Angel Dayı

Panait Istrati Angel Dayı
Kitabın Yazarı:
Kitap Türü:Tarihi
Yayınevi:Varlık Yayınları
Yayınlandığı Yıl:1935
Sayfa Sayısı:128
ISBN:9754341419
Kitap Puanı:
7.3 / 10 | Oy: 20 | Yorum: 1
Editör Puanı:7
Fiyat Listesi / Satın Al
YazarOkur:bedava al
KitapYurdu:8,98 TL
D&R:10,90 TL
e-kitap,pdf,epub: *


Oy Ver

7.3
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel

Yorum Yaz

Kitap Türü:Tarihi
Çeviren:Yaşar Nabi Nayır

Arka Kapak Bilgisi

Angel Dayı Özeti

Panait Istrati Angel Dayı


Zoitza Ana 18 yaşındaki oğlu Adrian ile birlikte Paskalya Yortusunu kutlamak için Baldovineşti Köyünde yaşayan Dimi Dayı’nın yanına gelir. Yemekler yenilip, dualar okunduktan sonra Zoitza Ana, Adrian’ı Papaz Stefan ve Angel Dayı’yı çağırması için gönderir. Adrian bu çağrıya şaşırır çünkü Angel Dayı’yla Dimi Dayı sekiz yıldır bir miras meselesi yüzünden birbirine dargındırlar.

Angel Dayı daha çocuk yaşta bir şarap tacirinin yanında çıraklık etmiş, ardından köyüne dönüp bir meyhane açmıştır. 93 Harbinden en iyi şekilde yararlanarak servetini arttırmış, bu servetini de köyün en güzel çiftliği yapmaya harcamıştır. Ancak bu ticari başarı ona aile hayatında mutluluğu getirmemiştir. Köyün en güzel kızıyla yaptığı evlilik karısının tembel ve pis olması nedeniyle katlanılmaz hale gelmiş, bu talihsizliği evinin kıskanç komşuları tarafından yakılmasıyla devam etmiştir. Zatürreyle ölen karısının ardından Angel Dayı, üç çocuğunun geleceğini düşünerek onurlu ve dindar olarak hayatına devam ederken soğuk bir kış günü meyhanesine gelen dört adam tarafından dövülerek soyulur. Altı ay sonra da Tuna Nehri üzerinde kayık gezisine çıkan iki kızı boğularak ölür. Umudunu kalan son çocuğu Aleksandr’a bağlayan Angel Dayı onun da süvari hücumu sırasında atından düşerek öldüğünü haber alınca inancını, umudunu, hayata olan bağlılığını kaybederek kendini tamamen içkiye verir.

Adrian tüm bunları düşünürken Angel Dayı’nın meyhanesinin önüne gelir. Dayısının yaşadığı sefil hayatı görünce gözyaşlarını tutamaz. Yeğenini sakin bir ifadeyle karşılayan Angel Dayı, Zaitza Ana’nın teklifini kayıtsızlıkla kabul eder.

Onlardan önce gelen Papaz Stefan’a Angel ve Dimi’nin barışmasına aracılık etmesi rica edildiği sırada Angel Dayı ve Adrian içeri girer. Büyük bir heyecan dalgasıyla başlayan karşılaşma Angel Dayı’nın Papaz Stefan’la girdiği dini tartışmayla sonlanır.

Bu görüşmeden altı yıl sonra, yeğeninin köye döndüğünü öğrenen Angel Dayı bir arabacıyla kendisini görmek istediğine dair haber göndertir. Adrian yolda Angel Dayı’nın son durumu hakkında bilgi edinir.

Angel Dayı, dört yıldır köye nereden geldiği belli olmayan bir kekemeyi himayesi altına almıştır. Çocuğun tek görevi Angel Dayı’ya her çeyrek saatte bir içkisini vermektir.

Yol ağzında Dimi Dayıdan ayrılan Adrian bu tuhaf çocuğun peşinden Angel Dayı’nın kaldığı odaya ulaşır. Pis, sefil, adeta bir insan artığı görüntüsündeki Angel Dayı ölmeden önce yeğenine zevke ve sefaya düşkünlüğü nedeniyle annesine yaşattıklarından bir an önce vazgeçmesi, küçük zevkler uğruna hayatını mahvetmemesi gerektiği nasihatini verir. Ona, uzak bir akrabası olan Kozma’nın hayatını anlatacakken odaya Kozma’nın oğlu Jeremi girer. Angel Dayı, Jeremi’den babasının ihtirasla dolu hayatının onu nasıl felakete sürüklediğini anlatmasını istedikten sonra hayata gözlerini yumar.

Jeremi heybesinden çıkardığı yemeklerle karnını doyurduktan sonra anlatmaya başlar:

Kozma büyük bir kaçakçılık çetesinin liderliğini, üvey kardeşi Eli de akıl hocalığını üstlenmiş göçebe bir hayat sürerlerken Kozma bir çoban kızına vurulur ve onunla birlikte olur. Kız her şeyi bırakıp sadece onunla birlikte olmasını isteyince “Ah benim Çobanitzam! Meşe ağacından, karyola altında büyümesini istiyorsun! Yıldırımdan tencere içinde patlamasını istiyorsun! Kozma’dan yalnız senin olmasını istiyorsun. Bu, senin için gereğinden çok, benim içinse az olur!” diye cevap verir. Bu cevap üzerine çoban kızı onu terk eder. Aradan üç yıl geçtikten sonra bir gün, bir kadın önlerine bir bohça bırakıp kaçar. Bohçada örtüye sarılmış bir çocuk vardır. Boynundaki vaftiz kağıdında da çocuğun adının Jeremi, yaşının da iki olduğu yazmaktadır. Böylece Jeremi on bir yaşına kadar Kozma’nın babası olduğunu bilmeden çetenin arasında büyür. Jeremi bu sırrın ortaya çıkmasından bir yıl sonra askerlerle yapılan çatışmada esir alınır ve bir Rum soylusunun konağına köle olarak teslim edilir. Rum soylusu Arhont Samurakis’in amacı Jeremi vasıtasıyla Kozma’yı oraya getirtip kendisine kâhya yapmaktır. Jeremi’nin iki yıllık esareti sırasında bir gün Arhont, İstanbul gezisinden Rumen bir kadınla döner. Adı Floriçika olan bu kadın Jeremi’yle yakından ilgilenir.

Güzel bir mart sonunda hep beraber otururlarken konağa rahip kılığında Kozma ve Eli gelir. Gelenleri tanımayan Arhont, bağışını yaptıktan sonra onlardan silahlarını takdis etmesini ister. Muhafızları sakız rakısıyla zehirleyen ikili, tüm silahları ve konağı ateşe verdikten sonra Floriçika’yı ve Jeremi’yi alıp oradan uzaklaşır. Floriçika’ya görür görmez âşık olan Kozma ondan sadakat yemini ister. Floriçika da “Yıldırımdan tencere içinde patlamasını mı istiyorsun? Topraktan, karnını deşene sabana karşı koymasını, kendisini gebe bırakan tohumu kabul etmesini mi istiyorsun?” diye cevap verir. Floriçika’nın on yedi yıl önce onu terk eden kadın ve oğlunun annesi olduğunu öğrenen Kozma, büyük bir kıskançlığa kapılarak onun aşıklarını öldürmek için ant içer. İlk hedefi de Silistre Paşasıdır. Floriçika, Silistre Paşasını bulmasına yardım etmesine karşılık Kozma’dan ona itaat yemin etmesini ister. İtaat yeminin alan Floriçika artık gayri resmi olarak çetenin lideridir. Paşayı bulmak için ilerlerlerken bir asilzadenin Floriçika’yı tanımasına kızan Kozma onu öldürür ve Floriçika’nın aşıklarının öldürmekle bitmeyeceğini anlar. Tüm bu yaptıklarının “ölüm yılına” girmesinin göstergesi sayan Kozma, düşündüğünde haklı çıkar ve çok kısa bir süre sonra da askerler tarafından vurularak öldürülür.

Romain Rolland tarafından “Balkanların Gorki’si” olarak tanımlanan Istrati’nin bu romanı da tıpkı diğer romanlarında olduğu gibi yine doğduğu kent olan İbrail’de geçer. Istrati’nin babasının da hiç tanımadığı bir Rum kaçakçı olması “her yazar istemeden de olsa kendi hayatından beslenir” mottosunun örneklerindendir. Samimi, sade ve akıcı dili, şiirsel bir anlatımı olan bu roman, yazarı kendisine çok yakın bulan Yaşar Nabi Nayır tarafından da dilimize çevrilmiştir.

Yazar: Pınar Tufanlı

Angel Dayı Yorumları

Yorum Yaz

:: Panait Istrati ::
:: Tavsiyeler ::
:: Kitap Rehberi ::
:: En Son Yorumlar ::


reklam veriletişim • © 2018 YazarOkur Kitap.