Cehenneme Övgü

Cehenneme Övgü
Kitabın Yazarı:Gündüz Vassaf Kitap Türü:Kişisel Gelişim Yayınevi:İletişim Yayıncılık Yayınlandığı Yıl:1999 Sayfa Sayısı:277 ISBN:9789754707065 Kitap Puanı:8.3 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al D&R:22,40 TL KitapYurdu:22,40 TL Pandora:24,32 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.3
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf

Kitap Türü:Kişisel Gelişim

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Cehenneme Övgü Özeti

İnsan ne zaman özgür kalır? Evlerin yerleşim şeklinin bile bir kurala göre belirlendiği bu toplumda, bu gezegende ne kadar özgür olabiliriz? Seçme özgürlüğümüz var mıdır? Alışageldiğimiz kuralların hepsini sorgulayan ve yargılayan bir kitap “Cehenneme Övgü”. Totaliter tutumun hayatımızda ne kadar yer ettiğini kitabı okuyunca daha iyi anlıyoruz. Bu kitap sayesinde güncel yaşamın parçası haline gelen kuralları sorguluyorsunuz. 20 bölümden oluşan kitap, sorgulama fırsatı sunuyor bizlere.

Yaşam gecenin konusudur.

Gece, gündüze nazaran daha özgürüzdür. Bunun nedeni gece düzen güçlerinin de uykuda olmasıdır. Geceleri özgürüzdür. Gece insanları özgür kılar bu da devleti korkutur. Çünkü tehlikelidir. Uyku sıkıntısı çekenler, özgürlükten korkan bireylerdir. Sınırsız gerçeklik ve özgürlükle savaşamazlar bu yüzden de uyuma konusunda sıkıntı çekerler.

Cennetin ve onu meşrulaştıranların tersine, cehennem, özgür ruhun meskenidir.

Dante’nin ölümsüz eseri “İlahi Komedya”’yı ele almış kitapta yazar. Cehennem ve bir miktar Araf hayal gücümüzü son zerresine kadar kullanabileceğimiz bir ortamdır. Sözgelimi cennet, sınırlandırılmış ve tasfir edilmiştir. O kadar sıkıcıdır ki, okuyanların çoğu onu hatırlamaz. Cennet, yargılayanların ve yönetenlerin dayattığı düşüncelere dayalıdır. Cehennem ise özgür olduğumuz bir kavramdır. Cehennem düşüncesi insanlara, yaptıkları davranışların karşılıksız kalmayacağını anlatır. Cehennem, kendine inanların mekanıdır.

Yazılı olmayan cinsel standartlara karşı çıkmak, bir insanın hainlerle ilişkisi olduğundan kuşkulanmak kadar kritik bir durum yaratır.

Cinsellik bedende değil, zihindedir. Dünya üzerindeki ilk rolümüz cinsiyet rolümüzdür. Daha doğmadan alınan kıyafetlerimiz bile iki renktir genellikle, pembe ya da mavi. Oğlana pembe bir zıbın alınmaz çünkü pembe bir kız rengidir. Peki neye ve kime göre? Psikologlar cinsel kimliğimizin gece ve gündüz kadar ayırt edilebilir olmasının önemini vurgular. Bunun sebebi belirsizliğin toplumda bir sorun arz ediyor olmasıdır. Kadınsı bir erkek ya da erkeksi bir kadın, kapalı toplumlarda varlığını sürdüremez. Cinsel kimlik modelleri toplumdaki egemen güçler tarafından ancak amacına hizmet ettiği sürece korunur.

Söyleyecek yeni bir şeyi olmasının ötesinde, onu söylemenin yeni bir yolunu bulmanın peşindedir sanatçı. Yeni bir dil arayışı içindedir.

Şairler susacak, şair olduğunda herkes.

Yaratıcı acı çeker. Yaratma yoluyla da bu acıyı azaltır. Yaşamını paylaşmaz, kendi düş dünyası ile yalnızdır. Günümüzde sanat yaratılıp paylaşılacak bir şeyden üretilen ve tüketilip yok olan bir şey haline geliyor. Sanat, insandan ve hayattan uzak bir hal aldı. Bir endüstri haline geldi, sanatçı sanatı hayatına devam edecek parayı ve gücü bulmak için yapar hale geldi. Sanatçıyı aramızdan uzaklaştırmakla sanatın bize dikte edilmesine izin vermiş olduk. Artık hem biz sanata uzağız hem de sanat bize uzak.

Başımızı dinleyecek bir köşemiz bile yok. Dışarıdaki baskıdan kaçabildiğimizde, bu kez de kaçtığımız tek işlevli mekanın, evimizin tutsağı oluyoruz.

Yaşadığımız evi düşünün. Bu evi biz dekor ediyoruz ve bu eve biz malzeme alıyoruz. Evimizin düzeninde biz özgürüz. En azından böyle düşünebiliriz. Fakat ev, özgür olduğumuz bir yer değil. Yaşadığımız mekan bizim için planlanmıştır. Mutfak, salon, yatak odası, banyo… Her yer bizim için ayarlanmıştır. Sokakta çevirdiğiniz herhangi birinin evine giderseniz sanki yıllardır orayı biliyor gibi hissedersiniz. Çünkü evlerin düzeni hep aynıdır. Salonu ele alacak olursak, televizyonun monteli olduğu bir dolap veya tv ünitesi ve tam karşısında yer alacak olan koltuk izler onu. Mahremiyet bize belli düzen ölçüsünde dayatılmıştır. Odalar içlerinde ne yapacağımızı belirler. 4 duvar içinde, kendi evimizde bile tutsak durumdayızdır.

Editör: Sena AKSOY

Cehenneme Övgü Konusu

Cehenneme Övgü - Gündelik Hayatta Totalitarizm


Cehenneme Övgü, aydınlıktan karanlığa, gündüzden geceye, varlıktan yokluğa geçişin ne denli zor olduğunu ve özgürlükten yana yaptığımız ya da yaşattığımız seçimlerin ‘içten içe’ totalitarizmle nasıl çeliştiğini gösteren yüzüyle karşımıza çıkıyor.

Gündüz Vassaf’ın İngilizceden Türkçeye çevirdiği ve 1986-1987 yılları arasında deneme yazıları olarak etkileyici bir dil, üslup ve akıcılıkla sunduğu kitap, genellikle yazarın ‘şeytanın avukatı’na benzetilmesi (!) ile yerini alıyor.

Yazarın denemelerinin üzerinden geçen 33 yılın ardından sanki kitap yeni yazılmışçasına robotlardan yeni dünya düzenine, alışılmışlıklardan sanatın özüne, sanatçının duruşundan bakış açısına kadar yorumlar getirmiş.

Cehenneme Övgü kitabının yazarı Gündüz Vassaf, 34. baskısına ulaşan kitabının 2018 yılına ait olan son baskısını gözden geçirmiş ve eklenen yeni bir bölümle genişletilmiş haliyle tekrar karşımıza çıkarmış.

Sorguya ve sorgulamaya dair geçişlerin bazen yumuşak ve çoğunlukla sert kesişmelerle vurucu cümlelerle bulacağınız bu kitapta yazar her konuya dem vuruyor:

Aşk, sadelik, eleştiri, dibe vuruş, çocuk, ilişkiler, özgürlük, kalıplar, yaşama, yaşama sevinci, seçimler, adalet, diktatörlük, deneyim, zaaf, vb.. gibi aklınıza takılan her ne varsa bu kitabın içinde tüm akıcılığı ile karşınıza çıkıyor.

Totalitarizm her şekilde şekillenir, hayatımıza mühürlenir. Ancak “Totaliter bir toplum, kahramansız olamaz. Özgür bir toplum ise kahramanlarla var olamaz.” Sürüklendiğimiz ve değiştiğimiz gerçeğini ise dünyayı tutsak ettiğimiz sözcüklerle seçerek gördük. Kendi seçtiğimiz sözcüklerin tutsakları haline geldik.

“Sözler, hayatta ölçülemeyen ya da kıyaslanamayan kavramları belirler ister istemez.”

Yazarın belirttiği gibi, ‘nefes aldığımızın ne kadar bilincindeysek, totaliterliğimizin de o kadar bilincinde’ oluşumuz da şekillendiriyor hayatlarımızı...

Sanattan bilime, dinden kültüre, politikaya, sağlığa, çocuk doğurmaya ve yetiştirmeye, şekillenen alım gücümüzden zevklerimize kadar her şey devletin isteği doğrultusunda şekillenip nasıl algı operasyonlarının sorgulamasının yapıldığına kadar birçok farklı ve canlı örnekte yazar tarafından karşımıza çıkıyor. Totalitarizmde bireyin her türlü davranışı sürekli inceleme altındadır. Bu baskıyı sürdürmeye yarayan güçlerin yanında özellikle medya ve eğitim yoluyla beyinler yıkanır ya da yıkanmaya çalışılır.

Tıpkı yönetenlerin sürprizden hoşlanmadığı gibi yirmi birinci yüzyıl insanı için ‘sürpriz’ öğesinin belirttiğimiz tüm bu yollarla ortadan kalkması gibi yaşamlarımızdaki tüm izlerin bıraktığı baskıcı adımlar gün geçtikçe artar ve artmaya devam eder. “Sömürü unsurunu oluşturan aslında seçimlerimizin kendisidir.” Bunun en özel ve önemli örnekleri kitaba tüm akıcılığı ve gerçekliği ile serpiştirilmiş. Her bir sayfayı büyük bir çarpıcılıkla ve merakla okuyarak – sorguladığımı - özellikle belirtmek isterim. Sorgulamak ve düşünmek istedikçe kütüphanenizden alıp, bölüm bölüm açıp okumak isteyeceksiniz... Yazarın tüm kitaplarını okumak ve kütüphanemde bulundurmak istiyorum.

Her bir sayfasında satır araları da dahil Sokrates’in dediği gibi: “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez.” Cümlesindeki gibi önemsediğiniz, sorguladığınız, sorgulamaya değer bulduğunuz ve doğru zannettiğiniz ne varsa, bunların, yazar tarafından sorgulandığını ve derin düşüncelerle deneme yazılarının içine serpiştirilmiş özlü vurucu cümlelerle tekrar sorgu dağının eteklerine nasıl çıktığını/çıkarıldığını sizde göreceksiniz.

Sorgulamayı seven ve sorgulamayı sonuna kadar savunan bir yanınız varsa, hayata dair tüm sorgulamalarınız ve yaşanmışlıkları ölçümlemeleriniz için totalitarizmle tam karşınızda duruyor!

Özgürlüğün sınırsızca kol gezdiği sınırsızlığın uçlarını sunan kitap şu duruşuyla ve içtenliğiyle, karşımıza kapağındaki yıkılmaz iskeletiyle bizi önce karşılıyor ve sonra uğurluyor:

“Uyumsuzluk ve çatışma yıkıma yol açar. İş birliği ve uyum yaratıcılığı getirir. Yaratıcılıkta da çatışma vardır. Ama bu çatışma değer sistemleri arasında değil, insanla, onun daha fazla işitmek, görmek, dokunmak, yaratmak için verdiği sonsuz arayış arasındaki çatışmadır.” Hazzı ve tüm deneyimleri/deneyimlemeleri doruklarda yaşamak isteyen insan, saygısızca davranır tüm türlere ve doğaya... Halbuki yitip giden sorgusuzca yaşadığımız/yaşattığımız hazlar ve saniyelik duruşlarda gizli değildir. Çünkü,

“Ölümü yadsıyarak, ölümü gülünç ve çaresiz çabalarla ertelemeye çalışarak hayata körleşiyoruz.”

Ve son olarak, kitaptaki gibi –sürekli- sorguluyorum ve soruyorum: “Kızlar pembe, oğlanlar mavi. Neden?”

Cehenneme Övgü Yorumları

oldukça güzel bir kitap klask kişisel gelişim kitaplarından farklı

17-11-2018 00:28