Acı Tütün

Acı Tütün
Kitabın Yazarı:Necati Cumalı Kitap Türü:Yerli Romanlar Yayınevi:Cumhuriyet Kitapları Yayınlandığı Yıl:2010 Sayfa Sayısı:299 ISBN:9789756747391 Kitap Puanı:6 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:27,30 TL e-kitap,pdf,epub: *

6
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte
Giriş Yap Üye Ol

Acı Tütün - Necati Cumalı

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Acı Tütün Özet

Urla’da Akpınar Deresinin batısında yaşayan Rumlar ile doğusunda yaşayan Türklerin arası Yunan İşgalinin başlamasıyla bozulur. İzmir’in işgal edildiğini öğrenen bir kısım yerli Rumlar saldırı, tecavüz ve talana başlar. Aralarında Megali İdea’ya karşı olanlar var ise de yapılanlar Rum topluluğu adına olduğundan kin ve garez yerleşmiştir bir kere. Rum nüfusunun yarısı Büyük Taaruz’un ardından, geri kalanı da Lozan Barış Antlaşmasına ek olarak yapılan sözleşme uyarınca mübadeleyle Yunanistan’a gider. Rumlardan kalan yerlere Dramalı, Kavalalı tütüncüler, Arnavutluk’un çoban köylüleri, Manastır yakınlarının toprak sahipleri gibi Batı Trakya’nın farklı bölgelerinden, farklı işler yapanlar yerleştirilir. Kasabadaki ikilik bu sefer de yerli ve göçmen arasında yaşanır. Cumhuriyetin ilk yıllarında buna bir de asker- sivil ayrılığı eklenir. Kasabadan askerler çekilince de yüksek öğrenim görmüş memurlarla görmemiş olanlar arasında bir geçinememezlik yaşanır. Halk memurları kendinden ayrı sayar, memurlar da halkı çiftliklerinde çalıştırdıkları adamları gibi görürler. 1946’dan itibaren ise halk, geçmişteki bütün ikilikleri bastıran bir şiddetle Halkçılar ve Demokratlar olarak bölünür. 7 Eylül Kararlarıyla belleri iyice bükülen halkın bir bölümü, kurulan bu yeni partiyle umuda yeniden sarılır.

Urla bir zamanlar Avrupa’nın büyük ticaret merkezlerinde dünyanın en güzel sultani üzümünü yetiştirmekle tanınır. Ancak 1929’da başlayan Büyük Buhranla üzümün dünya piyasasındaki değerinin yitirmesine II. Dünya Savaşının yarattığı ekonomik darboğaz eklenince halk, geçim kaynağını Kavalalı eski tütüncülerin de önayak olmasıyla tütüne yönlendirir. Öyle ki İlçe Sağlık Merkezi Başdoktoru Ziya Somer, Bakkal Sabri Beyaz, İçki-Sigara Satıcısı Faik Efendi, Arabacı Piriştinalı Yusuf gibi ellerinde başka mesleği, işi olanların bile birincil geçim kaynağıdır tütün.
1952 Ocak ayına gelindiğinde ekiciler umutla umutsuzluk arasında gidip gelerek Ege tütün piyasasının açılışını beklerler. II. Dünya Savaşı öncesinde aralık ayında açılan piyasa, bu gecikmeyle elindekileri stokları eritme imkânı sağladığı için tüccarlara olumlu etki sağlamışken ekiciler her geçen gün kaybetmektedir. 11 ay süren yetiştirme boyunca geçinebilmek için bankalardan, tarım kredi kooperatiflerinden, tefecilerden borç alan her bir ekicinin umudu ellerindeki bütün ürünü değer fiyatına satabilmektir. Bu sayede borçlarını ödeyecek, evlerine ekmek götürecek ve kenara üç-beş kuruş atabileceklerdir.

Ferit Taşçı’nın bir başka hedefi daha vardır. Askerlik görevini Gölcük’te iki yıl bahriyeli olarak yapmasının ardından kasabasına döndüğünde içinde hissettiği eksiklik duygusunun Binnaz’a âşık olmasıyla kaybolduğunu fark eden Ferit, hemen annesi Hatice’yi ve kız kardeşi Gülten’i Nazmi Çavuş ve Eda Algan’a Binnaz’ı istemeye gönderir. Nazmi Çavuş evliliğe hemen razı olur. Ancak Eda Algan’ın şartları vardır. Gençliğinde kasabada güzelliğiyle ünlü olan Eda Algan bir beyle evlenme hayali kurmuş olmasına rağmen bunu gerçekleştiremez; mal varlığı kasabanın doğu kıyısında küçük bir ev, 10 dönümlük bağ, bir keçi ve bir eşekten oluşan Nazmi Algan’a varır. Güzelliğini ondan alan üç kızını umutlarının, düşlerinin bir parçası olarak görür. Hakkı ödenmemiş bir güzel olarak mutluluğunu kızlarının evlenmesine bağlar. Ancak ilk kızları on yedisinde bir Kavalalı’nın oğluna kaçar. İkincisi ise on beşinde menenjitten ölür. Dolayısıyla tüm umutlarını Binnaz’a saklamıştır. Taşçı ailesinden istedikleri gerçekleşene kadar kızlarını evinden almayacakları konusunda söz alır. Ferit Taşçı gece gündüz çalışarak elde ettiği parayla nişan için istenenleri yerine getirir. Eylülde de nikah parasını hazır etmiştir. Nikahın ardından yeniden ailesinin evine giden Binnaz’la kavuşmak için iki gün sürmesi istenen düğün için şarap ve zeytinyağı fabrikalarında çalışıp para toplamaya çalışan Ferit, yılbaşından üç gün sonra işsiz kalınca akşam yemeği ile yatsı namazı arasında Köprübaşı’nda kurulan ırgat pazarında umutsuzca iş beklemeye başlar. Babasından kalan 8 dönümlük araziye ektiği tütünden gelecek para, karısıyla birleşmesinin tek yoludur.

Ziya Somer ise İzmir’de yaşayan 21 yıllık eşi Rezzan’ın bitmek bilmeyen alışverişlerine, kumar borcuna, iki kızının eğitimine para yetiştirebilmek için 5 yıl önce tarla kiralayıp kredi antlaşmalarıyla ekicilerle ortak olup tütün işine girmiştir. Bu sayede mutsuz evliliğinin ürünü olan çocuklarını cumartesinden cumartesine görebilmektedir. Çocuklarının ona karşı olan sevgisinden şüphe duysa da evliliğini bitirmekten, ona âşık olduğu gün gibi ortada olan 36 yaşındaki Başhemşire Sabiha Başakçı’nın duygularına karşılık vermekten korkar.

Demokratların gittiği kahve olan Asmalı Kahve’de içecek kahve bile yoktur ama tüm ekiciler yeni hükümetten umutludurlar. Üstelik Amerikan tütün şirketleri de onların tarafında olacaktır. Ne de olsa Kore’de onlar için savaşılmıştır. Ferit, DP İlçe Yönetim Kurulundan olan Hasan Savaş’ı dinlerken mimiklerini Halk Partisi Başkanı Enver Bezci’ye benzetir. İkisi de dinleyenleri olduğu kadar kendilerini de inandırmak istermiş gibi konuşmaktadırlar.

Piyasanın açılmasına saatler kala ekiciler kahvede toplanırlar. Umutla korku arası bu bekleyiş 4:30’da postaneden yayılan haberle bozulur. İşittikleri fiyat umduklarından çok çok daha düşüktür. Gecenin ayazına, uykusuzluğa aldırmadan Tekel’in önüne yığılırlar. 28 yıllık Tekel Eksperi İsmet Tezcan da Bölge Müdürlüğünün gönderdiği telgraftaki fiyatlandırmayı görünce bu kötü haberi halka nasıl vereceğini kara kara düşünür. Tek istediği iki yılın aniden geçmesi, Bostancı’daki evinde emekliliğinin tadını çıkarmaktır. Ancak zaman onun istediği gibi ilerlememektedir. Bir piyon olarak görevini yapmak zorundadır. Halkın karşısına çıkıp rakamları açıklayınca öfkeli kalabalığın hışmına uğrar. Arabacı Yusuf Uzun herkesin ortasında bu fiyata ürününü satacağına meydanının ortasında yakacağına ant içer. Kaç yıldır particiliğin oturdukları kahvelere kadar ayırdığı Halkçılar, Demokratlar omuz omuza verir, küskünlükler unutulur. Ortak dertleri hepsini yeniden birbirine bağlamıştır. Saat dokuz olmadan Bergama, Dikili, Altınova, Menemen, Akhisar, Salihli, Turgutlu, Gavurköy, Cumaovası, Selçuk, Ödemiş, Torbalı, Çine, Sarayköy, Milas, Yatağan, Seferihisar, Çeşme, Karaburun, kısaca İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Denizli illerindeki bütün ekiciler ürünleri satmama kararı almıştır. Radyo haberleri ise tam tersini söylemektedir. Sermayenin aracı, hükümetin destekçisi olan radyoda ekicilerin elinde bulunan tütünün beşte birine yakın bir kısmının Tekel ve tüccarlar tarafından satın alındığı bilgisi halkı daha da şaşkınlığa sürükler. Boykot haberini alan Amerikan Tütün Ortaklığının İzmir’deki Türk Müdürü Suat Eroğlu durum karşısında sakindir. Çocukluğundan beri piyasayı bilen, tüm duygularını köreltmiş bu adam kasanın her zaman kazanacağını biliyordur. Cumhurbaşkanına, Başbakana, Tekel Bakanına, tanıdıkları İzmir milletvekillerine telgraf çeken, DP İzmir Milletvekili Bedri Alagöz’den medet uman halkın elinden geriye bir tek şey kalmıştır: Beklemek. Akşama doğru Akhisar’ın daha fazla direnemediğini öğrenirler. Ardından Soma, Kırkağaç, Ödemiş, Yatağan, Milas. Direnişçilerin kaleleri tek tek düşmektedir. Büyük bir kıstırılmış duygusuyla savaşan Ferit Taşçı, Bahriyeli Muammer, Hasan Sakarya, Etem Keskin ve Manav Necmi içine kükürtlü su karıştırılmış on kiloluk şarap eşliğinde tütün yetişen her yerde Tütün Ekicileri Birlikleri kurmayı konuşurlar. Bu sayede pazarlık için masaya toplu halde oturabilecekler ve sonuçlar bu günkü gibi olmayacaktır. İçkiye alışkın olmayan Ferit damarlarındaki alkol arttıkça tüm bunların suçlusu eniştesi Kunduracı Şakir’miş gibi ona küfürler yağdırır. Onun bu halini gören Muammer, sarhoşluğun verdiği cesaretle ona Binnaz’ı kaçırmasını öğütler. Ertesi sabah kocasının geceki naralarını yattığı yerden işitmiş olan Binnaz olayı öğrenmek için arkadaşı Nurşen’e gider. Nurşen’in Zeyneplerde olduğu duyunca çok sevinir. Zeyneplerin evi Feritlerin üç ev ötesindedir. Ferit, sabah uyandığında annesi ve Gülten’in kız kardeşinde olduğunu yazan notu görünce canı sıkılır. O esnada çalan kapıyı hışımla açar. Gelen bitişik komşunun oğlu İzzet’tir. Küçükken annesinin tarlada daldan dala kurduğu beşikten düşerek beyin sarsıntısı geçirdiği için aklı 5 yaşındaki çocuk gibi olan İzzet’e Ferit, annesi Nebile’nin ricasıyla hep yardımcı olmuş, gittiği işlere onu da götürmüştür. İzzet’in en sevdiği şeyler “merhaba” sözünü söylemek ve işitmek, bir de babasından kalma av çiftesini silip parlatmaktır. Ferit’e büyük bir bağlılığı olan İzzet, Binnaz’ın Zeyneplerde olduğunu haber verir. Binnaz’ı Zeynep ile Nurşen’le birlikte pencerenin önünde gören Ferit, kızı kucaklayarak eve götürür. İzzet de kimse söylemediği halde elinde çiftesiyle kapının önünde nöbet bekler. Haberi alan Eda Algan kapıya dayanır ama İzzet’i aşmak mümkün olmaz. Uzun süren boğuşma İzzet’in çiftesinin ateş almasıyla sonuçlanır. Saçmaların sağ diz üstünden bacağını parçaladığı Eda Algan ameliyat masasında can verir. Tüm bunların olduğu sırada değişen bir hayat daha vardır. Sıkışmışlığına çözüm bulamamış olan Ziya Somer de içtiği 10 uyku hapıyla intihar etmeye kalkışmış, başhemşire tarafından kurtarıldıktan sonra hayata dönmeye karar vererek ilk aşkı Ülgen’e benzettiği Sabiha Başakçı’yı tüm cesaretini toplayıp öpmüştür. Ancak güzel biten tek hikâye doktorunkidir. Umudunu kesen ekiciler tek tek tütünlerini satmaya karar vermiştir. Yusuf Uzun satışların başladığını işitir işitmez dört yüz kilo ağırlığındaki yedi balya tütününü karakolun tam karşısında bir alev topuna dönüştürerek ortalıktan kaybolur.

Tütün Zamanı üçlemesinin üçüncü ve son kitabı olan Acı Tütün, Ege Bölgesindeki tütün ekicileri üzerinden aydınlanmanın, bilinçlenmenin, örgütlenmenin önemini aktarır biz okurlara. Kendisi de Yunanistan’ın Florina şehrine bağlı Dzuma’da (Cuma) doğmuş, 1923 Türkiye- Yunanistan Nüfus Mübadelesi kapsamında ailesiyle Urla’ya yerleşerek boş vakitlerinde çiftçilik yapmış olan Necati Cumalı, bu sayede Urla’daki köylülerin ve çiftçilerin yaşam mücadelelerine, özlemlerine, dertlerine aşklarına gelenek ve göreneklerine şahit olmuş, buradaki gözlemlerini şiirlerinde, romanlarında ve öykülerinde başarılı bir şekilde kullanmıştır.

Editör: Pınar Tufanlı

Acı Tütün Yorumları