Varoluşçuluk

Varoluşçuluk
Kitabın Yazarı:Jean Paul Sartre Kitap Türü:Psikoloji Yayınevi:Say Yayınları Yayınlandığı Yıl:1946 Sayfa Sayısı:128 ISBN:9786050207262 Kitap Puanı:8.5 / 10 | Yorum: 1

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al Amazon:9,74 TL KitapYurdu:10,35 TL D&R:11,70 TL e-kitap,pdf,epub: *

8.5
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Harika
Giriş Yap Üye Ol

Varoluşçuluk - Jean Paul Sartre

Kitap Türü:Psikoloji Orjinal Adı:ExistentialismeÇeviren:Asım Bezirci

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Varoluşçuluk Özet

Jean-Paul Sartre’ın 1945 yılında yaptığı bir konferans konuşmasının metin haline dönüştürülmüş bu baskısı, dört temel bölümden oluşuyor. Hem sağ hem de sol cenahın düşmanlığını kazanan yazar, varoluşçuluk felsefesine dair doğru bir özet sunmak ve yapılan eleştirileri cevaplamak için yaptığı bu konuşmada; iddia edilen tutarsızlık, dışladığı her şeyi aynı zamanda benimsemesi, insanı hiçlikte boğması ve bireyselleştirerek toplumdan uzaklaştırması gibi konuların izahını yapıyor.

Arlette Elkaim’in konuşmaya ilişkin tanıtımıyla başlayan birinci bölümde, Sartre’ın daha sonraki dönemlerde olgunlaştıracağı düşüncelerinin köklerini içeren Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır adlı metni yer alıyor. Bu metnin amacı; insandaki ışığı değil karanlığı gösteren, bütünden koparan, eylemsizliğe iten bir burjuva felsefesi olduğuna ilişkin Marksistlerden gelen eleştiriler ile insanı boşluğa sürüklediği savıyla Katoliklerden gelen hükmü yanıtlayabilmek.

Sartre bu konuşmasında iki çeşit varoluşçu öğreti sunar. Birinci gruptakiler, içinde Karl Jaspers ve Gabriel Marcel’in yer aldığı Hristiyan varoluşçular. Heidegger’i de kapsayan ikinci grup ise, içine Sartre’ın kendini de aldığı tanrıtanımazlar. Her iki grubun ortak yanı, klasik felsefenin aksine “Varoluş özden önce gelir.” düşüncesi. Bu düşünceye göre insan daha önce hiçbir şey değildir, sonradan kendini nasıl yaparsa öyle olacaktır; yani kendini tasarlayacaktır. Determinizm ve kaderciliğe yer yoktur bu anlayışta. Heidegger’in tanımıyla “bırakılmış”tır insan. Dolayısıyla varlığının sorumluluğunu almak zorundadır. Sadece kendinin değil, tüm insanların. Çünkü olmak istediğimiz “ben”i tasarladığımızda, tüm insanların nasıl olması gerektiğini de tasarlıyoruzdur. Bu fikir doğrultusunda insan yaratılmamıştır, bu yüzden “özgür olmaya mahkumdur”. Varoluşçuluğun kökünde yer alan bunaltı da, tüm bu sorumluluğun ağırlığından gelir.

Sartre’ın varoluşçuluğu, Dostoyevski’nin “Tanrı olmasaydı her şey mübah olurdu.” söyleminden hareketle ahlaki değerleri tartışmaya açar. Ona göre genel bir ahlak bulunmaz. Dayanak alabileceği insan doğası yok ama biçim olarak bir evrensellik söz konusu. Bu evrensellik ise sabit değil; her zaman yeniden kurulabilir, çağına göre değişebilir.

Yazar temellendirmesini, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım!” noktasından başlatıyor. İnsana nesne değil, özne gözüyle bakan bu kuram materyalizmden böylece ayrılmış oluyor; var olan öznenin kendisiyle birlikte, ötekinin varlığı da koşullanarak nitelik kazanıyor.
İ
kinci bölümde, Sartre’ın konferans sonrasında bir Marksist olan Pierre Naville ile yaptığı tartışması yer alıyor. Naville’in eleştirileri daha çok; bunaltının sürekliliği, insancılığın insan doğasının türevine dönüşmesi, tarihsel gerçekliğin yok sayılması, tanımlardaki belirsizlik ve nedenselliğin yadsınması üzerine yoğunlaşıyor. Bu iddialar aracılığıyla, Varoluşçuluk ile Marksizm’in ortak ve farklı yanları değerlendiriliyor. Üçüncü bölümde, Laffont Bombiani’nin bu konuşma metnine dair kaleme aldığı yazısı, dördüncü bölümde ise Gaetan Picon’un Sartre’ın hayatı, fikirleri ve eserleri üzerine ilişkin incelemesi yer alıyor.

Üzerinde mutabakata varılmış bir tanımı olmayan ve salt düşünme biçimi olarak görülebilecek olan bu felsefede, cevapları farklı olmasına rağmen sorular değişmiyor. Kimilerinin bunalım, umutsuzluk, kötümserlik, başkaldırış, özgürlük ya da saçmalık felsefesi olarak nitelendirdiği Varoluşçuluk, Sartre’da insancılık düşüncesiyle yan yana yürüyor. Buradaki insancılık, özgür olarak nitelenen insanın kendi dışında bir amaca yönelerek varlığını gerçekleştirmesi ve kendini aşması şeklinde okunabilir.

Sartre’ın düşünsel metinlerinde yer alan ancak romanlarında yarattığı kurmaca evrenlerle tam anlamıyla uzlaşamayan ilkeleri, çelişkilerini göstermesi açısından çok insani duruyor. Bu doğrultuda yazarın eleştiriler karşısında savunduğu fikirlerini okumak, çizgisindeki değişimleri anlayabilmek adına yol gösterici olacaktır.

Editör: Ceren GÖL

Varoluşçuluk Yorumları