Kızılcık Dalları

Reşat Nuri Güntekin Kızılcık Dalları
Kitabın Yazarı:
Kitap Türü:Yerli Romanlar
Yayınevi:İnkılap Kitapevi
Yayınlandığı Yıl:1932
Sayfa Sayısı:216
ISBN:9751002001
Kitap Puanı:
6.7 / 10 | Oy: 15 | Yorum: 1
Editör Puanı:8
Fiyat Listesi / Satın Al
YazarOkur:bedava al
Sözcü Kitabevi:16,80 TL
D&R:16,80 TL
KitapYurdu:18,01 TL
e-kitap,pdf,epub: *


Oy Ver

6.7
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte

Yorum Yaz

Kitap Türü:Yerli Romanlar

Arka Kapak Bilgisi

Kızılcık Dalları Özeti

Reşat Nuri Güntekin Kızılcık Dalları


Birçok kişinin Çalıkuşu dizisi münasebetiyle tanıdığı, hatta bazılarının oradan bile bilmediği bir kişi olsa da Reşat Nuri Güntekin Cumhuriyet dönemi edebiyatının vazgeçilmez bir yapı taşıdır. İkinci adını –o dönemlerin âdeti olduğu üzere- babası Nuri beyden alan yazarımız 25 Kasım 1889, İstanbul doğumludur. Romanlarında doğu ile batı çatışmasını, zengin kesimin köyden gelmiş halkı nasıl bir gözle gördüğünü işlemiş; adeta bulunduğu dönemin bir aynası olmuştur. Yazarımız 1932 yılında yazdığı Kızılcık Dalları eserinden tam 24 yıl sonra, 67 yaşında Londra’da vefat etmiştir.

Kızılcık Dalları yazarımızın realizm etkisiyle yazdığı romanlarındandır. Akıcı bir üslup, çabuk gelişen olaylar ve merak unsurlarıyla süslense de biraz havada kalan bir sonla bitirilmiştir.

Kızılcık Dalları kitabının ana karakterlerinden olan Nadide Hanım; sürekli üzülecek şeyler bulabilen, kızlarına, içgüveysi aldığı damatlarına düşkün, torunlarına hepsinden daha da düşkün, zeki, çabuk sinirlenebilen, herkesin hürmet ettiği ve varlıklı bir kadındır. Nezih bir semtte, ailesiyle birlikte bir konakta ikamet eder.

Nadide Hanım bir gün torunları ve diğer aile eşrafı ile geziden dönen kızıyla damadını karşılamak için istasyona gider. Kızlarını getiren trenden aynı zamanda üç kişi daha iner. Bunlar ayaklarında ayakkabı olmayan, sırtlarına kocaman bir yorgan yüklenmiş, fakir fukara kimselerdir. Biri yaşlıca bir adam, diğeri dokuz yaşında var yok bir kızcağız ve en sonuncusu da kızın kucağında uyuyan bir bebektir. Nadide Hanım’ın torunları bu köylülerle biraz dalga geçip, eğlendikten sonra herkes dağılır.

Gün geceye dönmeye meyil ettiği vakit Nadide Hanım evinin balkonundan istasyondaki köylüleri görür. Caddenin karşısında oturup duruyorlardır. Onlara acıyan Nadide Hanım evini bu köylülere açar. Yemekler ikram eder.

Ancak adının Gülsüm olduğunu öğrendiği kız bir türlü kendi yemiyor da kucağındaki kardeşi İsmail’e yedirmeye çalışıyordur. Bu Nadide Hanım’ın dikkatini çeker çünkü o da yeni doğmuş olan torunu Bülent’e ilgiyle bakacak bir dadı aramaktadır. Velhasıl kelam Nadide Hanım, Gülsüm’ün amcası olan yaşlı adamcağızla bu mevzuyu konuşur. Gülsüm zaten anasız babasızdır. Amcası bu yetim kızın rahat edeceğini düşünerek evlatlık vermeyi kabul eder. Böylelikle sabah İsmail’i de alıp, Gülsüm’ü arkasında bırakarak gider.

Gülsüm bir süre kardeşimi isterim diye tutturur. Konaktakiler başta ses çıkarmasa da zamanla kızmaya başlarlar. Nadide Hanım Gülsüm’ün tüm umudunu kesmesi için ona İsmail’in öldüğünü söylettirir. Böylelikle Gülsüm’ün konağa uyum sağlamaktan başka çaresi kalmaz. Köyden gelmiş bir kız olarak Gülsüm elbette zenginlerin hayatına adapte olmakta zorlanır. Evin hanımlarından/beyefendilerinden/çocuklarından ziyade uşak ve kalfalarla daha iyi anlaşsa da, konaktaki herkes tarafından dışlanır. Hizmetliler onu kullanmakta, evin çocukları onunla alay etmektedir. Evde ne zaman bir durum, bir kötülük vuku bulsa; o köylü kızı yapmıştır, bunlardan ne beklenir zaten denir.

Zaman geçer ve Gülsüm büyür. Bir gün tatil için gittikleri bir yerde Nadide Hanım ve ailesi komşularının eski bir akraba olduğunu öğrenirler. Murat bey dedikleri bu adamın birde hastalıklı bir eşi vardır. Nadide Hanım akrabalık vazifesi olarak bu kadını ziyaret etmektedir. Belli bir süreden sonra ise yanına Gülsüm’ü refakatçi bırakır.

Murat Beyin aklı ise karısı vefat ettikten sonra kiminle evleneceğidir. Aklında olan kişi de Nadide Hanımın küçük kızı Saniye Hanımdır. Adamın hastalıklı karısı bunu anlar ve ölmeden önce Gülsüm’e, Nadide Hanıma karşı ettiği bedduayı söyler.

Gülsüm de bu bedduayı aynen Nadide Hanıma iletir ve herkes uyurken bohçasıyla birlikte evden kaçar. Aradan yıllar geçer. Artık Nadide Hanım iyice yaşlanmış, iki kızını da toprağa vermiştir. Akrabasının hatırı için tiyatroya geldiği bir gün, sahneye büyük alkışlarla çıkan Mücella Suzan Hanımın aslında Gülsüm olduğunu görür. Eski evlatlığını gören Nadide Hanım ne diyeceğini bilemez. Ta ki onları fark eden Gülsüm yanlarına gelene kadar…

Kızılcık Dalları romanının sonu konusunda tereddüde düşsem de, yazarın vermek istediği mesajı en etkili şekilde verdiğinden kuşkum yok. O dönemde ki şehirli-köylü çatışmasını, insanların birbirini nasıl ezmeye çalıştığını çok net bir şekilde ele alıyor. Reşat Nuri Güntekin kitabında konuşmadan daha ziyade paragraflara yer veriyor. Yani olayları değil de olaylar karşısındaki duygu değişimlerini çok güzel ortaya koyuyor. Gülsüm’ün hasret çektiği aileyi, yalnızlığını, insanların ne kadar empati yoksunu olduğunu bir kelimeler tiyatrosuyla bize gösteriyor.

Yazar: Senagül YILDIZ

Kızılcık Dalları Yorumları

Yorum Yaz

:: Reşat Nuri Güntekin ::
:: Tavsiyeler ::
:: Kitap Rehberi ::
:: En Son Yorumlar ::


reklam veriletişim • © 2017 YazarOkur Kitap.