Memleketimden İnsan Manzaraları

Nazım Hikmet Memleketimden İnsan Manzaraları
Kitabın Yazarı:
Kitap Türü:Şiir
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Yayınlandığı Yıl:1966
Sayfa Sayısı:537
ISBN:9750803772
Kitap Puanı:
6.7 / 10 | Oy: 14 | Yorum: 1
Editör Puanı:8
Fiyat Listesi / Satın Al
YazarOkur:bedava al
Sözcü Kitabevi:22,40 TL
KitapYurdu:22,88 TL
HepsiBurada:22,94 TL
Pandora:23,68 TL
D&R:24,96 TL
e-kitap,pdf,epub: *


Oy Ver

6.7
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte

Yorum Yaz

Kitap Türü:Şiir

Arka Kapak Bilgisi

Memleketimden İnsan Manzaraları Özeti

Nazım Hikmet Memleketimden İnsan Manzaraları


“Yiğitlik atla, silahla, toprakla olur
Onun atı, silahı, toprağı yoktu.” (s. 181)

“Duydunuz: muhakkak,
düşündünüz: belki,
anladınız: zannetmem.
Ne olacak hem,
anlasanız da unutacaksınız.” (s. 165)


Memleketimden İnsan Manzaraları, Haydar Paşa Garından yola çıkan ve yolcuları arasında dört mahkum bulunan “Anadolu Sürat Katarı” adlı trenin Ankara’da gelmesi, Mahkumlardan Halil’in buradan cezaevine aktarılması ve tren ile cezaevinde geçen sürelerde yazarın yaptığı gözlemlerin anlatıldığı beş kitaptan oluşan bir şiir kitabıdır. Yazar bu kitabı eşi Piraye Hanım’a ithaf etmiştir.

Kitaba İlişkin Bilgiler

Beş kitaptan oluşan 535 sayfalık Memleketimden İnsan Manzaraları kitabının arka kapağında eser için “külliyat” nitelendirmesi yapılmış olsa da bu eserin belli bir hikayesi ve dönemi olan bağımsız bir çalışma olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

İçeriğindeki siyasi ve ekonomik konulara bakıldığında kitabın 1940-1945 döneminde yazıldığı anlaşılmaktadır; ancak, meşrutiyet, Birinci Dünya Savaşı (özellikle Çanakkale Savaşı) ve Kurtuluş Savaşı da anlatılır.

Eser varsıl-yoksul, zayıf-güçlü iki yüzden fazla karakter barındırmaktadır. Karakterlerin hikayeleri teker teker ele alınmaktadır. Kartallı Kazım, Nuri Öztürk gibi karakterlerden kitabın ilerleyen bölümlerinde yeniden bahsedilse de karakterlerin birçoğuna yalnızca bir defa değinilmektedir. Kitabı okurken, bütünlükten kopmamak amacıyla karakter isimlerinin bir not kağıdına yazılması önerilir.

İlk iki kitapta başkarakter olarak nitelendirilebilecek bir kişi bulunmamaktadır. Üçüncü kitaptan itibaren olaylar mahkum Halil’in gözünden anlatılmaya başlar. Bazı farklılıklar bulunsa da temel olarak Nazım Hikmet’in kendini Halil karakteriyle özdeşleştirdiğini söylemek mümkündür. Hatta Halil karakteri, Nazım Hikmet gibi nüfusa bir yaş geç kaydettirilmiştir.

Geniş hacmine karşın bu kitap yarım kalmış bir eserdir; bir sonuca bağlanmaz. Kitabın geneline yayıldığı üzere küçük hesapların peşinde olan insanların davranışlarıyla sona erer; ancak devam eden hikaye tam ortasından kesilmiştir. Kalanı okuyucuya bırakılmıştır.

Eser, çeşitli tiyatro oyunlarıyla da sahnelenmiştir.

Kitap ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen “100 Temel Eser” arasında yer almaktadır.
Memleketimden İnsan Manzaraları Kitabının Özeti

Karakterler üzerine bina edilen bu kitabın özet bölümünde, bölümlerin genel konusunun ardından başlıca karakterlere yer verilecektir.

Birinci kitap, Anadolu Sürat Katarı’nın, Haydarpaşa Garı’ndan yolcularını alması ve harekete geçmesini anlatır ve yolculardan birinin trenden atlamasıyla sona erer.

Bölümün girişinde bizi Galip Usta karşılar, kafası sürekli meşguldür, okuma, babasının işini devralma, kızları etkileme, babasının dükkanı kapatması, işsizlik ve yoksulluk korkusu ömür boyu peşini bırakmayacaktır. Tren garında bekler ve insanları gözlemler. Ahmet Onbaşı, aldığı borç için Halı Heybeli Adam’dan (Halim Ağa) vade istemektedir. Galip Usta kelepçeli üç erkek (Süleyman, Fuat ve Halil) ile kelepçesiz bir kadını (Melahat), Melahat’in annesine bıraktığı kızı Atifet’le vedalaşmasını izler ve Fuat’ın cebine biraz para koyar.
Tren 15:15’te kalkar. Jandarmalar (Hasan ve Haydar) mahkumlarla aynı kompartımanda yolculuk etmektedir. Koridora çıkan üniversiteli bir gencin Melahat’ı izlemesinden rahatsız olan Süleyman, jandarmalardan perdeyi kapatmasını ister. Perde indirilir ve jandarmalarla mahkumların muhabbeti başlar. Muhabbet koyulaşır ve nihayet kelepçeler çözülür.

Trende bir taraftan makinist Alaeddin ve kömürcü İsmail siyaset tartışırken diğer taraftan Sarı Seyfettin, Selim ve Tatar yüzlü bir adam perilerden konuşmaktadır. Tatar yüzlü adam peri çarpmasıyla bağlama çalmayı öğrendiğini anlatır. Bu sırada karnı sürekli su toplayan Şakir, doktorların söylediğinin aksine bunun sirozdan değil perilerden kaynaklandığını düşünmektedir.

Konu siyasete döndüğünde Halim Ağa, Hitler’in Müslüman olduğunu, bu nedenle yenilmediğini Almanlar’la bir olup İngilizler’e saldırılırsa Şam’ın Türkiye’nin olacağını iddia etmektedir. 45 yaşlarında olan Kartallı Kazım’ın ise Birinci Dünya Savaşı anıları canlanır. Açlık, sefalet ve zorluk korkunç bir manzara ile anlatılır:

“Aç insan kurt olup saldıramazsa/açlık itten beter eder insanı elbet”

Askerler at gübresinden arpa ayıklamakta, Almanlar’ın köpeklerine verdiği makarnalara ortak olmaya çalışmaktadır. Tren tıngırtılarının “Memetçik Memed, Mehmetçik Memed” şeklinde duyulması da korkunç hikayeyi daha da koyulaştırır.

Seferberlik ve savaş yıllarında bazı hikayeleri kurnaz Basri Şener ile Kambur Kerim’den duymaya devam ederiz. Basri Şener bir şekilde kendini kurtarmıştır ve varlıklıdır; ancak Kerim attan düştüğü için kambur olmuştur, neden sonra Telgraf’ta çalışırken hesabına para aktardığı için aranmaktadır. Basri, Kerim’in muzır karakterinden dolayı kambur olduğunu; Kerim ise Basri’nin merhametli ve iyi bir insan olduğunu düşünmektedir.

Tatar yüzlü adam ise Kartallı Kazım’a Çanakkale hatıralarını anlatmaktadır. Çatışmalarda yaralanır ve sıhhiyecilere ulaşır; ancak binlerce hastanın içinde hayatta kalmak kolay değildir. Yaraları kurtlanır ancak Tatar yüzlü adam bir şekilde hayatta kalarak zoru başarmıştır ve ayrıca bunun için devlete minnet duymaktadır. Fakat, muhtemelen olması gereken koltuktan başka bir yerde bulunduğundan biletçiyle tartışırlar. Yolculardan Nuri Öztürk biletçinin devlet memuru sayıldığını ve Tatar yüzlünün devlete hakaret edildiğini savunur. Kartallı Kazım işi tatlıya bağlar.

Kadınlar bölmesinde ise kötülükte zirve yapmış Şahende’yi görürüz. Şahende, varsıl Şerif Ağa’nın karısıdır. Miras bölünmesin diye iki oğlundan öz olanını (Ratip) üvey kardeşin (Yakup) karısına gönderir. Yakup ya köyü terk edecektir ya da Ratip’i öldürüp idam edilecektir. İki durumda da Şahende amacına ulaşacaktır. Ancak Yakup idam edilmez ve Şahende şimdi trenle onun ziyaretine gitmektedir. Sepetinde kirazlar bulunmaktadır; ancak, kiraza aşeren hamile kadın için kiraz istendiğinde hepsini pencereden dışarıya boşaltır.

Birinci kitabın sonlarına doğru Halim Ağa’nın bir rüyası anlatılır, en yakın rakibinden daha iyi konuma gelecektir ve sonrasında “imdat” kolu çekilir trenin, bir yolcu kendini trenden atarak intihar etmiştir.

İkinci kitap, varsıl yolcuların seyahat ettiği vagondaki hikayelerle başlar, yemekli vagonda Aşçıbaşı Mahmut Aşer ile Garson Mustafa’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki olayların anlatıldığı bir günlüğü okumasıyla devam eder. Kitabın sonunda tren Ankara’ya gelir ve mahkumlardan bazıları trenden ayrılır.

Kitabın başlangıcında Hasan Şevket kendisiyle hesaplaşmaktadır. Vicdanı baş parmak büyüklüğünde bir yaratık, Hasan Şevket’in kadehinde oturur ve konuşmaya başlarlar. Kendi de yazar olmasına rağmen nasıl olur da arkadaşları Nuri Cemil ve Tahsin ondan çok daha iyi konumda bulunur? Nuri Cemil de doktor ve mebus Tahsin’i kıskanmaktadır. Vicdan muhasebesi, kadehin sarsılması ve vicdanın kadehin içinde boğulmasıyla sona erer.

Nuri Cemil olanca yoksulluğunun ardından gazete patronlarının emrine girerek zengin olmuştur. Tahsin’in Ahmet Onbaşı’yla konuşmasını kıskanıp hemen oraya gelir ve Ahmet Onbaşı’ya sigara uzatır.

Ahmet Onbaşı, “Ha dayan hemşerim sonuna vardık” sözüyle meşhurdur.

Burhan Özedar da bu bölümde anlatılan zenginlerdendir, ayrıca Burhan Özedar, karakterce kısmen iyi olan nadir insanlardan biridir. Burhan Özedar’ın hikayesinin anlatılmasında Rumi takvimden Miladi’ye geçiş dikkat çekicidir. 1300’lü yıllar bir satır sonra 1900’lü yıllara evrilir.

Sigara kağıdı sevkiyatı sayesinde belli bir sermayeye ulaşmış, hastane, yol ve camiler yaptırmıştır. Oldukça zengindir, içki içmez ve parasının temelinde alın teri olmadığını itiraf eder: “Büyük parayı alın teriyle kazanamazsın / başkalarını bilmem, / benimkinin temelinde alın terim yok.” Ancak o da emek sömürüsü yapmaktan geri durmaz: “Ha, sonra atölyede iş saatlarını / beşer dakka, beşer dakka uzatın biraz.”

Burhan Özedar ile Tahsin bir masada otururken diğer masada Katolik ve tek eşli Mösyö Duval, Ressam Ömer’in kızı Cazibe Hanım, Ziya Gökalp’in öğrencisi, aydın Osman Necip oturmaktadır. En dipteki masada ise biri esmer (Doktor Faik) diğeri sarışın (Şekip Aytuna) iki kişi masadakiler hakkında konuşmaktadır. Doktor Faik hepsinin hikayesini bilmekte, yolcuların neden olduğu ölümleri ve kötülükleri Şekip Aytuna’ya anlatmaktadır. Doktor Faik’in: “Polis Müdüriyeti doktorlarındandım/şimdi değilim/Bir bozkır hastanesini başhekimliğini aldık.” cümlesinden onun, ileride bahsedileceği üzere, bozkır hapishanesinde yatan Halil’i tedavi eden doktor olduğu anlaşılmaktadır.

Yemekli vagonda Hikmet Alpersoy, Yahudi Mardanapal ile sosyal ve siyasi konularda sohbet ederken mutfakta garson Mustafa elindeki defterden aşçıbaşı Mahmut Aşer’e destan şeklindeki yazıları okumaktadır. Mustafa bu defteri hapishane ziyareti esnasında bir mahkumdan almıştır. Bu destanlarda Kuva-yi Milliye zamanı ve Milli Mücadele Dönemi anlatılır. Doktor Faik ile Şekip Aytuna bu sefer mutfağı gözlemlemeye ve onlar hakkında yorumlar yapmaya başlar.

Sonrasında Nuri Öztürk, Kartallı Kazım ve mahkumların konuşmalarına bir kere daha tanık oluruz. Kartallı Kazım ile Süleyman aynı köydendir. Koridorda başbaşa kaldıklarında Kartallı Kazım’ın icap ederse Halil’i hapishaneden çıkarma planını öğreniriz. Daha önce başkalarını da “selametlemiştir.” Ancak, öncelik Celal’dedir; çünkü Celal şairdir.

İkinci kitabın sonlarına doğru, Sirozlu Şakir’in Bilecik istasyonunu kaçırması nedeniyle duyduğu çaresizlik anlatılır.

İkinci kitabın son bölümünde tren Ankara Garı’na ulaşır. Mahkumlar kelepçeli olarak iner. Üniversiteli de inmiştir, Halil’i eserlerinden dolayı tanımakta ve ona yakın olmak istemektedir. Mahkumlar nezarete alınır, Fuat gazete okurken Nuri Cemil’in vatanperverlikten bahsetmesine sinirlenir, çünkü samimi bulmamaktadır. Halil ise satranç takımını çıkarır, Fuat’la oynamaya başlarlar. Oyun pata biter; Halil’in gözlerindeki rahatsızlık ise kendini iyiden iyiye belli eder. Halil yakın zamanda kör olacağı endişesini taşımaktadır.

Ve son olarak Melahat ile vedalaşılır.

Üçüncü kitap, mahkum Halil’in cezaevindeki maceraları anlatılır ve bozkır hastanesi başhekimi Faik Bey’in intiharı ile sona erer.

Üçüncü kitapta bazı mahkumların hapishaneye düşme nedeni anlatılır. Nigar altı aylık bebeğiyle Mustafa’ya kaçmaktadır; ancak bebeği taşımak ağır geldiğinden onu kuyuya atar. Nigar ile Mustafa hapistedir. Koğuştaki ondört mahkumdan Mustafa’nın solundaki Hamza çiftliğinde çalıştığı Nuri Bey’in talimatı üzerine çobanı öldürür. Hapse girmeyeceğini, girse bile ona bakacağını söyleyen Nuri Bey sözlerini tutmaz. Nuri Bey’i savcıya şikayet etmeyi düşünür ancak Nuri Bey’den kormaktadır.

Halil’e başgardiyanın odasını verirler, tek başınadır, etrafı kitaplarla çevrilidir.

Hapishane avlusunda terzi, kalaycı ve aynacıların çalıştığı on iki dükkan bulunmaktadır.

Üçüncü kitap, eserin en uzun bölümüdür. Bu bölümde dükkan sahiplerinin hikayeleri ve sohbetleri detaylı olarak anlatılır. Halil ile eşi Ayşe arasındaki mektuplaşmaları yine bu bölümde okuruz. Büyük bir özlem ve aşk her satırında kendini belli eder.

Halil, gözlerindeki rahatsızlıktan ötürü hastanede tedavi altına alınır. Onu Doktor Faik tedavi etmektedir. Doktor Faik, insanlar hakkındaki gözlemlerini yapmaya devam eder. Bağırsağı düğümlenen kadının kocasını Halil’e anlatır.

Doktor Faik, ölümü son zamanlarda oldukça fazla düşünmeye başlamıştır. Sonunda öleceğini bilmek, 48 yaşındaki doktoru hayata küstürmekte, yaşlanma korkusunu artırmaktadır.

Halil hastanede parmağını pres makinesinde ezmiş olan “canım ciğerim/on üç yaşındaki işçi Kerim” ile tanışır. Birlikte doktoru arayadursunlar, Doktor Faik çoktan intihar etmiştir.

İki kısımdan oluşan dördüncü kitap, radyo antenlerine çarpan ve ayağı kırılan bir leyleğin, Radyocu Cevdet Bey tarafından radyoya alınmasıyla başlar, daha sonra hububat üreticileri-ağalar-toprak mahsulleri ofisi üçgeni arasındaki olaylarla devam eder. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya – Rusya savaşı esnasında asılan Tanya’ya bir ağıt ile sona erer.

Leylekler göç etmek üzere toplanmaya başlar, ancak içlerinden biri “üç nokta vilayeti”nden (Bir görüşe göre Antalya) radyo antenlerine takılır. Radyoman Cevdet Bey, kuşun kırık ayağını sarar ve kanatlarını yolar. Böylece “Hacıbaba” şeklinde hitap ettiği leylek uçamaz. Can yoldaşı olmuşlardır. Cevdet Bey, ikinci dünya savaşının anlatımındaki en dikkat çeken karakterlerden biridir. Ancak öncesinde vilayetin varlıklı insanları Şerif Bey (Koyunzade), Hüseyin Yavuz, Mustafa Şen ve Ali Çâviş, Toprak Mahsulleri Ofisi şefi Kemal Bey’in ilişkisine hızlı bir geçiş yapılır.

Köylüler Ofis’e satmak zorunda oldukları ürün miktarının arta kalan kısmını bahsi geçen ağalara düşük fiyattan satmaktadır. Ağalar ise daha yüksek fiyattan Ofis’e bu ürünleri satarak yüksek miktarda kâr elde etmektedir. Ofis Şefi Kemal Bey bu durumdan rahatsızdır ve ağalara hububatı düşük fiyattan alacağını söyler. Koyunzade Şerif Bey ürünü satmaz, Parti Müdürü’ne şikayet eder. Parti Müdürü zorluk çıkarmaması yönünde Kemal Bey’e sert bir talimat verir, ancak Kemal Bey direnir.

Kemal Bey kovulmayı beklerken köylünün isyanıyla karşılaşır. Şerif Ağa’nın hububatını yüksek fiyattan almayan Kemal Bey’den köylü buğday istemiyle ortalığı karıştırır. Kemal Bey çaresiz kalmıştır. Kolluk kuvvetlerini çağırmak üzereyken kararını değiştirir. Şerif Bey’in istediği fiyattan da fazlasını verir ve çarka ayak uydurarak ilk rüşvetini cebine koyar.

Dördüncü kitabın ikinci kısmı yine Cevdet Bey’le başlar. Atlantik Okyanusu’nun dibinde uzanmış yatıyorken yanına Münih’li Hans Müller ile İngiliz Harri Tomson yanına düşer. Bu iki asker de deniz savaşında ölmüşlerdir. Cevdet Bey ikinci dünya savaşını yaşarken, Halil, Ressam Ali ve Bethoven Hasan da radyo başındadır ve bir senfoni eşliğinde Almanya-Rusya Savaşı anlatılır.

Neden sonra Halil odasına döndüğünde Halil bir kez daha savaşı yaşar. Alman tanklarının şehri kuşatması, Moskova’ya girme amaçları, tanklara karşı direnen Rus askerleri, askerlerin teker teker ölümü ve 18 yaşındaki kızın asılması büyük bir trajediyle anlatılır. Burada yazarın gözyaşlarını hissetmek mümkündür.

18 yaşındaki bu kız partizandır, yakalanır ancak kimseye en ufak bilgi vermez. Asıl ismi Zoe olsa da Tanya olduğunu söyler. Tanya’yı anlatırken Nazım Hikmet kendi ağzından ona seslenir: “Tanya, Bursa Cezaevi’nde karşımda resmin… / Bursa’m yeşil ve yumuşak bir memlekettir. / Tanya, senin memleketini sevdiğin kadar ben de seviyorum memletimi… / Seni astılar memleketini sevdiğin için / ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim / Ama ben yaşıyorum, / ama sen öldün. / Sen çoktan dünyada yoksun, / zaten ne kadar az kaldın orda: / on sekiz senecik. / Doyamadın güneşin sıcaklığına bile...”

Dördüncü kitap Tanya’ya yazılan bu şiir ile sona erer.

Beşinci kitapta ise Halil’in karısı Ayşe’nin gönderdiği mektuplara yer verilir. Halil’in başka bir hapishanede yatan arkadaşı Fuat’ın tahliye edilmesi ve bu sırada gıda zehirlenmesinden ölen bir ailenin durumu ile kitap sonlanır.

Halil hapishanede marangozluk yapmaktadır ve elde ettiği parayı eşi Ayşe’ye gönderir. Ayşe eşinin orada bile çalışmasından duyduğu üzüntüyü mektubunda dile getirir. Beşinci kitapta mektuplara genişçe yer verilmektedir.

Daha sonra Ali Kiraz, kız kaçırıp abisiyle aynı evde yaşayan ve çıkan sorunlar nedeniyle eşi babasının evine giden Ahmet ve Çolak İsmail anlatılır. Ahmet ve Çolak İsmail’in oğlu Ömer, Koyunzade Şerif Bey’in tarlasında ırgattır. Çolak İsmail portakal yedi diye karısını öldüresiye döven bir psikopattır. Aynı şiddeti çocuklarına da göstermekten çekinmez. Ömer Çolak İsmail’den ayrılıp şehirde iş bulup yaşamaya başlar; ancak, köyde kas gücüne ihtiyaç olduğundan Çolak İsmail oğlunu yeniden eve götürmek istemektedir. Ayrıca Ömer’in kazandığı paralarda da gözü vardır. Ancak Ömer parayı, Almanlardan gemiyle kaçmaya çalışan Rumlara verince yine sert bir tepkiyle karşılaşır.

Halil, çok sevdiği işçi Kerim’in derslerine yardımcı olmaktadır. Bu sırada Remzi Efendi de Halil’in ziyaretine gelmeye başlar. Remzi içten bir insandır, ziyaretleri esnasında siyasi görüşlerine ilişkin Halil’e sorular sorar. Bu bölümde Halil dünya görüşü ve siyasi anlayışı hakkında bilgiler verir.

Beşinci kitabın son bölümünde Fuat hapishaneden çıkar. Sokakta özgürlüğün tadını çıkarır. Salladığında kolu demir parmaklıklara çarpmayacaktır artık. Fuat İstanbul’a döner ve köprünün üstünden bir ambulansın geçtiğini görür. Ambulans yemekte zehirlenen bir haneye gitmektedir. Komiser bunun geçim sıkıntısından kaynaklı ailece bir intihar olduğunu düşünmektedir. Ona göre deri fabrikasında çalışan adam kendiyle birlikte tüm ailesini zehirlemiştir. Ancak on üç yaşındaki bir kız yaşamaktadır, ambulansa bindirilir.

Sağlık memuru ile komiser ayrıldıktan sonra karşı odadan bir ihtiyar bir adam cenazelerin başında kalır ve ölünün ceplerini karıştırmaya başlar. Ekmek karnesini bulur. Bu sırada mahalle mümessili gelir, karneyi ister, kuponları bölüşür. Sonrasında kuponları satması için ihtiyarla pazarlık yapar. İhtiyarın tepkisi manidardır: “Yetmiş beş kuruş da senin olsun, istemem / Burda durma haydi git / Allah belamızı versin / ikimizin de…”

Kitaba İlişkin Değerlendirmeler

Birçok farklı hikayeyi tüm çıplaklığıyla barındıran bu kitabı tüm yönleriyle ele almak imkansızdır. Üzerinde ne kadar konuşulsa konuşulsun mutlaka eksik kalan bir şeyler olacaktır.

Cevdet Bey, Doktor Faik, hastane çalışanları ve Halil’in kader arkadaşları nadir iyilerden olsa da kitapta neredeyse herkesin bir kusuru bulunmaktadır. Bir kısmı da safi kötüdür. Bu kadar kötülük karşısında insanın midesinin bulanması işten değildir. Ancak bu kitap günümüzde yazılsa daha korkunç bir manzaranın karşımıza çıkacağını düşündürmektedir.

Memleketimden İnsan Manzaraları, Mutlaka okunmalı ve başucu kitapları arasında yer verilmelidir. Gözlemler, tespitler, karakterler ve anlatım neredeyse eşsizdir.

Yazar: Gökhan İPKİN

Memleketimden İnsan Manzaraları Yorumları

Memleketimden İnsan Manzaraları Yorum beğenerek okuduğum bir şiir kitabıydı

16-07-2017 23:24 !!

Yorum Yaz

:: Nazım Hikmet ::
:: Tavsiyeler ::
:: Kitap Rehberi ::
:: En Son Yorumlar ::


reklam veriletişim • © 2017 YazarOkur Kitap.