Harabelerin Çiçeği

Reşat Nuri Güntekin Harabelerin Çiçeği
Kitabın Yazarı:
Kitap Türü:Yerli Romanlar
Yayınevi:İnkılap Kitapevi
Yayınlandığı Yıl:1953
Sayfa Sayısı:240
ISBN:9751003041
Kitap Puanı:
6.3 / 10 | Oy: 21 | Yorum: 1
Editör Puanı:7
Fiyat Listesi / Satın Al
YazarOkur:bedava al
D&R:14,00 TL
Sözcü Kitabevi:15,40 TL
KitapYurdu:16,51 TL
e-kitap,pdf,epub: *


Oy Ver

6.3
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte

Yorum Yaz

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Arka Kapak Bilgisi

Harabelerin Çiçeği Özeti

Reşat Nuri Güntekin Harabelerin Çiçeği


Harabelerin Çiçeği kitabında, kitaba ismini veren Harabelerin Çiçeği adlı roman dışında, Boyunduruk adlı bir roman ile Eski Ahbap isimli küçük bir hikâye bulunmaktadır. Harabelerin Çiçeği’nin konusu daha önce benzer şekilde başkası tarafından işlenmiş olsa da Reşat Nuri romanı yine de kaleme almaya karar verir.

Hayrullah, Bursa’da doktorluk yapmakta iken birkaç kez karsılaştığı bir adamın hikâyesini merak eder. Bu adamın yüzü, bir kaza sonucu oluştuğunu düşündüğü bir yaraya sahiptir. Buna karşın çok güzel saçları ve gözleri vardır. Hayrullah onu ne zaman görse merhamet ve korku duymaktadır.

Bir gün Hayrullah’ın kadın hastalarından birinin fenalaşması üzerine kadının evine gider. Kadının durumu oldukça kötüdür ve çok kısa bir ömrü kalmıştır. Burada yine o adamla karşılaşır. Üstelik bu kez o adam, kadın hakkında kendisine sorular sorar. Hastanın bir yakını olduğunu ve kendisinin de doktor olduğunu belirtir. Ne yazık ki bu konuşma çok kısa sürer.

Ancak kısa bir sürenin ardından bu kadın hastanın vefat etmesi üzerine yine karşılaşırlar. Üstelik Hayrullah, kadın hastanın evinde 8-10 yaşlarında bir çocuk fotoğrafı görmüştür ki bu resimdeki gözler tıpkı yüzü yaralı adamın gözleri gibidir. Hayrullah bu karşılaşmada da adam hakkında yine bir şey öğrenemez. 6 ay sonra karlı bir Bursa sabahında Hayrullah, yüzü yaralı adama yine tesadüf eder. Bu kez Hayrullah bu adamın da içini dökeceği birine ihtiyacı olduğunu düşünerek onunla sohbet etmekten kaçınmaz. İsminin Süleyman Kemal olduğunu öğrendiği bu adam da kendisini evine davet eder. Oldukça uzun bir sohbetin gerçekleştiği o gün Süleyman da hikâyesini anlatır.

Soylu bir aileden gelen ve Nişantaşı'ndaki büyük bir konakta doğan Süleyman oldukça güzel bir çocuktur. İki kardeşi daha olmasına rağmen ailesi en çok onu sever ve şımartır. Bir süs eşyası gibi misafirlerin önüne çıkarılır. Geleceği hakkında da plan yapmışlardır, Hünkâr yaveri olacaktır. Oysa bu tip bir muamele Süleyman'a ağır gelmektedir. Süleyman'ın kendisi yaşlarında olan bir de teyzekızı vardır, Seniha. O geldiğinde onunla birlikte oynamaktan büyük keyif alırlar. Hatta büyüdüklerinde de evlenmeye karar verirler. Seniha'nın askerî bir doktor olan babası ile Süleyman'ın babası ne yazık ki anlaşamamaktadır. Bir gün Seniha'nın babası ile Süleyman'ın babası tartışır. Teyzesi o günden sonra bir daha onlara gelmeyecektir. Olaydan kısa bir süre sonra da Seniha'nın babası önce tutuklanır, ardından sürgün edilir. Süleyman bu olayın ardında babasının olduğunu öğrenince babasına da darılır. Bir gün gizlice evden kaçarak teyzesinin evine gider. Seniha'yı görmek ister. Bu olaydan sonra Süleyman'ın tekrar kaçmasını önlemek için geceleri odasını kilitlerler. Süleyman'ın çok sevdiği sütninesini gönderip yerine İngiliz mürebbiye tutarlar. Odasında kilitli olduğu bir akşam konakta yangın çıkar ve baygın haldeyken bir itfaiye eri tarafından kurtarılır; yüzü yanmış olarak.

Kazanın ardından 1 ay kadar yatakta kalır. Olayın ardından sütninesi de konağa gelir. Ancak artık pek çok şey değişmiştir. Annesi bir görev gibi oğlunun yanına gelmektedir, babası ise oğlunun bu yüzle yaşaması yerine ölmesinin daha hayırlı olduğunu düşünmektedir. Artık Süleyman yalnız sütninesi ve köpeğiyle bir münzevi hayatı yaşamaktadır. Hünkâr yaveri de olamayacağı için yatılı olarak okutulmasına karar verilir. 12 yaşında başladığı bu yatılı okulda hayatının en acı dolu beş yılını geçirir. Kendisini sevmek bir yana ders bitiminde türlü hakaretlerle birlikte dayak yemekte, yediği dayaklardan sonra hastanelik olmaktadır. Kendisini derslerine vererek bir nebze acısını hafifletmeye çalışır. Fen derslerinde oldukça başarılıdır ve fen derslerine giren Fransız hocası da Süleyman'a merhametle yaklaşmaktadır.

Bir gün fen dersinde bir patlama olacağından korkulur, Süleyman cesaretle deney tüpüne doğru ilerleyince hocası ona kızar. Süleyman da yüzünü göstererek kendisinin kaybedecek bir şeyi olmadığını ifade eder. Hocası Süleyman'ın gözlerini işaret ederek sorar; ya harabelerin çiçekleri? O günden sonra Süleyman gözlerine "harabelerin çiçeği" der.

5 yıllık mektep hayatından sonra Fransız hocasının da isteği üzerine eğitime devam etmek için Fransa'ya gider. Eğitimle meşgul olurken yaralarını unutmaktadır. Çalışkanlığı sayesinde başarılı da olur ve göz doktoru unvanı alır. Ne var ki bu yüzle çalışamayacağı için diploması elinde bir süs gibi kalır. Bu sırada önce babasını ardından annesini kaybeder. Onlardan kalan miras da rahat yaşamasına yeteceği için dünyayı dolaşmaya karar verir. Bir süre sonra da İstanbul'a gelir. Bir gün bir genç kız dikkatini çeker. Bu genç kız hiç hareket etmeden gün boyu sandalyesinde oturup örgü örmektedir. Bir cesaret bulup kızın yanına gittiğinde onun gözlerinin görmediğini fark eder. Kız ve babasını ikna ederek ve her türlü masrafı da kendisinin karşılayacağını temin ederek gözlerinin açılmasını sağlayacak imkânlar için Bursa'ya gidilmesini sağlar. Uzun süren tedavi süresince Maryanti ile Süleyman arasında bir yakınlaşma olur. Ancak Maryanti'nin gözleri açıldığında Süleyman ona görünmeden İstanbul'a gider. Maryanti ve babasına da bir miktar para bırakır. Yeniden dünyayı gezmeye karar vermişken sütninesini hatırlar ve onun köyünü ve mezarını bulmak üzere yola çıkar.

Sütninesinin ölmediğini fakat oldukça hasta ve yaşlanmış olduğunu görür. Sütninesiyle köyde yaşar bir süre. Köylüler Süleyman'ın hikâyesini bildiğinden ona oldukça saygılı davranır. Ne var ki bir süre sonra sütninesi vefat edince yeniden İstanbul'a döner. Bir tesadüf eseri teyzesi ve Seniha'yı görür fakat onlara görünmez. Seniha'nın 2 çocukla dul kaldığını ve geçimlerini zar zor temin ettiklerini öğrenir. İstanbul'da oturdukları evin de ellerinden çıktığını öğrenince bu evi satın alarak onlara hediye eder. Teyzesi onu bulsa da ertesi gün kaçarak Seniha ve teyzesini uzaktan kollamaya başlar. Bir süre sonra teyzesinin vefat edişinin ardından Seniha'nın da Bursa'ya kocasının akrabalarının yanına gitmesi üzerine Süleyman da Bursa'ya gider. Hayrullah'ın tedavi ettiği ve vefat eden hasta da Seniha'nın ta kendisidir.

Hayrullah’ın tayinin Konya'ya çıkması üzerine Süleyman'ı bir daha göremez. Seneler sonra Süleyman'ın iki çocuğuyla birlikte bir köşkte oturduğu bilgisini edinir ve bu çocukların Seniha'nın çocukları olduğunu anlar. Hayrullah'a göre Süleyman'ın harabesinin asıl çiçekleri de bu Seniha'ya çok benzeyen çocuklarıdır.

Eski Ahbap

50 yaşına yaklaşmış ve karısını kısa süre önce kaybetmiş olan Bursalı bir adamın arkadaşı tarafından dolandırılmasının hikâyesi anlatılır. Bursalı bu, İstanbul’a gider ve orada eski hukuk arkadaşlarından biri ona oldukça vefalı ve samimi davranır. Günlerce İstanbul'da beraber dolaşıp âlem yaparlar. Sonunda bu eski ahbap Teneke Mahir, Bursalıyı evlenmeye ikna eder. Torunu yaşındaki bir kızla nikâhlanmasını sağlar. Kızın dayısını evliliğe ikna etmek için dayının fabrikasını yüksek fiyata satın alır. Ne var ki kız bir doktorla beraberdir ve adam bunun haberini alınca boşanmak ister. Boşanmak için de para vermesi gerekir. Bursa'ya döndüğünde 4-5 bin liralık bir zarara uğramıştır. Birkaç sene sonra yolu yeniden İstanbul'a düşen adam, iki kişinin kendisine oynanan oyunu konuştuğunu duyar. Tüm tezgâh Teneke Mahir tarafından düzenlenmiştir.

Boyunduruk

Celal Hıfzı, üniversitede kimya profesörlüğü yapmakta olup 25 yıllık evliliğinden 6 yaşlarında Rıfkı adında bir çocuğu olan bir adamdır. Karısı mutfak işlerine karışmayan, çoğunlukla dışarıda gezip eve geç gelen, misafir çağırıp misafirlere ikram edilecek yemeği de kocasına hazırlatan huysuz ve geçimsiz bir kadındır. Celil Hıfzı’nın hanimi Sadiye, her fırsatta kocasını rezil eder, hatta oğlu Rıfkı’yla da arasını açmak için de elinden geleni yapar. Celil Hıfzı, anne babasını hatırlamayacak kadar küçük yasta kaybetmiş ve insanlardan hoşlanmayan teyzesi tarafından büyütülmüştür. Onunla sürekli mutfakta vakit geçirmesine bağlı olarak mutfak isinden de hoşlanmaktadır.

Yine esinin dışarıda gezmeye gittiği ve eve kalabalık bir misafir grubu çağırıp eşine de yapacağı yemeklerin listesini veren Sadiye hanim böyle dışarıdayken oğlu Rıfkı babasından annesi gelmeden bir oyuncakla oynamak ister. Tavan arasından oyuncağı almaya giden Celil Hıfzı yerde buruşuk bir kâğıt bulur. Bu, Sadiye'nin aşığından gelen bir mektuptur ve mektuptaki şahıs, Rıfkı’nın kendi oğlu olduğunu, Sadiye ile ilişkisini açık şekilde anlatmaktadır. Celil Hıfzı çok şaşırsa da bu onun için bu adeta bir müjde olur. Yıllardır yasadığı bu hayat demeye bin şahit yaşantıdan kurtulacaktır çünkü bu tamiri olmayan bir durumdur. Sadiye durumu öğrendiğinde ne kadar oyuna kalkışsa da Celil Hıfzı kararından vazgeçmez ve Bursa’ya sütkardeşinin yanına gider. İstanbul'a tekrar döndüğünde karısına uzak bir ev tutar ve gecen 2-3 aylık surede ömrünün en rahat zamanını geçirir. Bir tesadüf eseri Rıfkı’yla karşılaşır. Çocuk acınacak haldedir ve bu durum Celil Hıfzı’yı çok üzer. Avukata giderek Sadiye'ye Rıfkı’yı kendisine vermesi karşılığında bir ev ve bir miktar da aylık vereceğini söylemesini ister. Boyunduruktan kurtulamayacağını anlamıştır ama hiç değilse bunun temiz olanını tercih eder.

Yazar: Hamide Eken

Harabelerin Çiçeği Yorumları

Harabelerin Çiçeği Yorum okuması kolay ama hikayesi çok sıradan pek etkilemedi beni

07-11-2017 17:37 !!

Yorum Yaz

:: Reşat Nuri Güntekin ::
:: Tavsiyeler ::
:: Kitap Rehberi ::
:: En Son Yorumlar ::


reklam veriletişim • © 2017 YazarOkur Kitap.