Beyaz Kale

Orhan Pamuk Beyaz Kale
Kitabın Yazarı:
Kitap Türü:Yerli Romanlar
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Yayınlandığı Yıl:1985
Sayfa Sayısı:152
ISBN:9750826306
Kitap Puanı:
5.8 / 10 | Oy: 57 | Yorum: 6
Editör Puanı:8
Fiyat Listesi / Satın Al
YazarOkur:bedava al
HepsiBurada:12,73 TL
KitapYurdu:13,30 TL
Sözcü Kitabevi:14,25 TL
D&R:14,44 TL
e-kitap,pdf,epub: *


Oy Ver

5.8
Berbat Sıkıcı Ehh işte Güzel Harika
Ehh işte

Yorum Yaz

Kitap Türü:Yerli Romanlar, Tarihi

Arka Kapak Bilgisi

Beyaz Kale Özeti

Orhan Pamuk Beyaz Kale


17. yüzyılda İstanbul’da geçen hikâye, Venedik’ten Napoli’ye giden bir geminin, Türk gemilerince esir alınması ve gemideki 23 yaşındaki (aynı zamanda hikâyenin de anlatıcısı) Floransalı gencin esir düşmemek için kendini hekim olarak tanıtmasıyla başlar. Bu genç, esasen bilim & sanat okumuş; astronomi, matematik, fizik ve resim sanatına ilgi duymuş ancak tıp okumamıştı. İstanbul’a geldiklerinde ise genç, zindanlarda yine hekimlik yaparak insanları iyileştirmeye devam eder, Türkçe öğrenir ve bu sırada hem para kazanır hem de Paşa’nın ilgisini çekmeyi başarır. Bu sırada, Paşa’nın da basit bir sağlık sıkıntısı vardır ve bunun üzerine gencin ününü duyan Paşa da onu çağırır. Floransalı genç köle, Paşa’ya özel hazırladığı karışımlarla onu iyileştirir. Bir süre sonra, Paşa, köleyi tekrar yanına çağırır ve bu esnada köleye tıpatıp benzeyen (köle, bu adamı ilk gördüğünde onun yerinde olması gerektiğini hayal eder) ve Paşa’nın, Hoca diye çağırdığı bir adamla köleyi tanıştırır. Bunun üzerine, Paşa bir düğün düzenlemeye karar verdiğini ve düğünde kullanılacak fişeklerle ilgili de kölenin Hoca ile birlikte çalışmasını ister. Hoca ve kölenin düğüne dair yaptıkları plan başarıyla sonuçlanır. Aradan geçen belli bir süre sonra, bir gün, Paşa, köleye Müslüman olmasını emreder ve bunun aksi halinde idamına karar vereceğini açıklar. Ancak köle hiçbir şekilde dinini değiştirmeyi kabul etmez ve bunun üzerine, idam sırasında Hoca’nın belirişi ile köle kurtulur. Paşa ise oluşan durum sonrası köleyi, Hoca’ya hediye ettiğini söyler. Artık genç ve bilgili köle, Hoca’nın kölesidir. Birlikte aynı evde, çoğu zaman aynı odada ve masada geçirdikleri süre boyunca, Hoca, köleden bildiği her şeyi ona öğretmesini ister ancak bu sırada aralarında sürekli bir rekabet de söz konusudur. Köle de Hoca’dan bir şeyler öğrenir ve bu iki kişi çoğunlukla astronomi ve gezegenler üzerinde konuşurlar. Konuyla alakalı henüz çocuk yaşta olan Paşa’ya da bilgi verirler ve onu etkilemeye çalışırlar. Ancak Paşa’nın çok sevdiği hayvanlara, özellikle de aslanına duyduğu ilgi karşısında Hoca’nın da çok fazla bilgi sahibi olmadığı bu konu hakkındaki cevapları Paşa’yı etkileyebilmeyi başarır. Bundan sonra Hoca’nın hayali Paşa’nın yardımı ve desteği ile bir rasathane ya da bir bilim evi kurdurmaktır. Zaman ilerledikçe Hoca değişmeye başlar. Çevresindeki insanların bilgi bakımında yoksun ve eski kafalı olmaları Hoca’nın başka sorulara yönelmesine sebep olur. “Neden ben benim?” sorusu karşısında ise köle ile efendi arasında yazmakla başlayan yeni bir rekabet konusu açılır. Kölenin yazdıkları, daha çok kendi ülkesini ve anılarını içerirken; Hoca’nın yazıları pişmanlıklar içerir. Dolayısıyla, Hoca yazdığı her şeyi okumadan siler.

Bu sırada şehirde veba salgını yayılmaya başlamıştır. Bu durum Hoca ve köle arasındaki ilişkiyi yeniden değiştirir. Vebanın kendisine bulaşmasından aşırı derecede korkan köle karşısında, Hoca durumla ilgili kendisini daha da korkutmak ister çünkü bu durum Hoca’ya hem keyif verir hem de köleye cesaretle ilgili ders verme olanağı. İlerleyen günlerde ise köle sürekli evden kaçmayı düşünür ve sonunda Heybeliada’ya kaçar. Burada daha önceden bir şekilde biriktirdiği parası ile bir balıkçının yanında kalır. Bu süreç boyunca ise Hoca ve evde yaşadıkları hiçbir zaman aklından çıkmamış ve kimi zaman Hoca’nın öldüğüne dair düşünceler beslemiştir ta ki bir gün aniden Hoca’yı karşısında görünceye kadar. Hoca kızgın değildir köleye çünkü zaten onun nerede olduğunu ilk günden itibaren bilmektedir. Hoca, Padişahın kendilerinden vebayı durdurmalarını istemiş olduğunu ve bunun üzerine ikisinin de İstanbul’a dönerek bu iş için çalışma yapmaya başlamaları gerektiğini söyler. Bunun üzerine İstanbul’a dönen Hoca ve köle çalışmalara başlarlar ve ilk olarak da insanların evlerinden çıkmamalarını, çarşının belirli aralıklarla kapatılmasını ve Yeniçerilerin de sürekli olarak devriye gezmelerini önerirler. Bu öneri karşısında Padişah olumlu bir yaklaşım sergilerken vezir ve yardımcıları bunu mantıklı bulmazlar çünkü çarşı aynı zamanda ticaretin de yapıldığı önemli bir yerdir. Ancak Padişah’ın kesin emri üzerine, öneriler kabul edilir ve bu vakitten sonra gerçekten de vebadan ölenlerin sayısı azalmaya ve salgın sona ermeye başlar. Bu başarının üzerine Hoca, Baş müneccimliğe getirilir ve hep hayal ettiği gibi Padişahla yakın ilişkiler kurar. Artık Hoca her gün saraya gider ve Padişah’ın rüyaları ve genel konular üzerine konuşurlar. Bu sırada köle ise sürekli evdedir. Konuşmalar esnasında Hoca, Padişah’ın aptal bir delikanlı olduğunu söylemeye başlar. Bir gün, Padişah Hoca’dan düşmanları yenecek bir silah yapmasını ister. Böylece Hoca saraya daha seyrek gitmeye başlamakta, zamanını bu silahın yapımına ayırmakta, onun yerine ise saraya köle gitmeye başlamaktadır. Kölenin saray ziyaretleri ve Padişahla konuşmaları sırasında Padişah’ın hiç de aptal olmadığını düşünür ve sürekli Hoca ile benzerliklerinden bahseder. Dört yıl süren silah yapımı ise Hoca’yı dönüştürdüğü gibi köleyi de dönüştürür. Bu sırada sarayda geçirdiği vakitler sayesinde, hayattan zevk almaya başlayan ve kilo alan köle, artık ülkesini ve anılarını düşünmemektedir. Bu sırada Beyaz Kale denilen bir yeri almak için sefer düzenlenir ve Hoca’nın yaptığı silah da bu seferde kullanılacaktır. Ancak yapılan silah hem olumsuz hava koşullarına hem de seferin stratejik önemine uygun değildir. Bunun üzerine hem askerler hem de Padişah öfkelenir. Bunun üzerine Padişah, Hoca’yı çadırına çağırır ve uzun süre de oradan kimse çıkmaz. Bu esnada ise köle, Hoca’nın öldürüldüğünü düşünmeye ve sıranın kendine geleceğini düşünmeye başlar ama böyle olmaz. Sabaha karşı gelen Hoca ile köle, birbirlerinin hayatları hakkında detaylı ayrıntılarla konuşmaya başlarlar. Sonrasında ise köle ve Hoca sonunda gerçekten yer değiştirir. Elbiselerinin yanı sıra Köle, Hoca’ya yıllarca sakladığı madalyonunu ve yüzüğünü verir. Bunun üzerine Hoca yavaş yavaş ayrılır çadırdan. Yer değiştirmelerinden sonra Padişah ile bir iki kere daha görüşen köle, Padişah’ın baştan beri kitapları, takvimleri ve kehanetleri kölenin yazdığını bildiğini fark eder. Bunun üzerine, köle de öldürülme korkusundan yavaş yavaş sarayı ve görevi bırakır.

Aradan geçen yıllar boyunca, Gebze’ye giden köle; para biriktirir, bir ev satın alır, yaşlanır, evlenir ve dört çocuk sahibi olur. Ancak ne yaşadıklarını ne de Hoca’yı asla unutamaz. Köle’nin evine ise bir gün yaşlı bir adam gelir ve köleye yaşadıklarını anlatır. Bu durum köleye yeniden yazması gerektiğini hatırlatır. Bunun üzerine Hoca’yla geçirdiği günleri anlatan kitabını bitirmeye karar verir. Başka bir gün İstanbul’dan kendi evine doğru gelen bir atlı görür. Gelen kişi köleye, Hoca’nın kendisini gönderdiğini, geçen zaman süresince Hoca’nın bir yığın kitap yazdığını, zengin olduğunu ve hatta kölenin boşanan nişanlısı ile evlendiğini ve onların evlerine taşındığını anlatır. Yeni yazdığı kitabının adını ise “Orada Tanıdığım Bir Türk” olduğunu söyler. Bunun üzerine köle de Hoca ile ilgili bir kitap yazdığını söyler ve gelen kişi bu kitabı okumaya başlar ve bitirir. Okuma sırasında adam şaşkın ifadelere bürünür ve köle de bunun çoktan farkındadır.

Orhan Pamuk’un Beyaz Kale Romanının, salt kurgudan ziyade felsefi varoluş sorunlarına da değinebileceğini gösteren kitap, kafkaesk tarzına sahip olan kurgusunun okuyucu tarafından daha çok okunması istencini uyandırıyor. Doğu- Batı’nın bitmek bilmeyen diyalektiğinde ise, bilginin/bilme ediminin, ontolojik anlamda sorgulamasını da içermektedir kitap. İbni Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözünü bir şekilde kutsayan kitap, bilginin vatanını da çizmektedir. Roman, ancak, yine de insanın apriorik olarak sahip olduğu yarar sağlama dürtüsü kimi zaman bilginin/öğrenmenin yerine geçebileceğini de gösteriyor. Kitap akışında, çoğu zaman, kimin kim olduğunu kestirmek çok da kolay olmuyor. Dönüşen ilişkiler yanı sıra birbirleri olmaya başlayan iki ana karakter, bu tadına doyum olmayan karmaşanın fitilini ateşleyen başlıca sebep. Ayrıca, kurgudaki karakterler ve mekân/zaman detayları okuyucuda “Acaba bu romanda anlatılanlar gerçekten yaşandı mı?” sorusunu akıllara getiriyor. Bu soru da kitapta kullanılan her türlü malzeme arasında bağlamsal ilişkilerin ne denli kuvvetli olduğunun bir göstergesini oluşturuyor. Kitabın/romanın özgünlüğü açısından bakıldığında ise bazı detaylarda Da Vinc’nin hayaletinin ortaya çıktığı ve bu güçlü benzerliklerin kitabın özgünlüğünü az da olsa örtmekte olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır.

Yazar: Sevil Zengin

Beyaz Kale Yorumları

Beyaz Kale Yorum orhan pamukun ne kadar mükemmel bir yazar olduğunun bir örneği beyaz kale romanı mutlaka okumalısınız

25-05-2016 23:54 !!

Beyaz Kale Yorum hep orhan pamuk okumak isterdim benim adım kırmızıyı okudum birşey anlamadım dili çok ağır geldi şimdi beyaz kale kitabını okudum çok beğendim orhan pamukun diğer kitaplarını da okumak istiyorum

17-10-2016 18:58 !!

Beyaz Kale Yorum bu adamın yazdığı kitaplardan hiçbirşey anlamıyorum bende sorun sanırım şimdiye kadar okuduğum hiçbir romanını beğenmedim ama adamı herkes beğeniyor

14-11-2016 21:36 !!

Beyaz Kale Yorum çok güzel bir kitap

18-11-2016 11:00 !!

Beyaz Kale Yorum mükemmel bir roman inanılmaz bilgiler var boşa yazılmış gibi değil çok beğendim

22-11-2016 09:33 !!

Beyaz Kale Yorum cox gozel yazar.menim adim kirmizi romanini oxudum.cox beyendim.

15-01-2017 20:19 !!

Yorum Yaz

:: Orhan Pamuk ::
:: Tavsiyeler ::
:: Kitap Rehberi ::
:: Yazarlar ::
:: En Son Yorumlar ::


reklam veriletişim • © 2017 YazarOkur Kitap