Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar

Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar
Kitabın Yazarı:Eda Tezcan Kitap Türü:Deneme Yayınevi:İz Yayıncılık Yayınlandığı Yıl:2016 Sayfa Sayısı:112 ISBN:9789753559690 Kitap Puanı:7.5 / 10 | Yorum: 4

Fiyat Listesi / Satın Al

YazarOkur:bedava al KitapYurdu:10,31 TL Pandora:12,00 TL e-kitap,pdf,epub: *

7.5
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Güzel
Giriş Yap Üye Ol

Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar - Eda Tezcan

Kitap Türü:Deneme, Romantik Aşk

Puan Tablosu

Arka Kapak Bilgisi

Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar Özet

Senarist yazar Eda Tezcan; Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar kitabı ile giden bir sevgilinin ardından, dile gelen bir yüreği konuşturuyor. Bu ayrılık hikâyesini okurken mekânımız İstanbul olurken, yoldaşlarımız martılar, vapur düdükleri bazen de bir parça simit oluyor.

Bu, Kız Kulesi’nin Galata’ya aşkı kadar hasret, bağrı yanık, mutsuz sonlu masalın, gözleri İstanbul olmuş başkahramanına yazılmış hüzünlü bir aşk masalıydı… Aslında hiç var olmayan adama olan özlemiyle, kadının kendine olan masalıydı…

Kız Kulesi’ymiş kadın. Galata’ymış adam. Hep varmış hiç yokmuş. Sevmiş kadın adamı, çok sevmiş…

Bu aşk masalında Kız Kulesi’nden Galata’ya yazılmış mektuplar vardı. Aslında O bu aşkta yoktu, hiçbir zaman da olmamıştı. Kötüsü bu aşkta artık kimse yoktu. Çünkü bu aşkı besleyen tek şeyin imkânsızlık olduğunu anlamıştı kadın.

Nasıl ki Kız kulesi asırlık duvarlarına sabrı, aşkı kazıyorsa, kadın da yüreğine kazıyordu ve adam da tıpkı Galata gibi, umarsızca dimdik duruyordu. En az kendi masalı kadar imkânsızdı yan yana yürümeleri o yüzden bu masala uymuştu hikâyeleri.

Bir mektup yazmıştı, ilk mektuptu bu. İstemişti ki kadın, belki sol yanında taşırdı, belki özleyince çıkarıp gülümserdi, belki çaresizliği giderdi… Umut doluydu ama adamın anlamayacağı kadar değerliydi o kâğıt parçası. En çokta bunu merak ediyordu Kız Kulesi kadın. “ İşte bu yüzden merak ettim o mektubu. Masalımın ilk sayfası eksik mi yoksa bir parçası hep senin o kitabının arasında mı kalacak, merak ettim. Eğer hala duruyorsa o mektup, bu masalın bütününü okuyan tek kişi olacaksın, eğer yok olduysa sen de bu masalı eksik bırakacaksın,” diyordu. Sırf aynı gök kubbenin altındalar diye bile İstanbul gecelerinde yıldızlar daha parlak, bu şehir ayrı bir güzellikte geliyormuş.

Bir gün masal bitmek istemiş. Kadına kalsa bitirmeyecekmiş ama adam yokluğunu bile alıp gitmiş. Üstelik bir “hoşça kal” ı bile demeden. Kadın çaresiz, çok sevdiği gibi vazgeçmeyi de mağrur bir sessizlikle kabul etmiş ve masal bitmiş.

Beklemiş kadın ama gelen olmamış, bu masaldan geriye ince bir sızı kalmış bir de yadigâr kalan İstanbul olmuş.

Martıları mı, minareleri mi, vapurları mı yoksa en çok sevdiğini mi özlüyordu? Karar veremiyordu kadın. Aklında bir İstanbul oluyordu bir de bakmaya kıymadığı gözleri…

Kaç yıl, kaç ay, gün önce olduğunu hatırlamadığı bir vakitte, bir çınar ağacının dallarına asmıştı iki dileğini; birinin ucuna kalemini birinin ucuna sevdiğini asmıştı. Çaputların biri pembeydi; çocukluğu gibi pamuk şekeri renginde. Diğeri mavi; İstanbul’un denizi gibi ama o bu masala ikisinin karışımı olan mor rengini vermişti…

Feth edilmemiş bir şehirdi gözleri onun için. Yokluğuna vurulduğunu anlıyordu, ulaşılmazlığına, imkânsızlığına belki de! Aşamıyordu. O’nu bu kadar çok düşünürken o da hatırlanmak istiyordu, aynı sızıyı o da duysun istiyordu…

Uzaklıkların tükettiği bir aşk olduğuna inanıyordu kadın. Aynı şehirlerde olsalar, sokağında gizli bir köşede beklemeyi, saklandığı bir kuytudan saçlarını izlemeyi, beklediği duraklarda, bastığı kaldırımlarda görmeyi ihtimal edecekti ama koca bir ihtimalsizlik içindeydi.

Rüyasında görülmeyi diliyordu: “ Beni görsen, hiç aklında yokken içini bir sızı kaplasa. Sesimi hatırlamaya çalışsan, hatırlamasan. Çay içtiğin bir kahvede, belki Piyer Loti’ de içini sarıveren hüznün olsam. Seni ne çok sevdiğimi hatırlasan… Efkâra bulansa İstanbul… İstanbul’un her yanı ben olmuşken ve ben seni İstanbul diye bağrıma basmışken bir rüya görsen de aklına düşüversem tam unutmuşken…” diyordu.

Bütün şarkılar, şiirler gitmekten bahsediyordu adeta ve kendi kendini tutsak ediyordu; hem isteyerek hem istemeden… Ağlıyordu utanmadan, içindeki her sevinç yarımdı, buruk bir sızı vardı. Bu sızının adı: O’ydu! Adam!

Bu masalın hüzünlü prensesiydi kadın, zalim, kalpsiz kahramanıydı adam. Bu aşkta tüketilecek her şeyi tüketmişti kadın; ayrılığı, aşkı, özlemi, yazdığı masalda ki cümleleri ve sonunda vazgeçiyordu… Artık vakit, İstanbul olma vaktiydi. İstanbul gibi sevilme vakti…

Editör: Pınar Çağlayan

Kız Kulesi'nden Galata'ya Mektuplar Yorumları

bana hediye edildi o vesile ile okudum çok beğendim mükemmel bir kitaptı

09-04-2017 21:45

çok güzel bir kitap hem galata hem kız kulesi en sevdiğim yerler birbirini karşıdan izlemek güzel oluyor bu kitabı da o yüzden almıştım çok beğendim

24-05-2017 20:58

kız kulesi'nden galata'ya mektuplar adlı kitap isminin karşılığını pek veremiyor. çünkü kitabın içeriği, bu kadar güzel ve iddialı bir ismi karşılayamayacak kadar zayıf kalıyor. günümüzde çok fazla bulunan, genel olarak birbirinden bağımsız sözlerin bir araya getirildiği kitapları andırsa da daha derli toplu bir anlatım sunuyor. nadiren de olsa etkileyici cümleler içeriyor. hem sayfa sayısının az olması hem de ağır bir dili olmaması sebebiyle kolayca okunuyor.

okursayazar • 12-12-2018 18:32

galataya mektuplar kitabı beklediğimden daha güzel bir kitap çıktı güzel bir hikaye oluşturmuş ve anlatmış güzeldi

26-01-2020 23:44