir anda kayıp giden hayat görüntüsünü yeniden yaratırken ne kadar da gerçekçi olduğuna dikkat çeker. Ara durak olan Kiev’de gördükleri yoğun ilgi Moskova’da da kendini gösterir. 1917 Rus Devriminden sonra 40 yıl boyunca dünyadan kopuk yaşayan halk, (Sovyetler Birliği Resmi Devlet Seyahat Acentesi Intourist’in 1930’larda yaptığı turistik turları saymazsak) yabancılara dokunma, onlarla konuşma, dost olma konusunda aşırı heveslidirler. Tek bir kişi dışında Stalin hakkında olumsuz konuşana rastlamayan gazeteci/yazar, Stalin’in Kızıl Meydan’daki Lenin Müzesinde 1961’e kadar yer almış Anıtmezarına gidip mumyalanan bedenini de görme imkânı bulur.

1956 Macar Devriminden sonra 10 ay boyunca kapısını dış dünyaya kapatan Macaristan, Moskova festivalini düzenleyen komitenin baskısıyla içinde Márquez’in de bulunduğu altı delegeyi on beş gün boyunca Budapeşte’de ağırlamak durumunda kalır. Ancak bu ağırlama, silahlı on bir kişi tarafından sıkı markaj altında gerçekleşir. Amaç, ayaklanma sonrası halkın içinde bulunduğu durumun yabancılar tarafından öğrenilmesini engellemektir. Beşinci günün sonunda bu duruma daha fazla dayanamayan Márquez kaçmanın bir yolunu bulur ve şehrin büyük tahribatına, halkın korkulu, güvensiz hâline şahit olur. Bu yolculuk, 20 Ağustos 1957’de János Kádár’ın Macaristan Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun sekizinci yıl dönümü konuşmasının dinlenmesiyle sona erer.

Editör: Pınar Tufanlı

Doğu Avrupa'da Yolculuk Yorumları

cok iyi bir roman severek okudum ki ben okumayi pek sevmem

01-11-2018 14:57

roman çok güzel verdiğiniz paraya değiyor

13-12-2018 19:30