İza, babası Vince’n ölümü üzerine doğup büyüdüğü taşraya geri döner. Vince bir süredir hastalıkla mücadele etmekte ve hastanede yatmaktadır. Vince ile İza’nın eski kocası doktor Antal yakından ilgilenmektedir. İza ve Antal üniversite yıllarında tanışmışlar ve birlikteliklerini evliliğe götürmüşlerdir. Szöcslerin evine yerleşmişlerdir. İza’nın babası Vince ve annesi Etelka ile birlikte yaşamaya başlamışlardır. Parmakla gösterilen bu genç çift Antal’ın iki valiz ile evden ayrılması ile evliliklerini sonlandırmışlardır. Bu ayrılığın sebebini İza da dahil kimse bilmemektedir. Ayrılmayı isteyen Antal’ın kendisidir. Antal, İza’dan ayrılmış olmasına rağmen anne ve babasını aynı özveriyle sevmekte ve Szöcs’lerin evinin sıcaklığını hala özlemektedir.
Etelka, kocasını kaybedeceği fikrini kabullenememekte ve Vince’n durumu kötüye gitse de sanki ona iyileşecekmiş gibi gelmektedir. Etelka, hayatının oldukça büyük bir kısmını kocası ile geçirmiş ve öğrendiği her şeyi ona Vince öğretmiştir. Vince, Etelka için gazete okumak, klasik müzik konserlerinde bestekârlardan bahsetmek gibi birçok alanda Etelka’ya destek olmaktadır. Etelka da güzel sofralar kurup sıcak yuvalarına iyi bakarak ailede kendine göre önemli bir konuma sahiptir.
Hastane odasında Vince’n son saatlerinde hemşire Lidia ile olan yakınlığı dikkati çekmektedir. Son nefesini verirken ne Etelka’yı ne de İza’yı isteyen Vince, Lidia’nın elini tutmak istemiştir. Etelka kocasının son anlarını kendisinden çalan bu hemşireye karşı büyük bir öfke beslemektedir. Antal’ın gelip Vince’n memleketindeki değirmene ait olan pek kıymetli resminin ölümünden sonra Lidia’ya verilmesini istediğini öğrenince öfkesi katbekat artmıştır. Bu ilişkinin sebebini anlamak için Vince’n çekmecelerini karıştırsa da Lidia’nın neden bu kadar önemli olduğunu anlayamamıştır.
Vince’n ölümü ile birlikte hayatında yeni bir dönem başlayan Etelka, yalnız başına o evde kalmanın çok zor olacağını düşünmektedir. İza, Budapeşte’de yaşamaktadır. Etelka, İza’ya beraber yaşamayı teklif edemeyeceğini düşünürken teklif İza’dan gelmiştir. Herkes aynı şeyi düşünmüştü: “İza her zamanki gibi doğru olanı yaptı.” İza, annesinin kendisiyle Budapeşte’ye gelmesini istemektedir. Evlerini satmanın ve eşyaları elden çıkarmanın daha iyi olacağını, her şeyle kendisi ilgileneceğini ve annesinin tüm bunlar halledilene kadar yapımında İza’nın rol oynadığı kaplıcalarda konaklayacağını belirtmiştir. Yaşlı kadının iradesi dışında gelişen tüm bu olaylar kontrolü kaybettiğini hissettirse de İza’ya kendisini bırakmış durumdadır.
Budapeşte’de yaşam Etelka için pek de istediği gibi başlamamıştır. Etelka, İza’nın evinde daha fazla alana sahip olabileceğini, eski alışkanlıklarını sürdürebileceğini düşünürken mutfakta yemek bile yapmasına izin verilmemektedir. İza, annesi için her şeyi yapmakta ve yardımcısı Ester’e yaptırmaktadır. Annesine yeni giysiler, yeni eşyalar alarak onun için elinden geleni yaptığını düşünmektedir. Etelka, gün geçtikçe kendisini daha bitkin hissetmekte ve pencere önündeki koltuğundan kıpırdamamaktadır. İza, iyi yaptığını düşündüğü her şeyle annesinin hayatta olduğu hissini kaybetmesine neden olmaktadır. Annesinin geçmişle tüm bağlarını koparmış ve onun güvende hissetmesine yol açan tüm rutinlerini elinden almıştır.
Aylar sonra Vince’n mezar taşı hazır olduğunda yaşlı kadın taşraya doğru yola çıkmıştır. Terzi kadında kalmayı planlarken eski yuvasının yeni sahibi Antal kendinde kalması için Etelka’ya ısrar etmiş ve zaten terzinin imkanları yaşlı kadının sağlığı için bir tehdit oluşturduğundan yaşlı kadın kabul etmiştir. Antal ile eve geldiklerinde evlerinde pek çok değişiklik olduğunu görmüş fakat kendisi için ayrılan odada eski eşyalarının özenle dizildiğini görünce kendini yeniden evinde hissetmiştir. Antal, Etelka’ya kendisiyle yaşamasını istediğini müstakbel eşi Lidia’nın da bundan çok mutlu olacağını söylemeyi planlamaktadır. Yaşlı kadın, Antal’dan habersiz çıktığı bir gece yürüyüşünde yaşanan bir karmaşa sırasında bir inşaattan düşerek yaşamını kaybetmiştir. Bu ölümün bir intihar olduğu düşüncesi akılları kurcalamaktadır.
İza karakteri güçlü ve disiplinli bir yapıda tasvir edilmektedir. İza’nın sevgisizliği ve empati yoksunluğu herkesin kendinden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Onu büyük bir aşkla seven Antal bile İza’ya ulaşamamaktan yorulup onu terk etmiştir. Babası ölüm döşeğinde eski hayatını, çok sevdiği hüzünlü şarkıyı ilk defa Lidia ile konuşabilmiş ve onunla bağ kurmuştur. İza, hüzünlü şeylerden asla söz etmez ve babasının bu hüzünlü şarkıyı söylemesine, eski günlerden bahsetmesine asla müsaade etmezdi. Annesi için ise elinden gelen her şeyi yapmıştı fakat İza’nın soğuk kalbi annesini anlayamamış ve istemeden de olsa onu hızlı bir sona itmişti. İza hep doğru olanı yapmaya takıntılıydı, tıpkı her an görevde olan bir asker gibi fakat çevresindeki insanların duygusal ihtiyaçları söz konusu olduğunda onları müthiş bir yalnızlığa sürüklüyordu. Yani İza’nın hep yaptığı gibi insanlar bazen kendileri için doğru olanı değil, yalnızca anlaşılmayı istiyor.
Kitap her bir karakterin iç dünyasını merkezine aldığından zengin bir anlatıma sahiptir. Her bir karaktere hem hak verip hem öfkeleniyor olmamız yazarın duygusal anlamda güçlü aktarımlar yaptığının kanıtı olarak değerlendirilebilir. Geçmiş ve gelecek arasındaki bağlantılar zamansal geçişler ile oldukça güzel anlatılmıştır. Dili sade olan bu Macar Edebiyatı eserini mutlaka okumanızı öneririm.