Türk İkizleri

Türk İkizleri
Kitabın Yazarı:Cahit Uçuk Kitap Türü:Çocuk Kitapları Yayınevi:Bilge Kültür Sanat Yayınlandığı Yıl:2002 Sayfa Sayısı:272 ISBN:9789758509508 Kitap Puanı:8.3 / 10 | Yorum: 2

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:10,71 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.3
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Türk İkizleri - Cahit Uçuk

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Türk İkizleri Özeti

"Türk İkizleri" Cahit Uçuk tarafından yazılmış ve 1958 yılında Milletlerarası Çocuk Kitapları Birliği Hans Christian Andersen Yarışması ödülünü almış bir çocuk romanıdır. Bu roman, yarı göçer bir köy ailesi ve bu ailenin ikiz çocukları hakkındadır.

Roman; anne Fatma Bibi ile onun ikiz çocukları olan Durak ve Parlak'ın kasabadan yaylaya göçtükleri bahar ile başlar. Bu üç kişilik ailenin yanında inek, koyun gibi hayvanlar ve Ok ile Tok adındaki köpekleri de bulunmaktadır. Durak erkek, Parlak ise kızdır. Bu ikizler, on iki yaşlarındadır. Babaları Hasan Onbaşı ise, yıllar önce İstanbul’a bir miras sebebi ile gitmiş; ancak dönüş yolunda kendisinin bulunduğu geminin batmasıyla vefat etmiş ve köyüne bir daha dönememiştir. Böylece Fatma Bibi, Durak ve Parlak'ı tek başına büyütmek, hayatın zorluklarına yalnız bir şekilde katlanmak zorunda kalmıştır.

Kafile, Zarbahan Dağı civarındaki yazlık köylerine ulaşınca hemen temizlik yapmaya ve yerleşmeye başlar. Fatma Bibi, Durak'ı komşularına, geçen sene emanet ettikleri tavukları almaya gönderir. Parlak ise evi süpürür, tencereleri, tabakları ve bidonları yerleştirir. Halılar, döşekler serilir; hayvanlar bahçeye yerleştirilir. Nihayet ev, oturulacak hale gelir. Sonra ikizler ve Fatma Bibi, mutlu bir şekilde uyurlar. Yattıkları sırada, tavukların feryat figan bağırdıklarını duyarlar ve hemen kümese koşarlar; fakat beyaz yeleli tavuğu göremezler. Kümeste, bir insan elinin geçeceği büyüklükte bir delik açılmıştır. Belli ki bir hırsız beyaz yeleli tavuğu kaçırmıştır. Bu hırsızın tilki gibi bir hayvan mı yoksa bir insan mı olduğunu anlayamazlar. Sabah vakti kümesin önüne bir tuzak kurmayı planlayarak yataklarına dönerler.

Ertesi gün Durak ve Parlak, kümesin önüne bir tuzak kurmaya başlar. Bu uğraş, Durak için tam bir eğlencedir. Bir adamın sığabileceği kadar çukur kazdıktan sonra Durak, bu çukuru kavak dallarıyla örter. Böylece tuzak tamamlanmış olur. Gece olup yattıklarında tuzaktan insan sesleri, yardım çığlıkları duyarlar. Hemen koşup bakarlar. Çukurda korkulu gözlerle bakan, zavallı bir adam vardır. Durak ve Parlak, adama acıyarak onu çukurdan kurtarmak isterler. Anne Fatma Bibi, buna izin verir. Daha sonra çukurdaki adam, kendisinin hırsız olmadığını, yalnızca oralardan geçmekte olduğunu söyler, adının da Abuğ Hasan olduğunu ifade eder. Konuşmanın ilerleyen aşamalarında, Abuğ Hasan'ın, Milli Mücadele'de Onbaşı Hasan'ın emrinde olan bir asker olduğu anlaşılır. Bu husus, ailenin Abuğ Hasan'ı kendi evlerinde yaşamak üzere kabul etmesini sağlar. Artık aile, dört kişi olmuştur.

Bir gün Abuğ Hasan, Durak ve Parlak'ı gezmeye çıkarır; çünkü ikizler, uzun zamandır köy ve kasabanın dışına çıkmamışlardır. Atına atlayan üçlü, kırlara doğru dörtnala gider. Abuğ Hasan, beyaz tavuğu Köselerin Çiftliği'ndeki hizmetçilerin çaldığını, köyde çalınan bütün hayvanlardan bu hizmetçilerin sorumlu olduğunu söyler. Bu hayvanları el birliği ile kurtarma fikrini açıklar. Durak, yoldayken arkadaşlarını bu fikirden haberdar eder. Onlar da Abuğ Hasan'a katılır. Hep birlikte Köseler Çiftliği'nin yolunu tutarlar. Bu büyük kalabalık, çiftlikteki hizmetçileri korkutur. Böylece Abuğ Hasan ve çocuklar, köyden ne kadar hayvan kaçırılmışsa hepsini kurtarıp köye getirir, sahiplerine teslim eder. Bu durum, Abuğ Hasan, Durak ve Parlak'ı köyün gözünde daha değerli bir hale getirir.

Köyde hayat oldukça sakin, huzurlu ve mutludur. Fatma Bibi'nin bir koyunu doğurur. Çocuklar, annelerine ev işlerinde ve hayvanlara bakma konusunda yardım ederler. Durak ve Parlak, işler bittikten sonra, ikindi vaktinde bütün köy çocuklarının toplandığı tepeye gider ve orada arkadaşlarıyla çelik çomak, saklambaç, beş taş gibi oyunlar oynar. Geceleri evlerinin damında, açık havanın serinliğinde uyurlar. Güneş doğunca da uyanır, tembellik yapmazlar. Vakti gelince dut ağaçları silkelenir ve toplanan dutlardan pekmez, pestil ve sucuk yapılır. Meyveler kurutulur, kışlıklar hazırlanır.

Bir gün Abuğ Hasan, bir mektup alır. Ona okumayı öğreten Parlak, Abuğ Hasan'ın ne okuduğunu merak eder ve ona sorar. Abuğ Hasan da bunun bir sır olduğunu; fakat gece vakti Parlak'a bu sırrı açıklayacağını söyler. Ayrıca, Fatma Bibi ve Durak'ı bu mektup konusunda bilgilendirmeyeceğine dair söz ister. Gece olunca Parlak, Abuğ Hasan'ın yanına gider ve sırrı öğrenir. Bu bilgi, Parlak'ı son derece mutlu etmiştir. Yerinde duramayan Parlak, öğrendiğini annesine ve kardeşine açıklamak için sabırsızlık gösterse de bunu bir süre saklamak zorundadır.

Sonbahar gelir ve artık yazlık köyde kasabaya dönme hazırlıkları yapılır. Abuğ Hasan ve Parlak mutludur. Durak ve Fatma Bibi ise olanları anlamaz. Bir süre sonra Parlak, hasta numarası yapmaya başlar ve rüyasında babası Hasan Onbaşı'yı gördüğünü ve babasının köye geldiğini ifade eder. Fatma Bibi ve Durak heyecanlanır; ama bunun yalnızca bir rüya olduğuna inanır. Parlak numarasını sürdürdükçe Fatma Bibi ve Durak'ta küçük bir umut kırıntısı uyanır. Bir gün Hasan Onbaşı köye döner ve evine gelir. Durak ve Fatma Bibi delicesine mutlu olurlar. Meğer ki Abuğ Hasan ile Parlak'ın gizlediği sır buymuş.

Hasan Onbaşı başından geçenleri ve beş yıl boyunca neden köye dönemediğini anlatır. Gemisi battıktan sonra bir tahta parçasına tutunarak boğulmaktan kurtulmuştur. Bir gemi onu almış ve İskenderiye’ye götürmüştür. Burada Hasan Onbaşı karın tokluğuna çalışmıştır. Uzun süre çeşitli işlerde çalışan Hasan Onbaşı, bir Türk iş adamının sayesinde iyi bir işe kavuşmuş, sermaye biriktirmiştir. Elindeki parayla iyi bir iş yapan ve oldukça çok para kazanan Hasan Onbaşı, sonunda köyüne ve ailesine dönebilecek paraya kavuşmuştur. Sonra da köye, ailesine gelmiştir. Yanında da pek çok hediye, ailesini mutlu yaşatmak ve çocuklarını İstanbul’da okutmak için yeterli miktarda para ile dönmüştür.

Bu çocuk romanında olaylar, oldukça sakin ve huzurlu bir biçimde akar. Romanın tek merak unsuru, Hasan Onbaşı'nın köye dönmesi meselesinden ibarettir. Onun dışındaki her şey, tıpkı köy hayatı gibi sıradandır. Romanda olağanüstü olaylar ve şahıslar bulunmamaktadır. Romanın anlattığı olaylar ve kişiler realiteye oldukça uygundur. Bu keyifli ve dingin romanda yazar, birkaç sayfa ile sınırlı bir şekilde Kemalizm propagandası yapmıştır. Onun dışında, ideal bir Türk ailesini resmetmekle meşgul olmuştur. Yine de propaganda unsuru, romanda çok yoğun olarak hissedilmez. Dolayısıyla bu roman, kitabın kapağında da belirtildiği gibi, 11 yaş ve üstü çocuklar için uygundur.

Editör: Murat ASLAN

Türk İkizleri Yorumları

kemalizm ne zamandan beri propaganda oldu

20-08-2019 21:55

sözde editör arkadaş daha propaganda kelimesinin anlamını bilmiyor sanırım ya da son zamanlarda bolca gördüğümüz gibi kendilerinin türettiği kemalizm ile bir sorunu var

21-08-2019 11:12